29 Aralık 2012 Cumartesi

ŞEMSİ TEBRİZİ 31

Zeyneddin Sadaka dedi ki:

Başlarımızı eğelim, huzura murakabeye (Kendi iç âlemine bakma, dalıp gitme) varalım.
Bir parmak mesafe için yoldan kaldın.

Bundan ötesi ıssız çöllerdir.
Bir parmaklık yoldan, Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun.

O bir parmaklık yoldan geri kaldın!
Üst tarafı yokluk çölüdür.

Ancak yolu ara, sor yol bu mudur? Diye araştır.
Dikkat et ki, o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar.

Sen nazar ehli ol, doğruyu eğriden ayır!
Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır.

Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider, sen doğru yol tarafını koru.
Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur.

Orada adil bir Sultan vardır, kimse kimseye zulmetmez.

Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir.
Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur," buyrulmadı mı?

Her kim bu tevhid (Birlik) kalesine bu Lâilahe illallah hisarına girerse, bir şey söylemez.
Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse, o bir şeyler anlatmak ister.

Kalenin adını söylemek çok kolaydır.
Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen, bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın; Arşa, Kürsi’ye yükselirsin.

Hazreti Muhammed (S.A.) "Tam içten ve gönülden Lâilahe illallah diyen mümin Cennete girer," buyuruyor.

Şimdi sen otur da söyle:
O, birdir diyorsun, sen kimsin?
Sen altı binden daha fazlasın!

Sen bir ol!
Yoksa onun birliğinden sana ne?

Sen yüz bin zerresin ki, her zerrende bir heves, her zerrende bir hayal taşıyorsun.

Niyetiyle gönülden, aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. Bunu yapabildi ise Cennete girer, yolundaki vaade hacet yoktur.

Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir.
O.
Bunu kimin yanında söyledi?

Derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. Halk (M. 317) daha istidatlı olsun.

Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin, işleri ya açık sözlerle konuşursun yahut yedi renkli hırka ile!

Tahkik ehli kişilere (Doğru olup olmadığını araştıran, meydana çıkaran, doğruyu ve gerçeği arayan kişi) feryat yaraşır, bunu bilmek lâzımdır.

Yedi renge boyanmış, secdeye kapanmış insanlar görüyorsun.
Ey şeyh sana renkten sıyrıl, vaz geç dediler!

Önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar.
Şimdi dışarı çıkayım, bırakmazlar.

Bir kere dergâhın, tekken var ama o doğanın şahı, ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır.

Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu zaman huy, huy (Kaybettiğini kazanmak için terleyerek kazanmak) etmeyesin.

Burada huy huyun ne yeri var?
Yani kuş uçtuktan sonra gel-gel demek neye yarar?

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
 ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
MURAKABE:

Kulun nefsini kontrol altında bulundurması, Allah ile birlikte olma bilincini diri tutması, Allahtan feyiz beklemesi demektir.

Her türlü iyiliğin kaynağı murakabedir.
Çünkü kul murakâbe sayesinde kendisini her türlü kötülükten uzak tutabilmekte ve işlediği hatalardan dönebilmektedir..

Murakabe nasıl yapılır?

Vakit namazını kıldıktan sonra yalnızlığa çekilerek dizlerin üzerine oturarak gözlerini kapatmalısın.

Al hecesini Lah hecesine çarptırarak Allah diyerek ve kendi duyacağın kadar bir sesle devam etmelisin.

Bu zikir kendi istem dışı olarak hızlanır ve yavaşlar bu durumda Allah adının sadece nefes olana kadar devam etmelisin.

Hararetin geçince aklına gönlünden ve nefsinden gelen her ne konu gelirse sonra halledeceğim diye aklından atmalısın.

Bir zaman sonra sana engel olan düşüncelerden temizlenirsin.
Karşına çerçevesi olmayan bir siyah tablo çıkar.

Çıkan bu siyah tablodan sonra orada helezoni renkli dumanlardan oluşan bir yol çıkar.

Helezoni bu yolda gittiğini hissedersin.
Buraya kadar olan yolculuk duyularla his dünyasına giriştir.

