23 Nisan 2013 Salı

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 51

CEMŞİT İLE GÖZDESİNİN HİKÂYESİ

Cemşid’in çok güvenli bir haseki (Padişahın gözüne ve gönlüne girmiş kişi) vardı.
Ay nasıl güneş manzumesinden ayrılmazsa o da şahın yanından ayrılmazdı.

1995- Haseki’nin itibarı öyle bir dereceye varmıştı ki, şah onu bütün saray halkından üstün tutardı.

Güvende başkalarından daha sağlam olduğu için bütün gizli işlerini ona anlatırdı.

Genç Haseki, şaha bütün yakınlığı ile beraber bir gün                           okun yaydan ayrılışı gibi ondan uzaklaşmak yolunu aradı.

Şahın sırları delikanlının kalbini kurcalıyor, onları hiç kimseye açamıyordu.
Bir gün ihtiyar bir kadın Haseki’nin yanına gitti.

Onun nane gibi yanaklarını, sararmış gülleri andıran kendi yanakları gibi sarı buldu.

2000- Ey selvi, dedi.
Hangi hazana (Sonbahar etkilerine) uğradın?

Sen ki sultanlar ırmağından su içmiş, (Onların nimetiyle beslenmiş) bir fidansın.

Niçin sararmışsın?
Cefa çekmiyorsun?

Bu sefalı hayat içinde nedir şu sıkıntı?
Senin gibi delikanlıya ihtiyarlık yası niçin?

Yanaklarının lalesi neden fesleğene dönmüş?
Cihan şahının gözdesi sensin.

Yanaklarını onun gönlü gibi neşelendir.
Halkın yüzü şahı görmekle güler.

Hele onun yakınları daha bahtiyar yaşarlar.

2005-Delikanlı cevap verdi:
Ey ihtiyar nine!

Bana karşı samimiyet gösteriyorsun, fakat sen benim halimi bilmiyorsun.
Gönlümdeki şeylerden haberin yok.

Sabır ve tahammül beni dert yoldaşı etti.

Yüzümü sabır (Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi, dayanç) ve tahammül (İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma ) beni dert yoldaşı etti.

Yüzümü sabır ve tahammül böyle sarartı,
Şah, kalbime kendi ululuğu nispetinde büyük sırlar emanet etmiştir.

Bu gönülde saklı duran sırlar o kadar büyüktür ki onları hiç kimseye açamam.

2010- Onun iradesine hayatımı öyle bağlamıştım ki, şimdi bütün dünya işlerinden el çekmiş bir durumdayım.

İşte bu sebepledir ki, ağzımdan sır kuşunu uçurmamak için sana bir tebessüm bile göstermiyorum.

Bu sırrı bir kere kalbimden dışarı atabilsem kalbimin kanla dolmasına razı olacağım.

Fakat bu gizli şeyleri açıkladığım gün talih başımı yiyecektir.
Kocakarı, bunları sakın kimseye açma” dedi.

Kendine ancak kendini dost bil

2015- Bu konuda hiç kimseye güven gösterme.
Kendi gölgeni bile kendine sırdaş bilme.

Bu altın gibi sararmış çehrenin solgun rengi bir gün kana boğularak kıpkızıl görünmesinden daha hayırlıdır.

Bir gece dinlemiştim, dil konuşmaya başlıyor, baş ona:
Aman sakın!

Başını kurtarmak istiyorsan boşboğazlık yapma.
Gündüz değilsin, sırlarını açığa vurma.

Dilini tutan babayiğit hoş bir adamdır.
Boşboğazlık ancak deli köpeklere yaraşır.

2020- Ağzındaki dil, işine yarayan bir alettir.
Kılıç kınında iken makbul sayılır.

Canların selameti şu öğüttedir:
Başların belası dillerden gelir.

Başının kanlı leğen içinde ah etmemesini istiyorsan dünyada dilini sakın.
İçinde şekerler bile olsa dudaklarını (Her yerde) açma).

