15 Nisan 2012 Pazar

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE AYNA VE KUSUR GÖRMEK

Şems Hazretleri âlimlere ders veren olduğundan (Hâkim) her sözünde kavramlar üzerinden ve işaret diliyle (Remz) anlattığından anlamakta güçlük çekebilirsin.

Anlamaya çalışmakta çok yararın vardır.
Okuduğun zaman uykunda sözlerin gerçekliğini anlarsın ama ifade edemezsin.

Sonraları tam bütünlüğe eriştiğin zaman ifade edebilecek duruma gelirsin)
                                          *
Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz.
Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa, kusuru kendinde bil, aynayı kötüleme.

Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ( Eksiklik,  ayıp, sakatlık, özür, yersiz hareket, suç, kabahat) ondan gizle, çünkü o benim dostumdur.
O hâl diliyle der ki: “ Bu elbette olmaz”.

Şems Hazretleri dedi ki:
Şimdi ey dost, elime ver de bakayım diyorsun!
Buna bir bahane bulamıyorum, sözünü kıramıyorum, ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vereyim (Kendi kusurunu kendin görmeni sağlamak için) diyorum.

Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem, belki ihtimal (mümkün değil dersin) vermezsin.
Eğer aynanın yüzü kusurlu desen daha beter olur.

Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım.
Şimdi diyorum ki, aynayı eline vereyim, ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme, aynada sonradan olmuş bil!

(Kendi kusurunu görenin bu kusurunun özünde olmadığını, sonradan olduğunu bilmelidir ve kabul etmelidir.)

Onu kendi hayalin bil yahut kusuru kendinde bul!
Bari benim yanımda aynaya bakma.
(Kusurunu gizle, görünür olmasın)
Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın.

Eğer kendine de kusur bulamıyorsan (Doğru yaptığından eminsen), bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim.
Aynayı kötüleme!

Dinleyen:
“ Kabul ettim, söz verdim” dedi.
“ Aynayı getir artık sabrım kalmadı”

Şems:
“ Ey üstat” dedi ve “ tekrar bir bahane bulayım, ola ki bu şarttan (koşuldan) vazgeçersin.
Ayna işi ince iştir.”

Dinleyen:
Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi.
“ Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim” dedi.

Biri:
Şart ve sözleşme şudur:
Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın (Her şeyi mahvetmeyeceksin, yani fena biriyim diye huyunu kötülemeyeceksin), onun cevherini kırmayacaksın!
(Kusur sınırlıdır, kusuru büyütüp genelleştirerek özüne saldırmayacaksın)

Cevheri kırmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın.
(Herkesi kıran yapıda olan biri bile olsa sen, o insanı kırmayacaksın)

Dinleyen:
“Hâşâ! (Asla)
Asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile.
Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem” dedi.

Biri:
“ Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi ( İyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik) göresin,
Bendeki vefayı (Sözünde durmayı) göresin!” dedi ve devamla:
“ Eğer aynayı kırarsan onun cevheri şu kadar, bedeli bu kadar.” Dedi ve buna tanıklar, deliller gösterdi.

Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı.
(Kişi kendi kusurlarını görmekten ve bunun sıkıntısına katlanmaktan kaçar)

Diğer dinleyen biri:
“ Eğer ayna iyi ise, o niçin bırakıp kaçtı” diyordu.

Hemen kendindeki aynayı kırmayı düşündü, yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü.
Yere vurmak istedi ama yapmadı.

Dedi ki:
Onun yüzünden ciğerim kan oldu.
Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar, bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi.

“ Keşke”
“ O şartlar, o tanıklar ve para cezaları olmayaydı.
Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim.” Dedi.

O bunu söylerken ayna da hâl diliyle ona şöyle çıkışıyordu:
“ Görüyorsun ya!
Ben sana ne yaptım, sen bana ne yapıyorsun?

Şimdi o kendini seviyor, bahaneyi aynada buluyor.
Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor.
(Kendini seven hoşuna giden istediklerini görür, kusurlarını görmezlikten gelir).

Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer.
(Ne kendini ne de kusurlarını gör, bakışın hakikat olmalıdır)

Bu ayna, Hakk’ın kendisidir.
O sanır ki ayna ondan başkasıdır.

Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir.
(Tanrıya yüzünü dönenlere, Tanrı da o kulunun yüzüne bakar)

Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır.
(Tanrı’nın insana ilgi duyar)

O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı.
( Bana bakıp kendini görmekten vazgeçseydi ilişki biterdi)
“ Ben gönlü kırıkların yanındayım” buyurmadı mı?