Sonra karşına güzel renkli tablolar çıkar.
Çıkan bu tablodaki şekil çok güzel unutmayayım demene kalmadan daha güzel bir tablo daha çıkar ve bu tablolar devam eder.

His dünyasında bu görüntüleri aldıktan sonra gördüğün tablolarını güzellikleri dışında detayları anlatamaz duruma gelirsin.

Bu şekilleri izlerken kalbinde yer eden şüphelerin hiç birisinin kalmadığını anlar fark edersin.

Akıl bu durumu birden kavrayamaz ve açıklayamaz.
Ancak sonraki zamanda sana sorulan sorulara öyle cevap verirsin ki kendi kendine hayret edersin.

Kalbine yerleştirilen bu bilgilerden sonra sakinlik gelir ve secde ederek şükür etmelisin ve bu durumdan çıkmalısın.

Neler öğrendik:

1.   Bütün büyükler murakabeye dalıp Allah’a karşı yanlış ve eksiklerinin farkına varmışlar ve yapmak istediklerinin doğru olanını bizzat kalben Allah’a sormuşlardır.

2.   İlahi âleme bir parmak mesafe kala çok kişinin son adımı atamadıklarını, yokluk âlemine dalamadıklarını öğrendik.

3.   Yokluk âlemine giren kişinin her şeyi yok ettiği zaman sadece Allah’ın var olduğunu görür ve bu bilinçle hareket eder.

4.   Yokluk âlemine girmek isteyen kişinin de dikkatli olması gerekmektedir.

5.   Yokluk sahrasında karşımıza çok yolların çıkacağını daima doğru yolu izlememiz gerektiğini öğrendik.

6.   Yokluk âleminin sultanı olan Allah kendisine sığınana daima selamette kalmasını sağlar.

7.   Allahın sözlerine her kim inanır ve doğru kabul edersek korunacağımızı öğrendik.

8.    Mevlana Hazretlerine sığınanın eminliğe ulaştığını öğrendik.

9.   Öğüt sıkça tekrarlanırsa soğukluk oluşturduğunu öğrendik.

10.                  Önce birliği kendimizde oluşturmamız gerektiğini sonra bu bakış açısıyla birlik âlemine girmemiz gerektiğini öğrendik.

11.                  Heveslerden ve hayallerden sıyrılmamız gerektiğini öğrendik.

12.                  Cennete girmek için uğraşma yerine kendimizi cennetin kendisi yapmamız gerektiğini öğrendik.

13.                  Gönülden, aklı ile tam içten bağlılık göstereninin cennete gireceğini öğrendik.

14.                  Renkten sıyrılmanın gerektiğini sade anlaşılır bir yaşam ve anlatımın olması gerektiğini öğrendik.

15.                  Kazanımlarımızı kaybetmeden işler durumda tutmamız gerektiğini öğrendik.


İşte böyle yaren,

Sadece inanmak yetmiyor.
İnanmakla iyice bağlanmak ve yolun gereklerini yapmak gerekiyor.

Bir elde ediş için renk, şekil, düşünce, istek, arzu, söz ve davranışlarımızda bir ve sade olmamız gerekiyor.

Derviş sıradan biri değildir.
Kendi içinde bir olmayı ve tüm duyguyu, hissi, bilgiyi kontrol ederek bir haline getiren kimsedir.

Çeşitlilik yerine sadeliği, güvenirliği seçenlerin amacına ulaşmak için daha yakın mesafede olduklarını öğrendik, anladık.

                                 *
RAVLİ

28 Aralık 2012 Cuma

ŞEMSİ TEBRİZİ 30

Bir aralık falan kimse açıkça küfür (Allah’a e dine inanmayan sözler) söylüyor, halkı yoldan çıkarıyor, dediler.

Bir kaç kere bu isnadı tekrarladılar.
Halife işe ehemmiyet vermedi.

Bu sefer de adam bir alay ayak takımı ile dost olmuş, bunları doğru yoldan saptırmış dediler.

Bu senin hakkında uğursuzluk getirir, senin çağında açıkça küfür söylensin.
Muhammed dini harap olsun, bu olur mu?

Diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular.

Halife, adamı sarayına çağırdı, yüz yüze gelince, bunu Dicle'ye atın dedi.
Ayağına bir desti bağladılar.

