25 Mayıs 2012 Cuma

HAKKA ŞEMS-İ TEBRİZİ VE HAKKA GİDEN İKİ YOL

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

Söz ustalarını yanında, söz söylemek edebe uygun değildir.
Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez.

Nasıl ki parayı sarrafa götürürler:
“ Kalp akça (Sahtelik) varsa onları ayır” derler.

Ama sarraf âşık ise, konuşanın dostu veya müridi ise, (Dostun çirkinlikleri güzel gözüktüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir.

Sevenin gözü kör, kulağı sağır olur” derler.
İşte dost da, konuşanın tatlı sözlerine âşık olur.

Buna cevap olarak deriz ki:
Bütün âşıklar böyle olmaz, her âşık çirkini güzel görmez.

Âşıklar vardır ki, her şeyi olduğu gibi görürler.
Çünkü onlar Hakk’ın nuru ile görürler.

Nasıl ki:
“ Müminler Allah’ın nuru ile bakarlar” buyrulmuştur.
O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar.

Nasıl ki Hazret-i İbrahim:
Ben, batan, kaybolan şeyleri sevmiyorum” demişti.

ŞİİR:
Gelip geçici güzelliklere erenlerin (Sahip olanlara) gönül bağlanması imkânsızdır.

Âlemde görünen her bozukluk, hep halkın birbirini taklit etmek suretiyle inanmasından yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar.

Bir azize bir elem erişir.
Bilmezler ki, o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur.

Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli, diğer bir anda da pek soğuktur.

MISRA:

Taklit ehlini Müslüman saymak nasıl olur?

Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir?
O kendi nefsinde azizin azizidir.

Âlemin viran olmasına sebep olur.
Nasıl ki Kuran’da:
Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden, onları şiddetli azap ile alıp helak etti
(Hâkka suresi 10) buyrulmuştur.

Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür.
Nihayet perdeyi kaldırır, o itikadden vazgeçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür.

Ama onun niçin öldürdüğünü açık söylemez ki, halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin.
Onun yeterliliğine karşı beslediği güven eksilmesin.

Dedi ki:
“ Eğer bunu açıklamazsa bu, halkı sapıklığa (Doğru yoldan çıkmaya) düşürmek olur”
Yine dedi ki:
“ Nasıl açıklayabilir; onun kendine güveni kalmamıştır.

İhlâs ehli ( Katışıksız, temiz, doğru sevgi, gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık) odur ki, itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar, açıklamasa da”

Dervişin biri şöyle dedi:
“ Görüyorsun ki, geçen geçti.
Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir?

Görüyorsun ki salah (İyileşme), dürüstlük ancak senin dışındadır, içinde değil, yoksa benim dostum olurdun.
Eğer bu makama baş koysaydın.

Bu makam öyle bir Tanrı erinin makamıdır ki, onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir”

Yahudi’ye sorsan ki:
“ Hıristiyan mı iyidir, yoksa Müslüman mı?
Muhakkak Müslüman iyidir”  der.

Bu soruyu Hıristiyan’a sorsan:
“Yahudi mi iyidir, yoksa Müslüman mı?
Muhakkak Müslüman der.

Bunları öğretmek şu sebeple gerekir ki, senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır.
Bu da iyi bir talihtir. (Talih: Rastlantıların düzenlediği, böylelikle insanlara iyi ya da kötü durumlar hazırladığı sanılan inanç, şans. Baht.)

Bu da onun için iyi talihtir.
Kuran’da:
Herkes su içeceği yeri bildi
( Bakara suresi 60 ) buyrulmuştur.

ŞİİR:

Dosta erişmek için durmadan koşuyorum,
Ömrüm sona yaklaştı ben hala uykudayım.

Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye
Ya o geçen günleri ben nereden bulayım?

Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir:
Bu da, ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki, nebilerle veliler bu yoldan yürümüşlerdir.

Yahut da ilim tahsili yoludur.
Bu yol mücadele ve tasfiye yolu, yani cehaletle savaş, kötülüklerden içini temizleme yoludur.

Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir?

Kuran’da:
Eğer yaratılmanız, tekrar dirilmeniz, bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir.
Allah işitir ve görür
(Lokman suresi 28) buyrulmuştur.

Peygamberlerin, ümmetleri hak yoluna çağırmaları, onlara karşı:
“ Ey yabancı kişi!
Surette sen benden bir parçasın, bundan niçin haberin yok?

Ey parça gel, bütünden habersiz yaşama!
Bunu anla ve bana yaklaş, benimle tanış” demektir.

Ama onlar derler ki:
“ Hayır, kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam, seninle kaynaşmam”

Hülasa o açık halvetlerde (Buluşmalarda) ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne, tecelli tecelli üstüne gelir.

