20 Nisan 2016 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 2640 İNCİ BEYİT

2640. Dün gece sen yoktun da gece karanlıktı, hiçbir aydınlığı yoktu;
Ne mumumuzda bir tat-tuz vardı, ne semâ’mızında, ne de meclisimizde.

Gece, işkenceler içindeydik, suçu yokken şu gönül de hapse atılmıştı, kaydına kalan, gönlünü alan kimseciği de yoktu.

Sevgili, dünya sana sığınıyor da bu yüzden emniyette;
Hâlbuki sen yokken geceleyin Ay bile emniyette görmüyor kendini.

Halkın kibri, benliği, sana perde oluyor;
Benliği olmayan kişi senin sayene (Gölgene, yardımına, korumana) sığmıyor ancak.

Gönül senindir, senin avucundadır;
Fakat cıva tanesi gibi avucunda çırpınıyor, oynayıp duruyor, sükûnu-kararı yok. 

Sâki (İnsan ruhuna Allah sevgisi, Allah nuru saçan kişi), şarap sun (Bizi kendimizden geçirecek Allah sözleri söyle), günler pek hoş, pek güzel;
Bugün şarap içmek, otağ kurmak, ateş yakmak günüdür.

Sâki nazik-nazenin (İnsan ruhuna Allah sevgisi, Allah nuru saçan kişinin dikkat isteyen özen gösterilmesi gereken cilveli, nazlı), şarap pek latif (Yumuşak, hoş, ince bir güzelliği var), pek hoş (Beğenilen, duyguları okşayan, zevk veren), günler de yüce (Yüksek, ulu, büyük), değerli günler;
Meclis (Allah dostları topluluğu), gökyüzü gibi apaydın, sevgili de Ay parçası bir güzel.

Ney sesini dinle, nağmelerle (Güzel, uyumlu sesle) üfleyip duruyor;
Şarap içmeye bak (Bizi kendimizden geçirecek Allah sözleri söyleyeni iyi dinle), gam (Üzüntü), kendi derdine düşmüş, didinip yatıyor (İlgilenen olmadığı için kendi kendine kalmış).

Bugün, tövbeden başka bozulacak bir şey yok;
Bugün, sevgilinin saçından başka dağınık bir şey göremezsin.

Geceleyin Tanrı elçisi yetmiş kere tövbe eder amma tövbeyi bozduran Tanrı olunca gündüzün bozulur gider.
                       ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                         ***
Neler öğrendik;
1. Allah dostlarının topluluğuna hiç duyulmamış Allah sözlerini söyleyenle beraber neşelendiklerini öğrendik.
                            *
İşte böyle yaren;
Allah’ın kurallar her ne olursa olsun Allah dostlarının zaman-zaman bu kurallar dışına çıktıklarını ama tövbe ederek yine kurallara döndüklerini öğrendik, anladık.

Allah dostlarının sıra dışı davrandıklarını, böyle davranışta olanlara halkın deli veya sarhoş dediklerini, Allah dostlarının bu kınanma karşısında üzüntü duymadıklarını, sevinç içinde yaşamaya devam ettiklerini öğrendik, anladık.
                            *

RAVLİ

19 Nisan 2016 Salı

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 2630 İNCİ BEYİT

2630. Şekil (Biçim, dış görünüş) nasıl ayak diresin (Bir düşünceyi, bir davranışı sonuna kadar sürdüremez, kendi tutumunda ısrar edemez)?
Zaten kararı yok şeklin (Şekil kesin yargı oluşturamaz, ancak bir fikir verir).

Mana (Özünü, arka planını, saklananı, gizleneni, sırlanmışını) nasıl ele geçirsin onu?
Apaçık ortada değil ki.

Dünya bir av yeri, yaratıkların hepsi de av, avlanan beyden de bir eserden başka bir şey yok ortada.

Her yanda bir iş-güç, bir yük-denk (Yük taşımada paralellik);
Herkes, beyiz (Küçük bir toplumun başkanıyız), uluyuz (Çok yüksekte ve büyüklükte biriyim) diyor;
Fakat beyin bulunduğu yerde ne yük (Ağır eşya) var, ne denk (Esas bey ne tedirginlik nede bir engel).

A can, elini yüzünden çek de göster yüzünü;
Çünkü bunların, bu görünenlerin hepsi de ancak köpük, ancak şekil, ancak boya, süs-püs.

Nerde toz koparsa bir ordu vardır orda;
Ateşin bulunduğu yerde ısılık  (Sıcaklık) vardır, oradan duman tüter elbet.

Sen adamı toz yüzünden göremiyor, bilemiyorsun;
Toz-duman arasında adamı ara, toz da iş yok.