Götürürlerken Halifeye sordu:

Benim hakkımda bu cezayı neden reva (Uygun) gördün?
Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım, dedi.

Adam o, halde benim maslahatım için benim selâmetim namına halkı suya at, dedi.
Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu?

Bu sözden halifenin içine bir korku düştü, adama acıdı.

Dedi ki:
Bundan sonra, benim yanımda o ne derse öyle yapacağım.

"Allah arş üzerine hâkim olmuştur" anlamındaki ayeti şerh eden gerektir ki, "Nefsini bilen, Rabbini de bilir," nüktesini de anlatsın.

Bu sözde gizli bir hazine vardır.

Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın.
Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir

"Ey resulüm!
Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyrulmuş. (Tâhâ süresi, 6)

Nefsin yeri ancak ayakaltıdır.
Muhammed'de (S.A.) Ahad'i (Tek Allah'ı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın!

Sofi evden dışarı çıkar, hırkasının yenine bir dilim ekmek yerleştirir. 
Yüzünü o ekmeğe çevirerek:

Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun, yoksa zaten elimdesin!

Onlar hep Ahad'e uyanlardır, biz de Muhammed'e (S. A) uymuşuz. 
İsterse Kâbe’nin damına götürsünler, hayır deriz.

Muhammed'e uymak daha doğrudur.
Bu, Kâbe’nin damında namaz kılmaktan daha üstündür.
Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır.

Bir şeyhe dedim ki:
Allah seni (M. 316) cehenneme atsın!

Keşke, dedi:
O zaman, bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini, Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum.

Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu.
Öküz heykelini gördüler, ama içindeki Şehzadeyi göremediler.

Yoksa kim bilir onu nasıl öldürürlerdi.

(Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir.

"De ki, hangi şey en büyük şahadettir; de ki Allah görücüdür,"
(K. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım:

Kuran tefsiri yapıyoruz.

Derler ki:
Hiç bir Müslüman, (Tanımadığı kimseye) bu zındıktır (Tanrı'ya ve ahirete inanmyaan) der mi?
Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir (Tanrının varlığını ve birliğini inkar eden) oldu derler.

Evet, kâfir idi, mümin oldu.

                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Halk kendi inancına, kendi çıkarına uymayanların yok olmasını istediğini öğrendik.

2.   Bize hâkim olan, tesir eden kuvvetleri açıkça bilmedikçe, anlamadıkça, ne kendimizi nede başkasını düzeltecek bir etkimiz olamayacağını öğrendik.

3.   Nefsin bilmeden Allah’ın ilişkisini ve etkisini bilmemiz ve kabul etmemizin imkânsız olduğunu öğrendik.

4.   Kendi arzularını, isteklerini, kendi yaptıklarını görenin, ne kendini ne de başkalarını değiştiremeyeceğini, düzeltemeyeceğini öğrendik.

5.   Peygamberde Allah’ı bulabileceğimizi ama Allah’ta peygamberi bulamayacağımızı öğrendik.

6.   Yani Peygamberi bulur tanırsak onun yönlendirmesi ile Allah’ı bulabileceğimizi öğrendik.

7.   Hemen ulaşabileceğimiz, hemen yararlanabileceğimizin Peygamberimiz olduğunu, hemen kavuşabileceğimin Peygamberimizin sözleri olduğunu, temel yol gösterici ve bizim anlayışımıza yakın olduğunu öğrendik.

8.   Öncelikle Peygambere uymak, Allah’ın emirlerini doğru ve yerinde anlamak için bu yolun iyi tercih olduğunu öğrendik.

9.   Peygamberimizden gizli benlik duygularını öğrenmemiz gerektiğini öğrendik.

10.                  İnsanın içindeki sevgiyi sevgiliyi göremiyorsak dışta gördüğümüz değerin bir şey ifade etmediğini öğrendik.

11.                  Öz eleştiri yapıp suçumuzu günahımızı açıkça söylemenin, itiraf etmenin çok kıymetli bir davranış olduğunu öğrendik.

12.                   Allah’ın her şeyi görücü olduğundan en büyük yaptıklarımıza tanık olduğunu öğrendik.

13.                  İnsanların kendi yaptıklarını değerlendirmeden başkalarını suçladıklarını, aşağıladıklarını öğrendik.