Sözün kısası, aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkânsızdır.
(İnsan kendine ne kadar ilgilenir gözükse de aslında ilgisi kendi dışında olanladır)

O, bir mihenk taşı (Hakiki olanla sahteyi birbirinden ayıran özellikte) ve terazi (Daima ölçer) gibidir, eğilimi daima Hakk’a doğrudur.

Bir defa ona desen ki:
“ Ey terazi!
Bu ağırlık azdır, doğru göstermiyorsun!
Doğruyu göster!

O ancak hak olan şeyi gösterir;
İki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır.

(Tanrı’yı ne lafla, ne çok ibadet etmekle etkileyemediğimizi, onun özelliğin hak ve hak edişi gösterir)

(Hak: Doğruluk, insaf, hakikate uygunluk, doğru gerçeklik, uygunluk)

                   ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:
1.    Gördüğümüz çirkinliklerin aslında yer ettiği kendimiz olduğunu öğrendik.
2.    Çirkinliğin göründüğü yerde değil, göründüğü yere yansıyanda olduğunu öğrendik.
3.    Dostumuzda gördüğümüz ama kendisinin göremediği kusuru yüzüne vurmamamız gerektiğini öğrendik.
4.    Kusuru söylemek yerine onun kendisinin bu kusuru görmesini sağlamak gerektiğini öğrendik.
5.    Kişinin o davranışı yanlış olduğunu, bunu geçmişten gelen bir kusur olmadığını, o an olan bir kusur olduğunu belirtmemiz ve kabul etmemiz gerektiğini öğrendik.
6.    Kendi kusurumuzu biliyorsak ve farkındaysak, karşımızdakini rahatsız etmemek için gizlememiz gerektiğini öğrendik.
7.    Bizim yanlışımızı bize söyleyene, gösterene kötü demememiz gerektiğini öğrendik.
8.    Ne olursa olsun özümüzü, huyumuzu bozmamamız gerektiğini öğrendik.
9.    Çok kırıcı bir insanla karşılaşsak bile onu kırmamamız gerektiğini öğrendik.
10.                      Kendini sevenlerin kendi gerçek yüzünü görmekten kaçtıklarını, bunu gösteren her ne varsa parçalamak istediklerini ancak parçalamanın bedelini ödememek için kaçtıklarını öğrendik.
11.                      Tanrı’nın ilgi ile insanlara baktığını öğrendik.
12.                      Beğenilen, ilgi duyulan bir başkasında o insanın kendini görmesinin, kendini bulmasının ilgiyi devam ettirip sağlamlaştırdığını öğrendik.
13.                      İnsanın ilgisinin kendine olduğu gözükse bile aslında hep kendi dışına olduğunu öğrendik.
14.                      İnsanın hep doğru-yanlış, sahte-hakiki ayırımları yaptığını öğrendik.
15.                      İnsanın hep ölçülere göre tanım yaptığını, değerlendirmeler yaptığını öğrendik.
16.                      İnsanın eğilimi daima Tanrı’ya olduğunu ve Tanrı’yı görmeye çalıştığını öğrendik.

İşte böyle yaren,

Görmeden maksat, yapılanların bilinmesi ve buna göre değerlendirme yapılarak karşılığının verilmesidir.
Bu Tanrı özelliğidir ve Tanrı’nın insana işiten ve gören özelliğini verdiğini öğrendik.

” …Biz insanı işiten ve gören yaptık”
( İnsan suresi 2)

Ayetlerden anladığımıza göre; Tanrı’nın bize baktığını, karanlıkta ve aydınlıkta gördüğünü, yaptıklarımızdan haberi olduğunu, buna göre ödüllendirdiğini veya caza verdiğini öğrendik.

Bu dünyanın imtihan dünyası olduğunu bilen ve bu sözlerin kıymetini anlar.
                                                *
Basireti bağlanmak:
 İyi düşünemez, gerçeği göremez bir duruma düşmektir.
                                                 *
Ansal körlük:
Gerçeklerle yüz yüze gelmeye karşı gösterilen direnç.
                                                  *
An (Zihin) :
İnanmak yoluyla bilinebilen doğaüstü bir varlıktır.
Eşdeğişle ruhtur veya Tanrı’ya işarettir.
Anı yaşama becerisi kazananlar, Tanrı’nın izin verdikleridir ve Tanrı ile birlikte yaşama becerisi kazanabilmiş olanlardır.
                                                    *
Ansal sağlık:
Kişinin iyi uyumlu olduğu özlem ve dileklerini başarıyla doyurabildiği sürekli ve mutlu bir sağlık durumudur.
                                                     *

Ruh:
Özü sadece düşünmek dediğimiz, vücutta olup görünmeyen varlıktır.



Google’dan RAVLİ BASİRET yazarak okumanızı öneririm)
                                       *
RAVLİ

Popüler Yayınlar