Sordular:
“ Tevevvün (Değişiklik) bu mudur ki, bir saat ibadetle meşgulüz, bir saat de yiyip içmekle?
O, nefsin riyazetidir.
Bu da nefsin terbiyesi”

“ Hayır, bu nebiler ve veliler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler.
Nefislerini değil.
Nasıl ki cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir derler.

Bunda bir uygunsuzluk yoktur.
Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma!

Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette, hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü.

İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye (seviyeye) eriştirsin.
Sağlığı korumak, sağlık aramaktan, günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır.

Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi terk ettikten sonra sabır yolunu tutarsın.
“ Niçin bu kadar sabretmedim?” diye kendi kendine söylenirsin.

O, zaman bu kadarcık sabrın neye yarar?
“ Bizim için sefer etmek gerekmez” diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın (keyfiyet) içindir.

İş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur.
Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim.

Bunu kendi kendime yapayım, sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım dedim.
Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer, yani denilebilinir ki, o kadar emirler, nehiyler (Yasaklar) ne oluyor?

                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:
1.    Düşünce düzeyinde olanın dinleneceğini, kendini ululayan konuşmanın dinlenmeyeceğini öğrendik.
2.    Âşıkların iki türlü olduğunu öğrendik, birinin çirkinliklere karşı kendini kör ve sağır ettiğini, diğerinin olduğu gibi gördüğünü öğrendik
3.    Bütün bozuklukların kaynağının taklitçilik olduğunu öğrendik.
4.    Taklitçilik insanı şüpheye götürerek görüş zayıflığı sağladığını sonunda inançtan uzaklaştırdığını öğrendik.
5.    İyileşme ve dürüstlük isteği kişinin içinden gelirse Tanrı dostları onu kendilerine dost edip yetiştirdiklerini öğrendik.
6.    Katışıksız, temiz, doğru sevgi, gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık olanın kendisinin yanlış yaptığı zaman yanlış işi açıkladığını ve yorumladığını başkalarını yanlış yola gitmelerine sebep olmaktan koruduğunu ve halka karşı güvenini kaybetmekten korkmadığını öğrendik.
7.    İmanını değil de nefsini kendine sevgili edinenlerin ıstırap çekeceklerini öğrendik.
8.    İnançlı Müslümanları kendi yetersizlikleriyle ve kendi zanlarıyla ve gerçeği olduğu göremedikleri için yanlış yorumlar yaparak suçlayan, öteleyen, suçlu gibi gösterenlerin Tanrı erlerinin dostu olamayacağını öğrendik.
9.     

İşte böyle yaren,

İç âlemimizi (Can, kalp, gönül, ruh, nefis, akıl) tanımak, bilmek ve geliştirmek istiyorsak peygamber ve veliler yolunda olduğumuzu anladık.

Cehaletle savaş yapıyorsak, içimizi kötülüklerden temizlemeye uğraşıyorsak ilim yolunda olduğumuzu anladık.

Her iki yolda da peygamberlerle ve velilerle bağdaşmak, onları sevip yakınlaşmak suretiyle daha hızlı bir şekilde hakikatlere ulaşabileceğimizi, onların yardım ve desteğini, yolumuzu aydınlatacağını bin yılda alınacak yolu kısa bir sürede alabileceğimizi anladık.

Peygamberlerin ve velilerin davet edici sözlerini hep aklımızda tutmalıyız.
Onlar sen bizden birisin, asla yabancı değilsin, bütünün bir parçasısın, biz bir bütünüz GEL, YAKLAŞ, KAYNAŞ diye çağrılarını önemsememiz gerektiğini anladık.

Parçadan bütüne gitmemiz gerektiğini (Tüme varım) ve sonra bütünden parçayı görmemiz gerektiğini (Tümden geliş) önemsememiz yorumlarda bu yolu kullanmamız gerektiğini anladık.

Yanlış yapıp yanlışın getirdiği olumsuzlukları ortadan kaldırmak için uğraşacağımıza doğruyu öğrenip sabırla, sağlam durarak dayanıklılıkla iyiliklerle yol almamızın iyi ve doğru bir yol olduğunu öğrendik.

Sadece kitabi bilgilerin yeterli olmadığını, kişinin alışık olduğu ortamdan çıkmasını, hayatla yüzleşmesinin, ayrılık acısının insana verdiği hassasiyetle sahip olduğu değerleri ve eksiklikleri görmesi için seyahat etmesinin gerektiğini öğrendik.

Her zaman bize yardım edenlerin, yolumuzu aydınlatanların görünür ve görünmeyen âlemden olduğunu yine bizim kendimizi geliştirmeyip başkalarının kolayca kullanabilecekleri şekilde kalmamızı, bizi gütmek isteyenlerin olduklarını anladık.

Ne kadar temiz ve güzel un ve su olsa da, güzelce birbirine karışsa da, şekil de verilse de ille de sofraya konup nimet olması için ateş (Zorluklar, mahrumiyetler, tehlikeler, yorucu çalışmalar) görüp pişmesi gerektiğini anladık.
                                                *
RAVLİ