14.                  Kâfir gözükenin Mümin olabileceğini her an bu değişimin olabileceğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Dıştan gördüğümüz tanıdığımız, değer verdiğimizin yeterli olmadığını, içimizde olan bize tesir eden kuvvetleri tanımamız ve kontrol altına alıp düzene sokmamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Allah’ı tanımadan önce kendimizi tanımamız, bilmemiz, sınırlarını belirlememiz ve birlik sağlandıktan sonra Allah’a ulaşmaya çalışmamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Öz eleştiri yapmanın çok zor olduğunu ama bu işlemi yapmamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Öz eleştiri yaparken Peygamberimizi örnek ve ölçü almamız gerektiğini, karşılaştırmalar yapmamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Yol gösteren, yolunu aydınlatan, elinden tutan olmadıkça, o yolda mesafe alamayacağımızı öğrendik, anladık.

Ben yaptım oldu diyenin ancak kendini kandırdığını öğrendik, anladık.

                                     *
RAVLİ

27 Aralık 2012 Perşembe

ŞEMSİ TEBRİZİ 29

Şeyh ayva yer; 
Vah şeyhim, vah müridim!
Dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun.

O sana Yasin okuyor.
Sen ona ne yapayım diyorsun!

O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor.
Sen kayboluyorsun, altın damarına kayıp diyorsun.

Toprak vardır ki, içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı, madeni belli değildir.
Kuvvetli ihtimale göre su içindedir.

Bezirgânın (Tüccarın) biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı.

Öteki bezirgânlar da onun parası ile etrafı dolaşır, ticaret ederlerdi.
Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir, derler.

Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler, bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar, dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar, sedefleri dışarı çıkarırlar, ancak içinden bir şey çıkaramazlar.

Beyit: (M. 313)
Bana senin akik gibi dudağın gerek, şekerin ne faydası var?
Bana senin cemalin lâzım, kamerin ne yeri var?

Dalgıç nihayet işin sonuna bakar, hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı, der.

Hele bir kere daha dal, ola ki o yüz binlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin.

Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır.

Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir?
Gecikme, ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur.
O zaman onu kovarsın!

Derler ki:
Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: 
Yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz.

Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? 
Şah bu attan aşağı inmek istemiyor, askerini toplamış, şeytan onu önüne katmış, yardımcı gibi kullanıyor.

Şah ise, o muhakkak Allah’dır diyor.
Çünkü şeytan, Allah kılığında da görünür ki, kendisini kabul etsinler.

O adama dedim ki:
Şeytan nasıl Allah kılığına girebilir?

Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur.
Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür.

Onda hem ruhani, hem de cismanî kudretler vardır.
Şehvet nereden geliyor?

Ancak bir kimsenin yüzünü kapayan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki:
Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın.

Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler.

Beyit:
Ana ve baba, evlâtlarını incitmezler ama
Akıl ve ruh velilerdedir.

Şiir:
Ey sabah rüzgârı, elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç!
Gönlün isterse, benden onun tarafına bir selâm götür.

Gönlümü orada görürsen, de ki, vuslat sana haram olsun!
Ben böylece senden uzakta, sen ise hep onunla diz dizesin.

Eğer oraya yetişebilirsen aheste git, yavaş yürü!
Ta ki, zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın!

Rubai: (M. 314)
Yel esti, gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı.
Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı.

O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı.
O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü.

Rubai:
Aşk, bizim ölçümüze göre başımızda değil
İşin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır

Dilberlerimizin cemali, güzelliği söz konusu olunca,
Biz ona lâyık değiliz, o da bizim dengimiz değil.

Rubaî:
Gönül ararsam, senin semtinde görürüm,
Can istersem, saçlarının kıvrımlarında bulurum.

Çok susuz kalırda su içersem,
Kâsede yüzünün hayalini görürüm.

Rubaî:
Bundan daha perişan gönül hali olur mu?
Yahut bundan daha başsız, sonsuz bir olay var mı?

Âlemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki,
Bundan daha başı dönmüş, bundan daha şaşkın olsun.

Beyit:
Ey cihanın canı, ölmek ne hoştur,
Hele kılıç senden, gerdan da benden olursa!

Âlemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler.
Ey sevgili can, acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir?

Şiir:
Diyorsun ki, benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır,
Acaba bir koku almadın mı ki, bu derece sarhoş oldun?

Rubai: (M. 315)
Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol!
Yabancılık âleminde yakinlerden ol!

Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen,
Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol!

"Göklerim ve yeryüzü beni kapsayamadı.
Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım", anlamındaki kutsal hadis malumdur.

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
 ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Kötü durumda olan Şeyhe bağlanan öğrencinin istediğini elde edemeyeceğini, amacına ulaşamayacağını öğrendik.

2.   Öğrencinin içindeki madeni dışarı çıkaran onun gönlündeki inciyi dışarı çıkaracak öğreticin, yol gösterenin olması gerektiğini öğrendik.

3.   Hazinenin nerede olduğunu bilmeyen, hazineden anlamayan kişiyi kendine kılavuz seçenlerin hayal kırıklığı ile karşılaştıklarını öğrendik.

4.   İçimizde pislik varken Allah dememizle tuvalette Allah dememizin aynı şey olduğunu ve yanlış bir davranış olduğunu öğrendik.

5.   Şeytanın her şekilde kendini göstererek bizim onu kabul etmemizi sağladığını öğrendik.

6.   Şeytanın Kutsal kişilerin kılığına giremeyeceğini öğrendik.

7.   Allah’ı arayanların dervişlerin gönüllerinde araması gerektiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Allah’ın sığdığı gönülü dervişlerin gönlünde ara, bul, gör.
Yabancı olma, sonunu düşünenler baştan görüş sahibi olurlar.

Dervişlere hizmet et ki gönüllerinde yer bul.
Dervişlerin sarhoşluğuna istekli ol.

Dervişler yolunda öl ki ebedi sağ kalasın.
Dervişler yolunda öl ki aradığını içtiğin su kâsesinde bile gören ol.

Ey yaren,
Bu işlerde sadece akıl yeterli olmaz aynı zamanda ruh olmalısın, canını sevgiliye armağan etmelisin.

                                *
RAVLİ

ŞEMSİ TEBRİZİ 28

Üstünlük ilk davranandadır, sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur:

Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir.
Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır.

Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. 23/115)

Bana, bir yabancı yüz kere de vursa, hiç bir şey demem, ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir.

Nasıl ki Hallacı Mansur vaka’sında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir.

Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur.

Derler ki:
Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi:
Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır.

Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. 310) dostlarını da bu işe zorladı.
Çaresiz herkes buna katıldı.

Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı.
Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi.

Bu hali seyredenlerden biri hayretle ondan sordu:
Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin?

Bilmiyor musunuz ki, dedi, sevgilinin cefası çok çetindir.

Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşit (Öğretecek, yol gösterecek öğretmen) arıyordu.

Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu.
Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu.

Aradığını düşünde görmüştü.
Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı; 
Koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz, o olmadan namaz kılmaz, misafirliğe onsuz gitmez, baş sağlığına, düğüne hatta uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi.

Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı.
Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki:

Bunu önce benim şu tuğlama, şu cevherime söyle!
Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese, önce elini şu tuğlaya sür, derdi.

Bu nedir?
Diyenlere, bulunmaz bir şeydir, ancak iyi kişilerde bulunur, fena kişilerde bulunmaz; otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim, dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim, derdi.

Şiir:
Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki,
Sana kavuşmayı asla ummazdım!

Gamdan uzaktım, felek bu halimi beğenmedi, hâlbuki
Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu.

Ne kadar uzak, ne kadar uzak!
Sana sonsuz ömür mü versinler?

Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu bir âlemdir.
Bütün dostlarıma sonsuz ömürler diliyorum:

Ondan başka dua etmiyorum.
Hele sana ki, bizim hem dışımızı hem içimizi besledin, yetiştirdin; 
Senden bize binlerce faydalar ulaştı.

Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım, benim sıfatım da onun sıfatı demektir. (M, 311)

Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır.

Derler ki; Allah'ın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır.
Her sabrı yüz yıl, bin yıl sürer.

R ü b a î:
Ey ay parçası, doğdun ve parladın,
Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin!

