Eğer senden “ Mevlana
kimdir?” diye sorarlarsa, görmediğini ve işitmediğini söyle.
Yani “ Onun ne ululuğunu
görebilirsin, ne de sırlarını işitebilirsin” diye cevap ver.
Sonra “ On man ekmeği (Tanrıdan
gelen ekmek) çiğneyip yakadan aşağı dökmek daha kolay, fakat bir man ekmeğini
yemek daha zordur.”
Çünkü bu zahir (görünenleri
bilenler) bilginleri, malum bilginlerin ilimlerini çiğner ve dökerler.
Eğer okumadan gerektiği gibi
yutsalardı, çiğnemek zahmetinden kurtulurlar ve susmayı kendilerine adet
edinirdiler” buyurdu.
ŞİİR:
“ Sözden altmış fersah uzağa
kaç,
Çünkü sen söz tuzağı yüzünden
bu kapana düşmüşsün”
***
Hâkim Senai hayatının son
zamanlarında (Tanrı’nın rahmeti onun üzerine olsun) dilinin altında bir şey
mırıldandı.
Muhipler (sevgi ile bağlı
olanlar kulaklarını onun ağzına götürdüler, bu beyti söyledi söylediğini
işittiler.
ŞİİR:
“ Ben insanların iyiliği için
dünya zindanında kalmışım.
Zindan nerede ben nerede?
Kimin malını çalmışım”
Dostlar şükürler edip baş
koydular ve sevindiler.
***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark
İslam Klasikleri 29, Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
***
Neler öğrendik:
Man ekmeğinin Tanrıdan gelen, ekmek olduğunu öğrendik.
Bu ekmeğin dua edildiği zaman gökten indiğini öğrendik.
Ekmeğin güç ve tokluk
verdiğini öğrendik.
Ekmek üstünden ilahi sırların
aşağıya indiğini öğrendik.
Büyüklerin ululuğunu kolayca
anlayamayacağımızı öğrendik.
Büyüklerin sırlarını kolayca
işitemeyeceğimizi öğrendik.
Çiğner ve döker: gelir-gider,
yani içselleştirilmemiş demek olduğunu öğrendik.
Man ekmeğini yemek: Tanrı’dan
gelen bilgiyi içselleştirerek yaşamına katılması anlamında olduğunu öğrendik.
Okumadan yutmak: İnanarak,
hiç şüphe duymadan doğru kabul etmek olduğunu öğrendik.
İlahi bilgiyi
içselleştirenin, sırlara ulaşanın susmayı tercih ettiğini öğrendik.
İşte böyle yaren,
Bazı bilginler edinilmiş
bilgiyi bir müddet konuşurlar sonra o bilgi aynı konu bir daha ortaya çıkana
kadar söz etmezler.
İlahi bilgi içselleşir
kanınca, canında, gönlünde, nefsinde, kalbinde, uzuvlarında olumlu ve kalıcı
etkiler yapar.
Ezberden ve kalıplardan,
baskılardan kurtulur hakikat üzerine yeniden şekillenirsin.
Tanrı sanatını öğrenir
öğrendiğin bu sanat üzerine duyuş, düşünüş ve davranışların oluşur.
Candan sarılırsın,
sahiplenirsin, özüne katar yeni bir kimlik oluşturursun.
Kendine ve çevrene ebedi
faydalar saylayacak duruma gelirsin.
Büyüklerimiz bizim
faydalanmamız için ömürlerini tüketmişlerdir.
Kendi çıkarlarına
çalışsalardı, şimdi ne adaları kalırdı ne şanları.
*
RAVLİ