19 Ağustos 2012 Pazar

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE ÜZÜNTÜNÜN UĞURSUZLUĞU

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

(M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı.

Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz?
Ancak o gitmek kararındadır.

Dedim ki, keski oraya gitmeyeydim yahut söylenenleri işitmeseydim. Ama bunun ne faydası olacaktı?
Oraya gittikten sonra, dedi.

Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu?
Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur.

Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir?
İyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle (Sözle) bozar; altüst eder.

Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle acaba ne yapalım diye konuşurlar.
Ona, ne tedbir düşünelim, derler.
Bu onlara pek soğuk geldi.

Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir.
Nizameddin’e hiç benzemez.

 Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle.
Seninle söz konuşulabilir.
Ama uzun zamandan beri dinleyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor.
Yolculuk, bana çok zor geliyor.
Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma!

Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray’a gidebilirim.
Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek bir köşeye çekilir otururum.

İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok.
Çektiğim ıstıraplardan yıldım.

Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma!
Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma!

O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar.

Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun.
Nasıl olur da bunu söylemek istemem!
Bu saatte bu sözler söylenmiştir.

Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım.
O da muamele yönündendir.
Yavaş-yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz.

 Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün.
İş adamı, işini sıkı tutmalıdır.

«Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular.
«İçme!» dedi.

Allah Mevlana’ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı.
                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:

1.   Tanrı erlerinden yüz çevirmek onların sözlerine, dediklerine itiraz etmek uğursuz ve çok tehlikelidir.

2.   Üzüntü duymanın Tanrı takdirini beğenmemek, boyun eğmemek olduğundan uğursuzluk getirdiğini öğrendik.

3.   Uğursuzluğun iyiliğin gelmesini, mutluluğun gelmesini, saadete ulaşmaya engel olduğunu öğrendik.

4.   Bozgunculuk yapanların soğuk nefesli bozguncular olduğunu öğrendik.

5.   İşimizi ciddiyetle yapmamız gerektiğini öğrendik.

6.   Uzun ömürler versin duasının sadece dünya hayatı değil sonraki hayatta da mutluluk ve esenlikler temennisi olduğunu öğrendik.

 İşte böyle yaren,

Üzüntü içindeysek, zarar gördüysek, acı çekiyorsak sabırla Tanrı’nın bizim hakkımızda ne yapacağını beklemeliyiz.

Şikâyetçi olmak aslında Tanrı’dan şikâyetçi olmaktır.
Şükür yolundan ayrılanlar şikâyetçi olurlar.

 Eğer izlediğimiz yol şikâyet yolu ise bu yolun soğuk ve uğursuzluğundan kurtulmak için yolu değiştirip şükür yoluna girmeliyiz.

Tanrı hiçbir zaman bize kötülük etmez, kötülüğü kendi kendimize ederiz.
Daha geniş bilgi için RAVLİ UĞUR yaz Google oku.
                                     *
RAVLİ

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE SEVİNÇ ÜÇ TÜRLÜDÜR.

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

(M. 147) Haz (Sevinç) üç türlüdür.
Diyelim ki biri ötekine,
 «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar.

Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez.

Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir (1).

Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyif ve sevinç duyar (2).

Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyif ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? (3)

Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız?
Mevlana’nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki,
 «Ben ayrı-ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor.

Seni kim gönderdi bu işe?
Toplantı senin sözünle mi olacak?

Onların kaltaban (Namussuz) canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar.
Abdülaziz’in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler.

 O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür.
İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır.

Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır.
Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir.

Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir.
Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez.

Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hâsıl olsun.
Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun.

Bu sözden beni henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? 
Onun belirtilerini de göremiyorum.

Bir altından yarısı geri kaldıkça yahut yarım denk kaldıkça altın tamam sayılamaz.
Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler.

Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte.
Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad (Lügat ve dilbilgisi üstadı), bu da ona fazla güvendiği için ona düşkündür, diyordu.

Ama o, o adam değildir.
Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun.
Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun.
Sana derler ki, “ Biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin”

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkârcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir.
Müridiler ile de bu türlü konuşulur.

Evvelce İmad’la bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun.
Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır.

O zaman işin rengi değişir.
Onların önünde senin, o Hümam’ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır.

Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler.
O sesi Bayezid anlarsa yanlışlık olur.

Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). 
Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde (Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen Anlattıklarımı başkalarına yayarsan), beni bir daha göremezsin.

Bugün bu şekli istiyorum.
Nihayet diyorum ki; 
O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o.

Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim.
Bu şeyler acayiptir.
Onlara yol var.
Vaiz ve toplantılar böyle olmaz.

 Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alâeddin’in (Mevlana’nın oğlu) yüzündendir.
Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır.

 Keske o bizim için tek âlim bir düşman olaydı.
Efendi!
Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir.

Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek.
Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz.

Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim.

Ama ne soğuk!
Sanki Abdülaziz’in buzluğu.
Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. 
O (Saroz) hatıra geliyor.

Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi.

Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya’yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı.
Ancak senin sevgin üstün geldi.

Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı.
Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum.
                     ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:

1.   Beklemediği bir yerden veya sebebe bağlı olmadan, emek vermeden bir nimete kavuşmakla sevinç duyulduğunu öğrendik.

2.   Hastalığı derdi olup da bunun ilacını, çaresini bulunan sevinç duyduğunu öğrendik.

3.   Hastalığı biliyor ama ilacını bulamamışsa (Aşk hastalığı) bundan duyulan sevinç duyulduğunu öğrendik.

4.   Söylenen sözü dinlemek demenin anlamak ve bu anlayışa göre hareket etmek demek olduğunu anladık.

5.   Şems hazretlerinin Mevlana’nın oğluna anlattıklarının Mevlana Hazretlerinin muhterem eşinden başka birini anlatılmasını istemediğini öğrendik.

6.   Mevlana’nı oğlu Alâeddin’in âlim olduğunu, ancak Şems ve Mevla Hazretlerinin yoluna girmediğini öğrendik.

7.   Mevlana’nı oğlu Alâeddin’in Şems Hazretlerine zıt gittiğini, saygısızlık ettiğini, ama Şems Hazretlerinin Mevlana’ya duyduğu sevgiden dolayı zahmetlere katlandığını öğrendik.

 İşte böyle yaren,

İlişki kurduğumuz kimseleri tam görmemiz gerekir.
Yani birkaç sözü veya davranışından hareket etmemeliyiz.

Sadece bize gösterilen söz ve davranışlar çoğu zaman nezaketen ve hatır kırmamak için ikiyüzlü davranış ve sözlerle süslenir.

Çıkar ilişkisi varsa senin sorgulamandan kurtulmak için hep iyi yönlerini gösterir ve sende peşinen güven sağlamaya çalışırlar.

Sana gösterilen davranışların çoğu zaman zıddı yapılır ve sen aldatılmışlığı anlamadan çok zararlara girersin.

Kafan karışır kimin doğru, kimin yanlış olduğunu karıştırır, çok temiz insanları bile fena diye uzaklaşırsın.

Bunları ilişki kurduklarında tiksinti oluşturup seni soğutmak için değil, uyanık olmak hakkını korumak ve mesafeleri korumanın önemini hatırlatmak içindir.

Yarım tanımakla iş yapılmaz dostluk kurulmaz.
Tanrı erleri sonuç itibariyle doğru yaptıklarından bizim gördüğümüz yanlış dediğimiz çok şeyle o güzel insanlara yakınlaşma fırsatını kaçırırız.
                                    *
RAVLİ

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE İKİSİ BİR

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

 (M.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan, önüne helvalar, şekerler koy.
Eğer onlara dönüp bakarsa, o gerçekten susamış değildir.

 O yol kesici Kürt dedi ki:
«Ey bilginler, ellerinizde ekmeğiniz var, hâlbuki çömezler açtır.»
Bunun cevabını ben vereyim.

 «Git yakında bir köy var ola ki orada eline bir ekmek verirler,» dedim.
«Orası uzak, nerede o köy?
Şimdi çocuklar açtır,» dedi.

Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz, bulamıyoruz.»
Gidiyoruz, hiç bir yerde durmadan, bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz.

Hemen bıçağı yakaladı, bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı.
Ben dün birazcık çorba içmiştim, başka bir şey de yemedim.

Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım.
Bedenim arıklaşmıştır.

Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım.
Yazıklar olsun o güne ki, gönlüm perhiz istemez.

Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını (Sağlığa kavuşup iyileşmek) istemem.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz.
Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür.

Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti.
O gün para getirmesi Mevlana’nın hoşuna gitmemişti.

Mevlana’nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi.
Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor.

Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu.
Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür.

Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir.
Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun?

Günah işleme! 
O Şaban (Ramazandan önceki ay) ayında da görür.

 (M. 146) Perhiz et! (Şevval ayı Ramazandan sonraki ay) girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle,
«Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya?

 Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin.
Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir.

 Deniliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.»

Onun hizmet ettiği şahne (Polis), eğer Sultan kölelerinden birinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder.

 Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir (Polis).
Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir.

Şeyh İbrahim bizim aramızdaki birliği bilir.
Ben konuşurken, söz, Mevlana’nın sözüdür, derim.

Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz.
Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlana başka bir söz söylesin.

 Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur.
Dedi ki: «Müritlerden bir topluluk gördüm.
O kime baş sallıyordu?

Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?»
«Hayır,» dedim.
«Ama» dedi,
«O işaretten o mürit yapma manasını anladı.»

Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz.
«Söyle, söyle!» dedim.

 Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki,
 
Mevlana bizimle birlikte olduğu zaman güler, 
Bizi hiç suçlamaz, 
Şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz
Hiç bir şeye kesin karar vermez ve 
Bizi tehdit etmezdi.

Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemizi engellemezdi.»
Biz bu kadar bol-bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki:

Şöyle bir sofi sözü vardır:
Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin.

Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim.
Eğer müritlerde vefa (Sevgide bağlılık) varsa bu olur, yoksa olmaz.

Mevlâ’na mademki eldedir, onu Aksaray’a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi?

Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor.
Nihayet ben Murat yani istenilen kişidir.
Mevlâna ise Muradın Muradı olmuştur.

Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir.
O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler.
O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır.

Mevlâna askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar.
Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmam.
                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:

1.   İsteğin doğruluğunu anlamak için daha çekici bir şey sunarak imtihan etmemiz, gerektiğini öğrendik.

2.   Tanrı erlerinin seyahat ederken yanında para taşımadıklarını, yol kesicilere bir şey kaptırmadıklarını öğrendik.

3.   Perhiz yapmayı sevmemiz gerektiğini, perhizin sağlık verdiğini öğrendik.

4.   Allah’ın kullarını her zaman gördüğünü öğrendik.

5.   Ramazan ayından sonra günahlara dalanları iblisin oyuncağı olacaklarını öğrendik.

6.   Mevlana ve Şems Hazretlerinin sözlerinin aynı olduğunu, farklılık aramamamız gerektiğini öğrendik.

7.   Mevlana Hazretlerinin istenilen biri olduğunu öğrendik.

8.   Mevlana Hazretlerinin de Şems Hazretlerini isteyen olduğunu öğrendik.

9.   Şems Hazretleri kendi sözlerinin Mevlana Hazretleri tarafından güzel sunuş yapıldığını ve bu tarzı beğendiğini öğrendik.
İşte böyle yaren,

Mevlana Hazretlerinin her seviyedeki akla hitap etme yeteneği olduğunu ve güzelce anlattığını anladık.
Şems Hazretlerinin anlayışı yüksek olanlara anlattığını anladık.

İkisinin de anlattığının aynı konu ve bilgi olduğunu, hitap ettiği kişilerin farklı olduğunu öğrendik.

Cahile öğretenlere âlim, âlimlere öğretenlerin hâkim olduğunu öğrendik.

Her iki hazretin birbirini çok sevdiğini, birbirine bağlı olduklarını, ancak Tanrı emri gereğince davrandıklarını öğrendik.

Tanrı’ya ulaşanlar arasında büyüklük, küçüklük olmaz.
Bu yolda giden öndedir, yol arkadaşıdır, arkadan geliyordur ulaşmıştır.

Yani üst veya alt tanımlaması yapılmaz.
Biri diğerinin hocası gibi tanımlanmaz, yol gösterici, yolu aydınlatan diye tarif edilir.

Şems Hazretlerine ulaşan, Mevlana Hazretlerine de ulaşır, bu iki hazretin dostlarına ulaşan kendilerine de ulaşır.