Bilirsin ki, can ile beraberdin,
Ansızın battın ve görünmez oldun.

Arapça beyit:
Vaki’e (Koruyan, saklayan Allah’a) beni korumamasından şikâyet ettim,
O da günahları terk edeyim diye beni uyardı.

Herkesin kendine göre bir günahı vardır.
Birinin günahı sarhoşluk, yaramazlıktır, onun haline uygun düşer.

Ötekinin günahı da Allah’tan uzak kalmaktır.
Bir öfke vardır ki, zaman-zaman ayaklanır, bazen da gizlenir.

Onun işi gizli kalmaktır.
Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur?

Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir.

Mısra:
Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz.

Bir genç Kuran öğrenmek istiyordu.
Çok zahmet çekmiş, Kuran'ı ezberlemişti.

Ama hâlâ arzusu vardı.
En iyi Kuran okuyan öğretmen kimdir?

Diye soruyor ve Allah'a yalvararak Kuran uzmanı ve Allah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu.

Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. 
Ezberindeki her ayeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu.

Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış, işe yeniden başlamak gerekli.

Ne olursa olsun dedi, öğrenci, öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: 
Benim babamın âdeti her sahife için bir altın vermektir.

Öğretmen, peki, dedi.
Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor, o da, altınları gönül hoşluğu ile veriyordu.

Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı.
Baba üzülüyordu.

O sırada bir ihtiyara rastladı, üzüntüsünün sebebini sordu, ahvali anlatınca ihtiyar güldü.

Onu evine götürdü, misafir etti.
Baba (M. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu.

İhtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur dedi, senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır.

Oğlumun altına ihtiyacı yoktur.
Hazret!

Peygamber, "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir," buyurmuştur.

Bizim altınımız Kuran'dır, mülkümüz, kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır.
Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. 
Bu ancak seni sınamak içindir, işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı.

Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı.

Onu sürersin, gölgeden kaçar, köprü üzerinde ayakları titrer, dünyayı canına bağlar, gerektir ki biraz yük taşısın.

Onu burada sınayın.
Eğer köprü geçerse ne iyi, yoksa hemen geri göndermeli.

Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür, ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez.

Geri dönmeye imkân yok, ileri gitmeye imkân yok.
İşte onu burada tecrübe et ki anlayasın.

Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar," (K.60/10) buyrulmuştur.

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Sevgili için hazırlık yapmamız gerektiğini öğrendik.

2.   Sevgilinin yaptıkları, verdiği zahmetlerin zor gelmeyeceğini, memnuniyetle kabul edileceğini öğrendik.

3.   Sevgilinin verdiği eziyetin çok çetin olduğunu öğrendik.

4.   Sevgiliyi bulduran, gösteren her ne ise o uğurludur, kutludur.

5.   Allah’ın sabrı olduğunu, kulun kendisine gelmesini beklediğini öğrendik.

6.   Belalardan korunmak ve saklanmak istiyorsak günahları terk etmemiz gerektiğini öğrendik.

7.   Canını cananına verenin gözlere görünmez olacağını öğrendik.

8.   Allah’tan uzak durmanın da günah olduğunu öğrendik.

9.   Dünyanın suç yeri olduğunu öğrendik.

10.           Kuranı güzel ve ahenkli okumak yerine manasını anlayıp yaşama geçirmenin beğenilen bir davranış olduğunu öğrendik.


İşte böyle yaren,

Sevgili ile aşk oyunu oynamak için onun huyunu bilmek ve ondan gelecek sıkıntılara gönül hoşluğuyla katlanmak gerekiyor.

Hoşa giden göstermelik davranışlar yerine özü anlayıp kavrayıp yaşamımıza bir düzen vermek ve gideceğimiz yolu bilerek ve isteyerek gitmek gerekir.

Bir şey istiyorsak ve bekliyorsak bunu elde etmemiz için o konuda istenilen çalışmayı yapmamız gerekmektedir.

Sadece dua ederek büyük beklenti içinde olmamızın yetersiz bir davranış olduğunu, bu beklentimiz için uğraşıya girmemiz gerektiğini öğrendik.

                                         *
RAVLİ

                               

Popüler Yayınlar