A iyi bahtlı, hoş talihli kişi, sen onu ararsan rahmeti sayıya sığmayan da seni arar.

Seni sel kapar, sürükler-götürürse anlarsın ki onun yolunda, halkın iradesi, ihtiyarı (Seçmiş, tercih etmiş) var gibi görünür amma yoktur.

Yoklukta-yoksullukta ahdettim (Kalacağım diye kendi kendime söz verdim), az söz söyleyeyim dedim;
Fakat dikensiz gülü kim görmüştür?

Kardeş, tanık ol, bu gülün dikeniyiz (Sertiz, ucu sivriyiz, batıcıyız, güzelliği koruyanız) biz, fakat bu çeşit diken (Temiz bir aşkın koruyucusu) olmak, övünülecek bir şeydir, yerinilecek (Pişman olunacak), utanılacak (Onursuzluğa veya ve gülünç duruma düşülecek) bir şey değil.
                         ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                         ***
Neler öğrendik;
1.    Gördüğümüz şeklin bir fikir verdiğini mama olmadığını, mananın kendini gizlediğini, gizlenen bu manayı bulmak için de avcı kişiliğinde olmamız gerektiğini öğrendik.
2.    Yaratılan her şeye üzerinde taşıması gerektiği bir yük verildiği verilen güç ile taşıması gereken yükün birbirine paralel olduğunu öğrendik.
3.    Bunda toz duman, karışıklık içinde aşık olabileceğimiz Tanrı dostunu aramamız gerektiğini öğrendik.
4.    Hak dostunu arayan kişiyi Allah’ın da bu arayan kişiyi aradığını öğrendik.
                            *
İşte böyle yaren;
Aşk yoluna girmiş, Allah dostunu arayan kişinin kendi tercihlerinin kalmadığını, tüm tercihleri Allah’ın o kişide uygunluğa oluşturmak sonra da olgunlaştırmak için ilgi uyandırarak bırakamadığını, olgun duruma getirdiğini, çok ilgilendiği öğrendik, anladık.
                            *

RAVLİ

18 Nisan 2016 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 2620 İNCİ BEYİT

2620. Dağdır o (Şems Hazretleri), saman çöpü değil ki yelle (Rüzgârla) uçup gitsin.
Yelin silip götürdüğü, sinek sürüsüdür.

Aşk yüzünden kınamak, nasıl bir adetse âşığın kulağının sağır olması da bir adettir.

İki dünyanın (Madde ve mana) da yıkılıp gidişi, bu yolda (Aşk yolunda) mahmurluktur (Ağır davranıştır, sersem olma halidir);
Aşk yolunda bütün faydalardan geçmektir fayda (Faydayı gözeten olmadan gelen fayda iyidir).

İsa, dördüncü kat gökten, haydin, elinizi, ağzınızı yıkayın, yemek vakti geldi diye bağırıyor (Dünya nimetlerinden elinizi çekerek temizlenin de gök nimetlerinden yararlanma zamanı geldi).

Yürü, yokluk meyhanesinde (Benliği, bizliği yok eden topluluğun içinde) sevgiliye karşı yok ol (Kendi varlığını unut);
Nerde sarhoş varsa çaresiz, kavga-gürültü vardır orda.

Şeytan yurduna, medet-medet  (Yardım edin) diye gelip giriyorsun, yardımı Tanrı’dan iste, buradakilerin hepsi şeytan (Kötü düşünceli, kötü niyetli, çok kurnaz)hepsi ifrit (Öfkeli, ortalığı birbirine katan, içini kemiren, insanı hep utanmazlık yapıp kendisi ile meşgul eden).

Mustafa(Peygamberimiz), kadına danışma demiştir (Kadına bir iş için bilgi veya yol sorma, gönlünü alma, yararlanma, düşüncesini sorma demiştir) ;
Şu nefsimiz, zahit (Dinin emirlerini yerine getiren) bile olsa kadındır (Sözünde, sevgisinde kalıcı değildir, cesur kararlar alamaz).

Öylesine şarap iç ki sözden, söylemeden kalakal;
Sonucu âşık değil misin, aşk da bir meyhane değil mi?

Caferi altın gibi nazım söylesen, nesir düzsen asıl Cafer’in bulunduğu yerde aslı olmayan bozuk-düzen şeylerin değeri yoktur, orda geçmez bunlar.