Duvar arkasında kulaklar vardır.
Menekşe gibi kokularını etrafa yaymadıkça kimse başını ve dilini kesmez.

2025- Kimsenin ayıbını dinleme!
Kulağını tıkamak zamanıdır.

Çirkin söz söyleme.
Susmak mevsimidir.

Yazarken kalemini idareli kullan.
Dilini tut, sonra senden hesap sorarlar.

İşittiklerini su gibi yıka geç.
Gördüklerini ayna gibi kimseye söyleme.

Gayretli adamlar gece gördüklerini kimseye söylemezler.
Ne hoş ahlak bu!

Şüphe yok ki bu yıldızlı kubbe bile gece gördüğü şeylerden gündüze hiçbir haber sızdırmamaktadır.

2030- Sen de bu perdede edepli davranmak istiyorsan gece gördüklerini gündüz açığa vurma.

Hazinelerin gizli yatağı olan gecenin kalbinde nice gönüllerin sırları saklıdır.

Bedenini ve ruhunu terbiye eden gerçek erenler, gördüklerine bakmadan geçerler.

Başlarını arştan dışarı çıkarmış erginler (Olgunluğa ulaşmışlar), toplarını (Oyunlarını) kendi iç âlemlerinin meydanında oynarlar.

Görünüşte birbirleriyle dost geçinen gözle dil, başta saç, vücutta deri gibi birbirleriyle samimi olmaktan uzaktırlar.

2035- Gizli kaldığın zaman keramette (Olgunluk) sayılan aşk, açığa vurulunca harabati (Yıkılışlara sebep olur) olur.

Bu düğümü din ipliğinden bağladılar.
Hallaç’ın ipliğini de bu pamuktan yaptılar.

(“Enel Hak” diyen Hallacı Mansur, aşk sırrını açığa vurduğundan dolayı asılmıştır, demek istiyor.)

Bu sırrın perdesi rahat ve selamet goncası gibidir.
Açılınca kan kaynağı gibi olur.

Ağız bu mertebeyi elde ederse gönül hikâyesini kalbin dilinden söyler.
Gönül kâsesinden yenen bu nimet, hoş olur.

Fakat onu ağzına alırsan ateş kesilir.

2040- Bu yüksek fesahatin (Kurallı, etkileyici, heyecan verici, inandırıcı, sanatlı söz söylemek) adı sükûttur (Sakinlik ve sessizlik, susmak).

Bu öyle bir konuşmadır ki, en doğru yürüyüştür.

Gönül aydınlığı (Duyguların, ruhsal kıpırdanmaların, iç çabaların taşıyıcısı. 2. (Gizemcilikte) Kişiyi Tanrı'yla, insanla ve dünyayla içten bir ilişki içine koyan, ruhun derinliklerindeki güç. 3. Duygu bağlılığı yetisi: duygunun bağlılık, birliktelik duyuran kavrayıcılığı) hakikat sırlarını ancak o kimseye açar ki, kendi ağzını başkalarına versin.

(Kendisi sessiz otursun, başkaları konuşsun).

Gönüller içinde gizli olan bu gönül Lügatinin tercümesi ancak kalp diliyle (Duygu, his, sevgi sözleriyle) olur.

Ey Nizami.
Bu kanaatli kalp sende iken kanaat (Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum. 2. Kanma, inanma) mülkünün tamamı senindir.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Kendi sırrımızı taşımak zor olduğunu, buna başkasının sırrını da taşımak gerektiğinde çok daha zorlanacağımızı öğrendik.

2.   Başkasının kişisel sırrını öğrenmek için uğraşmamamız gerektiğini öğrendik.

RAVLİ SIR KİME SÖYLENİR yaz Googleden incelemelisin)

                                     *
RAVLİ

22 Nisan 2013 Pazartesi

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 50

ONSEKİZNCİ MAKALE
 Ahreti karşılama ve dünya halkının mezhebi (Gidilen, tutulan yol).

Birkaç kalpazan kalkmış, sahte bir kalıp dizmişler.

