Sahib, Seyyid hazretlerinden
müsaade aldı.
Suhreverdi Seyyid
hazretlerinin yanına geldiği vakit, onu toprak üzerine oturmuş bir halde olarak
gördü.
Seyyid hiç kımıldamadı.
Şeyh uzaktan baş koyup
oturdu.
Aralarında hiçbir söz
geçmedi.
Şeyh Şahabeddin Suhreverdi
ağlayarak kalkıp gitti.
Müritleri ona “ Sizin aranızda
hiçbir sual ve cevap vaki olmadı.
Aranızda bir kelime de
geçmedi.
Sebep ne idi” diye sordular.
Şeyh “Hal” ehli yanında “Kal”
dili değil “Hal” dili lazımdır” dedi.
Şiir:
“ Görenin huzurunda susmak
sana faydalıdır.Bundan dolayı (susunuz) hitap varit oldu.
O halde git itaat etmek üzere
bir şeyhin,
Bir üstadın emri gölgesinde
sus”(Mesnevi şerhi VI.405-IV.784)
Zira o “Hal” olmaksızın
yalnız “Kal” ile gönlün müşkülleri çözülmez.
Sahip Şemseddin ve
arkadaşları şeyhten “Onu nasıl gördünüz” diye sordular.
O da “Mana incileriyle ve
Muhammed Hazretlerinin hakikat sırlarıyla dolu, çok zahir olmakla beraber son
derece de gizli ve çok dalgalı bir denizdir ve zannetmiyorum ki, bütün dünyada
Mevlana Celaleddin hazretlerinden başka biri onun hakikatine ulaşsın ve onu
anlasın” dedi.
Tanrı doğrusunu daha iyi
bilir.
***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark
İslam Klasikleri 29, Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
***
Yaren,
Kal ilmi, ancak ustasına,
kıymetini bilene bildirilir.
Dinin esaslarını öğrenmek ve
uygulamaktır.
KAL DİLİ:
Kuranı Kerim ayetlerine göre
konuşulan bir dildir.
Örnek: Birisi sorar cevap
verende o konuda ilgili ayeti ona söyleyerek cevap verir.
Açılım yoktur.
Soru sahibi o ayete göre
anlar, durumu değerlendirir, ne yapacağına karar verir.
Cevap gerekiyorsa başka bir
ayetle cevaplar.
(Kal) ilmini bağışlamak bu
konuda sahip olduğu ilahi sırları o kişinin gözüne bakarak gözden göze nur
aktarımı ile verilmiş olduğu manasınadır.
Çalışarak da elde edilir.
*
HAL İLMİ:
Özü sözü bir olarak kalbe
dolan mana, cezbe (kendinden geçiş), baygınlık, coşkunluk gibi manevi geçişe
denir.
Kulun kastı olmadan meydana
gelir.
Allah vergisidir.
Hal sahibinin halinde
değişiklik yapar ve onu renkten renge sokar.
Kişi gönlünden geçirdiklerini
kalbinden söyler, bu dili bilen bu sözü kalbinden duyar, anlar ve yine gönlünden
geçirerek kalbinden cevaplar.
(kalp gözü, kalp kulağı,
gönül gözü, gönül kulağı, can gözü, can kulağı) arasındaki işletişimdir.
Mesafenin önemi yoktur.
Söz yoktur, vücut dili
yoktur.
Ağız oynamaz, kulak duymaz.
Gönülden gönüle konuşmadır.
Tanrı, Peygamberimizin
gönlüne vahi olarak sözlerini koymasının diline hal dili diyoruz.
(Can gözü, can kulağı ile
iletişim)
Hz. Mevlana için kitabı var
ama peygamber değil demelerinin sebebi bu dilde konuşmasıdır.
Baha Veled hazretleri bu dili
Seyyid Burhaneddin Tirmizi’ye öğretti ve bağışladı, o da Mevlana Celaleddin-i
Rumi’ye öğretti ve bağışladı.
Yaren (Hal) ilmini bağışladım
demekle bu konuda bu sahip olduğu ilahi sırları Mevlana hazretlerine anlatması,
gözden göze nur aktarımı ile verilmiş olduğu manasınadır.
*
İLİM:
Bilme, biliş, bir şeyin
doğrusunu bilme.
Allah’ın sıfatıdır.
Aşktan sonraki en büyük
ismidir.
Allah’ın ilmi her şeyi
kuşatmıştır.
Gizli veya açık, olmuş veya
olacak her şeyi layıkıyla bilen odur.
*
RAVLİ