Bu çok tuhaf, hiç görülmemiş bir ateş;
Hem sevgilinin bulunduğu yerden alevlenmede, hem de sevgilinin yanında değil.
                         ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                         ***
Neler öğrendik;
1.    Kadına sorma veya kadının söylediğinin zıddını yap önerisi mümine kadınları içine almamış olduğunu, sadece kendi kadın cinsiyetinin sınırları içinde kalanlar için söylendiğini öğrendik.
2.    Tebrizli Tanrı Şems’inin Dağ gibi görünür olduğunu, yokmuş gibi davranamayacağımızı, dikkat etmemiz gerektiğini öğrendik.
3.    Allah’a ve dostlarına âşık olmanın sarhoşluk ve mahmurluk getirdiğini, yolda hemen fayda bekleyenlerin âşıkların bu durumunu kınadığını, bu kınamanın önemsiz olduğunu öğrendik.
4.    Aşığın hemen fayda gözetmeden sevdiğini, yakınlaştığını, sevgi ve saygı gösterdiğini, sonuçta elinden hiç gitmeyecek kalıcı faydalara sahip olacağını öğrendik.
                            *
İşte böyle yaren;
Yardımı Allah’tan istememiz gerektiğini, Allah’ın görevlendirdiği kişinin yardım etmesine izin vermemiz gerektiğini öğrendik, anladık.

Sıradan insanların sözünde ve sevgilerinde durmadıklarını, kendi faydalarını düşündüklerini, çıkarları için her türlü şeytanlıkları yapabileceklerini bilmemiz ve buna göre inancımızın mesafesini oluşturmamız, ilişkilerimizi devam ettirmemiz gerektiğini öğrendik, anladık
                               *

RAVLİ

17 Nisan 2016 Pazar

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 2610 İNCİ BEYİT

2610. Tebriz’in övündüğü Şemseddin’in hayaline horlukla (Değersiz gözle) bakma, çünkü o kanlar içen padişah pek naziktir (Başkalarına karşı çok naziktir).

Can bedene geldi, beden cana gitmedi, gerçekten de okun uçup gittiği yere yay gitmez.

Can, bedenden uçup gitmek için çevikleşti, sıçradı gitti;
Şu ağır bedense yerlere döşendi, gökyüzüne ağarmadı.

Can, topraktan yapılma evde bedenin ev sahipliğini yaptı;
Fakat beden, evi sevdi, eve öyle bir bağlandı ki evde kaldı, ev sahibiyle beraber gitmedi.

Ten öylesine yapayalnız kaldı ki  (Yanında kimse veya hiçbir şey bulunmayan) hiç umulmazdı bu;
Hâlbuki can, şüphenin bile giremediği bir yere gitti, ulaştı.

Sonucu ayrılık, bir bak da gör, dünya, dünya olalı dünyaya gelip de gitmeyen kişiyi kim gördü şu dünyada?

Ölüm gelip çatar, boğazını sıkar da şaşırır kalırsın, sanki haberci gelmedi de bunu söylemedi sana.

Su, azatlığıma (Özgürlüğüme) dair bunca ağız açtı, bunca rahmetler (Suçumuz bağışlandı, iyilikler ) yağdı üstüme;
Fakat hiçbir karınca yuvasına zarar vermedi, hiçbir karıncanın ağzına girmedi.

Sağdan, soldan boş yere kınamalar, yermeler duyulsa bile âşık olan kişi, aşktan dönmez.

Ay, ışığını yayar, saçar, köpekse havlar durur;
Ayın ne suçu var, köpeğin huyu budur.
                         ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                         ***
Neler öğrendik;
1.    Tebrizli Tanrı Şems’inin hayalinin bile insana yeniden can bağışladığını, bu hayali önemsememiz gerektiğini öğrendik.
2.    Beden veya ten aramanın çok beğenilen bir davranış olmadığını, bedenimizin eve veya toprağı severek bağlı olduğunu öğrendik.
3.    Canımızın ok gibi hareket eder durumda olduğunu, canımızı değerli hedeflere doğru atmamız gerektiğini öğrendik.
4.    Canımızın bedenimize bir müddet bağlı kaldığını, kimsenin hayal bile edemediği bir yere doğru gittiğini öğrendik.
5.    Ölümün ölenlerle kendini hatırlattığını, Mevlana Hazretleri ve dostları ne kadar hatırlatsalar da toprağı evi seven kişinin önemsemediğini öğrendik.
                            *
İşte böyle yaren;
Dünyaya gelip de gitmeyenin olmadığını, özgürlük sözü edilse de bunun yararının ve zararının olmadığını öğrendik, anladık.

Her insanın yaradılışına ve ruh özelliklerinin bütününe göre alışkanlık oluşturacağını öğrendik, anladık.

Sıradan biri olmaktan kurtulmak isteyenlerin canlarını Şems ve Mevlana Hazretleri gibi büyüklere ve dostlarına vererek, onlara bağlanarak, bu yolda hizmet ederek büyüklerin saygısını kazananların çok özel kimlik ve kişilik kazanacaklarını,  büyüklerin çevrelerinde yer bulabileceklerini öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

Popüler Yayınlar