1965- İşkembeye benzeyen (Özü kavramamış) o gibilere yalnız yüz tarafından bak.

Sırlarını onların parmağına dolamakta sakın.

(Sırlarını o kimseyi söyleme.
Söylediğin sırrı ele alıp sürekli seni baskı altına alırlar)

Onlar, karşında nurdan daha saf görünür, arkanda gölgeden daha münafık (İki yüzlülük ederek) yürürler.

(Senin ne istediğini anlayarak doğruyu değil de duymak istediklerini söylerler)

Nurdan daha düğümlü (Anlaşılamayan, çözülemeyen karışık durum), sâde görünüşlü, fakat içten pazarlıklıdırlar (Kendisinin bildiği fakat açıklamadığı gizli amaçları olan).

Eksik tarafını görür, iyiliklerini unuturlar, daima kusur (Eksiklik, noksanlık) arayan şikâyetçidirler.

Sana sevgi ve muhabbet gösterirler, kinlerini düğümleyerek içlerinde saklarlar.

(Gizli düşmanlık olan amacına ulaşmak, anlaşılmasını önlemek, perdelemek için; senden istediğini almak, sana istediği kötülüğü yapmak için kendisini yardımsever dost olarak ve seni seven gösterir, inandırmaya çalışır)

1970- Bir âşık ki, topraktan daha donuk kalpli, bir yiğit ki gönlü gibi ölü, onların dostluklarını gönül mihengine vurma.

(Deneme bile yapmaya gerek duymadan anlaman için; Aşkın verdiği bir sıcaklığı ne sözlerinde ne yüzlerinde ne de davranışlarında bulamazsın, göremezsin)

Sarhoş değilsen ayağını bu çamura basma.

(Aklı başında olan bu değerlendirmeyi baştan yaparak kendini bulaştırmaz)

Onlar dağların hazine bekçisidirler.

(Dağda olan maden toprağa karışık olduğundan ele gelmeyen, çıkarılmamış, işlenmemiş hazine bekleyen durumdadır)

Yanlarında sırrını açma, rüsvalık (Ayıplanacak durumda olmak, rezil olmak) istemiyorsan onlara seslenme.

Dalkavuklukla (Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, yağcılık yapan) ağzından bir şeyler kaparlar, sonra kendilerini senden daha üstün göstermeye çalışırlar.

Bu edepsizle nasıl barışabilirsin?
Böyle bir barışı Allah kahretsin.

(İyi ahlak, incelik, terbiye olmayanla uyum sağlanmaz, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan yakınlaşma oluşturulamaz)

1975- Menfaat (Çıkar) kaygısıyla karışık her söz, düşmanlıkla karışık bir dostluğun ifadesidir.

Senlik, benlik duygularından hâsıl olan (Çıkara dayanan) dostluğun daima düşmanlıkla ilgisi vardır.

Dost rahatlık veren bir merhemdir (İlaç).
Yoksa birtakım bayağıların sözünü etme.

Dost senin kusurunu hüner, zehrini şeker görür.
Yılan değilsin ki, fazla muhabbetin dolayısıyla kendi yavrularını yiyesin.

1980- Dost kimdir?
Sır saklayan.
(Düşmanına zayıf tarafını söylemeyen)

Bu sahte dostlar ise rüzgâr gibi hep gizli perdeleri açarlar.

(Seni iyi tanıyarak çıkarı için kullanmak için gizlediğin zayıf tarafını bulmaya çalışır)

Onlar, hep sana nasıl üstün geleceklerini düşünmekle, işinin kazancını hangi efsunla (Göz bağlayıcılıkla doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek) aşıracaklarını sayıklamaktadırlar.

Yüzüne karşı sana âşık (Sevgi gösterir, iltifat eder) görünür fakat dar vakitte yan çizerler.

(Onlara ihtiyaç duyduğun vakit bahanelerle uzaklaşırlar)

Sana açıktan açığa dostluk gösteren bir kimsenin sevgisini kalbin inkâr ederse o dost değil, bir düşmandır.