İnşallah bu satırları okuyan yarenlere de nasip ve kolay olur.
Âmin.
                                       *
RAVLİ

18 Ağustos 2012 Cumartesi

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE İLHAM

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

 Bende öyle ateşli bir hal var ki, hiç kimse bu duruma katlanamaz. 
Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur.
Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur.

Bir gün, o da bu hale düşerse sonucuna katlanır.
İş adamı, yaptığı işte yetkili olmak gerektir.

 Öyle kişi ne acımakla, ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez.
Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür.
Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir.

 İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur.
Artık bir daha yanılmamak için tetik ve uyanık davranır.

Yanılsa bile ona fazla önem vermez, düşünmez.
Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar.

Diyelim ki, savaşta bir adamın eli yaralanmıştır.
İlk defa buna çok acı ve üzüntü duyar, ağlar, ama ne faydası olur?

Ancak tedavi için bir cerraha, bir hekime koşar yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır.
O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır.

 Mevlana’da, ledün ilminden sözler vardır.
O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez.
Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır.

Birini sözle terbiye edersem kendi benliğinden kurtulur. (M. 144) Daha fazla ilerler.

Bu şeyh, Haktır.
Allah kullarından kimi iş adamı, kimi de söz eridir.
Siz benim için birer örnek iş adamısınız.

İçinizden söz adamı da çıkaracağım.
Ancak bu daha yenidir.

Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman, sözü iş kuvvetiyle birleşir, ona göre iş görür.

Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim.
Eğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı, son derecesine vardırırsa, başka bir zaman yine giderim; onu avlamak için yine yakalarım.

Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim.
Ama Hazreti Peygamber, bu işe memur olduğu için, «Hûd suresi, beni kocalttı,» buyurmuştur.

Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allah’ın, «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir.
Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir.

Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yan yana gelince birleşme meydana gelir.
Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz.
Ama Allah’ın işlerinde hiç bir zorluk yoktur, ona göre hiç de güç değildir.

Mevlana, «Yaratıcıların en güzeli olan Allah, seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü.
O dininden mi döndü?

Bilmedi ki o, Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer’in dilinden konuştu.
Nasıl olur da dininden döner?
Görüyorsun ki o söz onun değildir.

Muhammed’in (S.A.) hesabına Ali konuşmaz, çünkü Cenabı Hak hep Muhammed’in (S.A.) diliyle konuşmuştur.

Bugün de öyle değil mi?
Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim.

Dünya ve ahret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki, buna hiç bir şey engel olamaz.
Dün sizi hayırla anıyorduk.

 Ben hep böyle yapabilir miyim?
Bunda asla günah olamaz.

İster inkârlı olsun, ister inkârsız, ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum.

 Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi.
Ne olur birer-birer söyleyin ne olur?
Dost mu istiyorsun, yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı?

Rubai:
Ey can bugün bütün umudum sensin!
Başka sevgililer de var, ama asıl gönlümü yakan sensin!

Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde,
Bugün benim bayramım da, Nevruzum da sensin!

 Şiir:
Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm,
Bana hayat neye yarar, yeşilliklerden bana ne?

Bağdan yeşillik yerine diken topladık,
Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı.
                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:

1.   Mevlana Hazretlerinin sözlerinin gıda gibi olduğunu öğrendik.

2.   Şems Hazretlerinin sözlerinin yaraları iyileştiren merhem gibi etki yaptığını öğrendik.

3.   İşimizde yetkili olmak gerektiğini, yani işi yasalara göre yürütmeyi sağlayan doğruluğa, insafa ve adalete sahip olan bir kararlılıkla yapmamız gerektiğini öğrendik.

4.   İşini doğru, insaflı, adaletli yapan kişinin vicdanın rahat edeceğini öğrendik.

5.   Aynı şeyde bir kere hata yapılabileceğini, pişman olup daha sonra çok dikkat edip aynı hatayı yapmayacağını öğrendik.

6.   İlk yanlış yapanın acı çektiğini, üzüntü duyduğunu fakat bunların bir fayda vermediğini anlayarak ve kabul ederek yanlışın verdiği zararı en aza indirmeye çalışacağını öğrendik.

7.   Şems Hazretlerinin peygamberlik gibi bir görevi olmadığından davranışlarında özgür davrandığını öğrendik.

8.   Şems Hazretlerinin bir yetiştirici bir eğitmen olduğunu öğrendik.