( Bu kişi dostum mu? Sorusunu kalbe sormak gerekir)

Gerçek dostun kim olduğunu ceset (Vücut) ne bilsin?
Vefalı dostu (Sevgisinde kararlılıkla devam eden) ancak kalp tanır.

1985- Bir kalbin yüz bin gamı var, solgun bir gül, yüz diken yarası.
Ülke çok ama Feridun (Yiğit) bir tanedir.

(Göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen bir kişiyi bulmak çok zordur)

Hoş kokular bol, fakat dimağ (Akıl, şuur, beyin) küçük âlemde (Dünya âleminde) her varlık içinde perdededir.

Senin sırrına da ancak kalbin aşinadır (Bilir, tanır).
Kalbinde anahtar yoksa ona başkalarının kalbinden ne çare arıyorsun?

(Kalbin anahtarını ahlak kurallarına göre kendini mukayese ederek özeleştiri yaparsan bulabilirsin)

Dar kalpli değilsen sırrını güneş gibi ovaya yaymak niçin?
Bu hatadır.

(Sıkıntıda olan, bir yere sığınmak isteyen, sorunlardan kaçan, kötü duruma düşmekten korkan, dağınık, karışık, çekinden biri isen ağzını sıkı tutmalısın, tutamıyorsan insanlara fazla yaklaşma)

1990- Kalbin, sakladığı sırlardan birini açıklarsa şaşma.
Şarapla dolu şişe içindekini gizlemez.

(Sırrını sen söylemesen de gizlesen de senden daha uyanık olanlar anlar, açıklar)

Sana herhalde gerçek bir dost gerekli ise bunu kendinde ara!
Mutlak başka bir dost bulmaya karar verdiysen çalış ki iyi bir yoldaş seçesin.

Dostunun içyüzünü anlamadan sakın gizli cevherlerini saçma.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Gerçek dost insanın kendi içindeki kalbi, gönlü, nefsi olduğunu ancak başka bir dost bulmak için olgunluğa ulaştıktan sonra aramak gerektiğini öğrendik.

2.   Gençken, toyken, bilgisizken edinilen dostlukların dost sanısı olduğunu, ilk problemde bozulduğunu öğrendik.

RAVLİ DOST DÜŞMAN yaz Googleden incelemelisin.

RAVLİ SIR yaz Googleden incelemelisin.

RAVLİ AKIL yaz Googleden incelemelisin.

                                      *
RAVLİ

21 Nisan 2013 Pazar

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 49

PİR İLE MÜRİDİN HİKÂYESİ

Ergin (Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş) pirlerden biri, yanında binlerce müridi ile bir yolculuğa çıkıyordu.

Pir, o korkulu kervandan şüphelenerek parasını bir yere gömdü.

1950- Müritlerin hepsi buna itiraz ederek şeyhten ayrıldılar.
İçlerinden ancak bir kişi kaldı.

Pir ona sordu:
“ Hepsi kaçtığı halde senin burada kalmaktan maksadın ne idi?”

Mürit cevap verdi:
“ Ey durağı kalbim olan pirim!
Benim başımın tacı (Değerime değer katan), senin ayağının toprağıdır.

Ben önce rüzgârla gelmedim ki şimdi de fırtına ile uçup gideyim.
Himmet (Gayret, emek, çalışma, çabalama) bekleyen sebat (Sözünden kararından vazgeçmeme) gösterir, rüzgârla sürüklenip gelen de yine rüzgârla dağılır.

1955- Toz çabuk konar, çabuk uçar.
Bundan dolayıdır ki bir yerde tutunamaz.

Dağ, yavaş-yavaş meydana geldiği için yerinde ağır durur:
Kaypaklık (Sözünde durmayan, dönek) devranın (Dünya’nın) sanatıdır.

Yük çekme ise sabırlıların işidir.

Ham (Olmamış, işlenmemiş, idmansız) değilsen zahitlik (Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren (kimse))  yüküne katlan, eşek değilsen tabiat yükünü çekme (Akıllı isen dünya yükünü çekme).

Sendeki zahitlik kılığı (Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren (kimse)) sahte değilse neden halkın gözü onu görmekten teessür (Üzüntü) duyduğu halde o hala hidayete erişmedi (Hak yoluna giremedi, doğru yolu göremedi)?

1960- Sırmalı saltanat elbisesi içinde zahitlik ‘Süleyman’ ile ‘zembil’ hikâyesine benzer.

(RAVLİ MEVLANA VE EL EMEĞİ ALIN TERİ yaz Googleden bu hikâyeyi okumalısın.)

Her tarafa altın ışıklar saçan mum (Hak yoluna, doğru yola kılavuzlama) gösterişsiz bir zahitliğin cübbesi altında yanar.

Züht (Dünyadan el çekme) meyhanede (Tekkede) bile olsa makbuldür.
Çünkü değerli hazineler harabelerde saklanır.

Nizami’nin zahitliği hoş bir süstür.
O sırmalı bir saltanat bayrağının gölgesi altındadır.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Yolu aydınlatan, yol gösteren pire menfaat olarak bağlananların riskli bir yolculuğa çıkacak kadar bağlı olmadıklarını öğrendik.

2.   Pir olan kişiye kalben bağlanmak gerektiğini, diğer bağlarla bağlanmanın zayıf bağlar oluşturduğunu öğrendik.

3.   Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren kişinin iç âleminde aydınlık olduğunu öğrendik.

RAVLİ MÜRİT VE MÜRŞİT yaz Googleden incelemelisin.

RAVLİ ARİF VE ZAHİT yaz Googleden incelemelisin.

                                          *
RAVLİ

20 Nisan 2013 Cumartesi

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 48

Kulluk, tecrit (Tanrıdan başka her şeyden uzaklaşma) halvet bahsi

Ey Tanrı’dan ve nefsinden gafil insan!
Sen ancak can kaygısında, ten derdindesin.

Şu kalıptaki benlik, senlik davasını bırak.
Bu kuru dava ağızda dilin harekete geçtiği günden başlamıştır.

1900- Gök kubbe gibi cihanı kaplama.
Sana ait olmayan şeylere sarılma.

Cihanın ömrü bizim kollarımızdan daha uzundur.
Onun taşları bizim terazimizden daha ağırdır.

Bir tozdan dağ kuvveti isteme.
Bir kıvılcımdan tencereyi kaynatacak sıcaklık bekleme.

Kazaya rıza gösterenler sonuna kadar tenlerine hizmet etmek kaydından kurtulmuşlardır.

Zenginlik hırsı düşkünlük ve yoksulluk getirir.
Rıza tacı ise tevekkülün başındadır.

1905- Bu yolda yankesiciler vardır.
Kesesi boş olanlar daha rahattırlar.

Muhteşem isen baş ağrılarına razı ol.
Yoksa git, iflas eteğine yapış.

Canı dar bir köse (Sakalı çıkmayan) vardı.
Bir gün biri birinin sakalını yolarak kavga eden iki kişiye rastladı.

“Yüzüm her ne kadar cam gibi ise de sakalımı yoldurmak korkusundan uzağım” Dedi.

İrfan sahipleri eşeği satmaktansa yükünü satmayı maslahata daha uygun görmüşlerdir.

1910- İsa gibi kolayca Tanrı kapısına erişmek istersen azıksız ve yüksüz yola çıkmalısın ki menzile (Konaklayacağın yer) varabilesin.

Müminsin, Mecusilik düşünme(Ateşe tapma).
Arıklaşmaya çalış (Zayıfla), göbek yapmaya özenme.

Dünya bir ölüm dalgasıdır, hafif yükle yola çık.
Yük can pahasına mal olur.

Onu suya at, eli boş, gönlü harap oturursan daha iyi değil mi?
Su kabağı gibi daima dalgaların üstünde kalırsın.