9.   Mevlana Hazretlerinin hitabının genel olduğunu, Şems Hazretlerinin sözlerinin kişiye özel olduğunu öğrendik.

10.                  Hazreti Ali’nin ilham yoluyla Tanrı ile konuştuğunu öğrendik.

 İşte böyle yaren,

Allah Peygamber efendimizin dilinden konuşarak söyleyeceklerini söyledi.
Sahabeler de Peygamber efendimizin sözlerini öğrenerek dini ve yaşamı oluşturdular.

Hazreti Ali, Hazreti Ömer, Hazreti şems peygamber efendimizin söylediği Tanrı sözlerinden dışarı çıkmamakla beraber oluşan yeni durumlarda özgürce Allah ile ilham yoluyla konuşarak doğru davranışları uyguladıklarını ve bizim yolumuzu aydınlattıklarını öğrendik.

Kaynak Allah, hüküm Allah’ındır.
Kimi Peygamberimizin söz ve davranışından hareketle yeni çıkan durumlara doğru uygulama hükmü çıkarmaya çalışmışlardır.
Bunlara sahabe diyoruz ve sahabelerin anlatımları dikkate alanlar diyoruz.

 Kimi de Ayetlerden, hadislerden ve diğer din âlimlerinin manadan mana çıkarma yoluyla değil bizzat Allah’a sorarak ilham yoluyla hak ve hakikati uyguladıklarını öğrendik, anladık.

 Taklitçilikten kurtulmak için işin hakikatini öğrenmek ve anlamak gerekiyor.
Hakikati öğrenen kişi de hakikatin ışığı ile olan yeni durumlarda doğru kararlar vererek uygular ve iyi sonuçlara ulaşır ve ulaştırır.

“ Bu işi böyle yapacağım Allah böyle yaptığıma ne der” diye kendi kendine sorduğun zaman bu işi Allah’a sormuş oluyoruz ki Allah da bize ilham yoluyla doğruyu gösterir ve yaparız.

İlham aldığımız zaman hemen uygulamazsak nefsimiz ve Şeytan işin içine karışarak bulandırır, kararsızlık, şüphe oluşturur.                                  

                                 İLHAM

Allah tarafından insanın gönlüne bir şeyin doğmasıdır.
Peygamberlerin gönlüne gelen ilahi düşüncelerdir.

 İblis kişiye bu yolu kullanarak musallat olur.
İblis vesvese ve kuruntuları ilahi mesaj gibi sunar.
(Dikkat et!)

Sen bu konuda bilgisiz isen farkında olamadan İblisin vesvese ve kuruntularını doğru kabul eder savunuculuğunu yaparsın.

Kalbine (Gönlüne) doğan herhangi bir şeyin din hükümlerine uygun ise Tanrı ilhamıdır.
Şeytan yanlışı iyilik gibi göstererek yaptırır.

Şüphen oluşursa Euzu besmele çekerek Allah’tan bu mesajın doğrulanmasını istemelisin.
(Euzu besmele çekilince şeytan bir zaman uzaklaşır sonra tekrar musallat olur.

Onun için iyiliği hemen yapın, kötülüğü ileriye bırakın diye önerilmiştir.)

Gönlüne bir sıcaklık geliyorsa Allah’tandır, soğukluk geliyorsa ya iblisten ya da kendi vesvese ve kuruntundandır.
Şeytanın bir adı da ilham derler ki bundan tehlikesini iyi anlamalıyız.

 Yanlış bir şey yaparken veya yanlışa niyetlenirken yapma, yanlış diye içinden bir uyarı alırsan kendi iman kontrolünden oluşan ve gelen bir uyarıdır yani ilham değildir.

 İlham sırdır ve saklanır.
Uygun olmayana söylenmez.
Uygun olana da üstü örtülü söylenir.

 Her insan ilham alır ama nefsinde kaybolur.
Ancak nefsini temizlemiş olanlar gönül aynasında bu ilhamı görürler ve yararlanırlar.

İlham almak için evliya olmak, veli olmak gerekmez.
Gönlünden çer-çöp dediğimiz dünyalık isteklerden kendimizi temizleyerek gönlümüzü ilhama hazır etmeliyiz.
                                   *
RAVLİ

Popüler Yayınlar