İnsanın değeri az yemekle, az uyumakla yükselir.
Büyüklerin hazinesi harabelerde saklanır.

1915- Çığlık kuşu gibi murdar bir leş değilsin.
Kargalığa heves edip da ayağını kana bulaştırma.

Duvar nakışları gibi kana bulaşmamış tertemiz kalırsın leş yiyen canavarların saldırışlarından emniyette olursun.

Bil ki, ciğer kanı kızıl şarap değildir.
Öyle bir ateştir ki(İnsanların zulmüne karşı) duyduğu utancın hararetinden su gibi eriyip akmıştır.

Yiyeceğini biraz kısmazsan yoğun demirler gibi çekiç darbesi yersin.
Eline geçeni bir defada yiyip bitirmektense onu salkıyarak azar-azar yemek daha iyidir.

1920- Aslan az yemesinden dolayı canavarların başbuğu olmuştur.
Her rastgelen şeyi yalayıp yutmak ateşe yaraşır.

Gündüz, bir tek yıldızın ışığına kanaat ettiği için akıllıların göz nuru oldu.
Gece, sabah şarabını vakitsiz ve ölçüsüz içtiğinden bütün vücudu sarhoşluktan kapkara kesildi.

Akıl çok yemekle azalır, kalp fesleğen gibi kederlere kalkan olur.
Aklın bir candır ki, onun gözü sensin.

Canın bir hazinedir ki, tılsımı sensin!

1925-Sen onun kapısındaki tılsımı bozmazsan o hazine sana nasıl faydalı olabilir?
Dünya kendisine güvenilmemekle meşhurdur.

Böyle bir güvensizle yoldaş olma.
Bütün ömrün gam ile sona erse de arkandan ağlamıyacaktır.

Bunun için gam yeme.
Zenciye, baba niçin gülüyorsun?

Senin gibi kara yüzlüye ağlamak yaraşır, dediler.
Cevap verdi:

Mademki cihanda dişlerimin beyazlığı ile örtsem daha iyi değil mi?

1930- Kara yüzün gülmesinde tuhaflık yoktur.
Çünkü kara bulutta şimşek saklanmaz.

Dünya denilen zindana kapanmak sevdasında değilsen yıldırım ol, bütün cihana gül.

Dudunun gülüşü şekerin dudağını çatlattı, keçinin kahkahası kurdun ağzını bağladı.

Ancak kahkahanın düğümü vakitsiz çözülürse ağlamak o yersiz gülmeden iyidir.

Şimşek gibi çabuk geçen ağlamalar ve gülmeler, ömrü kıvılcımlar gibi kısaltır.

1935- Bu mum ışığı gibi Safasız gülüş nedir?
Böyle bir kahkahaya karşı ancak ağlamak yaraşır.

Sakın, dişlerini gösterecek derecede kahkaha atma!
Gülme sırası gelince dişinle dudağını ısırmaya çalış!

Çok ağlama göze zararlı olduğu gibi çok gülme de makbul değildir.
İhtiyarsan gözünü açmak, genç isen iyiyi kötüyü ölçmek gerektir.

Kalk, gam çek, sefa sür.
Hayatta ikisi de lazımdır.

1940- Gecenin kalbinde gönül yıkıcı iniltiler vardır.
Fakat o karanlıklarla beraber gündüzü aydınlatan cevher de gizlidir.

Hayatta tatlı bir su içip de arkadan ecel şerbetini tatmayan kimse yoktur.
Her kervanın çıngırağı, her şekerin sineği vardır.

Dünya, sana bilgili bir sütninedir.
İyi kötü her işini ona bırak.

Sana sirke verirse bal niyetine iç, o senin iyiliğini ister.
Sen ne anlarsın?
Sus!

1945- Bu yolda sebat eden selamete erer.
Hızır’ın yükünü taşıyan Musa olur.

Bir zaman büyüklerin yükünü taşımalısın ki büyüklük mertebesine erişesin.
Gamlı zamanlarda uygun arkadaş insana dert ortağı olur.

Eteğini çekmez.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Nefsi bilmemizin gerektiğini öğrendik.

2.   Tanrı’yı bilmemiz gerektiğini, öğrenmek için bu yolda yoğun çaba göstermemiz gerektiğini öğrendik.

3.   Nefsini ve Tanrı’yı bilmeyenin vücuduna ve canına önem verdiğini, bunun da ben ve benlik oluşturduğunu öğrendik.

4.   Bize ait ve bizimle beraber olan, bize tesir eden görünmeyen kuvvetleri bilmemiz, tanımamız, bilincine vararak kendimize bir ayna oluşturmamız ve yaşamımızda farklılığı sağlamamız gerektiğini öğrendik.

5.   Kendi gücümüzü, kuvvetimizi ve yaşama tesir eden diğer kuvvetleri bilmemiz gerektiğini, doğru tanımlarla ölçüsünü tartıp ve kabul edip kararlarımızı oluşturmamız gerektiğini öğrendik.

6.   Tanrı’nın başlangıcı olmayan bir zamanda istediği, takdir ettiği, buyurduğu her ne varsa yerine geldiğinin bilgisi ve bilincinde olarak; başımıza gelene rıza gösterirsek hep vücudumuza hizmet etmek kaydından kurtulacağımızı öğrendik. 

7.   Zengin olma hırsına kapılanların sevinç içinde yaşayamayacaklarını öğrendik.

8.   Zengin olan kişinin sahip olduklarını elinden almak için fena insanların her türlü oyun ve zorlamalarla karşılaşacaklarını öğrendik.

9.   Kendini önde ve üstün göstermek isteyenlerin sonunda bütün birikimlerinin elinden gidip iflas edeceklerini öğrendik.

10.                  Fakirliğin bir değer olduğunu, korkudan uzak bir yaşama tercihi olduğunu, zenginliğin bir yük olduğunu öğrendik.

11.                  Dünya yükünü taşımaya devam ettikçe yol alamayacağımızı, yükselemeyeceğimizi öğrendik.

12.                  Büyüklerin tercihinin fakirlik olduğunu öğrendik.

13.                  Az yemenin, az uyumanın olgunlaşma yolunda gerekli olduğunu öğrendik.

14.                  Kısa süre hoşluk veren şeyleri önem vermememiz gerektiğini öğrendik.

15.                  Karanlıkta aydınlık, aydınlıkta karanlığın gizlendiğini öğrendik.

16.                  Her şeyi olduğu gibi kabul etmenin gerektiğini öğrendik.

17.                  Almak için uğraşma yerine verilene razı olup sevinç içinde yaşamak gerektiğini öğrendik.

18.                  Büyüklere bağlanarak hizmet edenin sonra büyük olacağını öğrendik.

19.                  Dertli gününde bize arkadaşlık edecek kişi bulmamız gerektiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Bilmeyenler sevinci çoklukta ararlar ve hiçbir zaman da bulamazlar.
Sevinç azlıkta gizlenmiş bir değerdir ki ancak büyükler farkındadırlar.

Evrenin döngüsünü anlayıp kavrayanlar Tanrı’nın sanatını öğrenirler ve görürler.

Olduğu gibi kabul eden rahat eder ve önüne çıkan fırsatlardan faydalanır.

Kendi kafasına göre şekillendirmeye mana vermeye, istediği sonucu almak için zorlayanlar sonunda iflas ederler.

RAVLİ KENDİNİ BİL yazarak Google den öğrenmelisin.

RAVLİ NEFS yazarak Google den öğrenmelisin.

RAVLİ TANRI YOLU yazarak Google den öğrenmelisin.

RAVLİ AYNA yazarak Google den öğrenmelisin.

RAVLİ FAKİR yazarak Google den öğrenmelisin.

RAVLİ AĞLAMAK yazarak Google den öğrenmelisin.

                                       *
RAVLİ

Popüler Yayınlar