26 Kasım 2016 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 980 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri doğru görüşe engel olan yanlış düşünmeyi anlatıyor)
980- Hâlbuki Âdem, iblise cevap verir de der ki:
Bu secde zaten Tanrıya sen şaşısın (Doğruyu olduğu gibi göremeyensin), sapıklığından (Normal olan davranışlarda bulunmuyorsun), inadından (Karşı düşünce ileri sürme yüzünden) biri iki görüyorsun.

Devlet yıldızıyla hasetçinin gözü (Kıskançlıkla, çekememezlikle bakanın) arasına, nelik-nitelik (Kavram ve gerçeklik beraber kullanıldığında düşüncesinde bir karşılık olmayacağından ) tozundan (Çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş düşünce) bir perde çekende odur, o.

Devlet yıldızı, yürü git der, perden artsın;
Benden gene kurtulamadın, gene yapayalnız değilsin, fakat onun tapısından sürüldün.

Bu perdeye ait söz çoktur, çok soru vardır, çok cevap var;
Bu perde yüzünden Nemrut, Halil’i göremedi.

Yarabbi haset iki dostun arasına gerilen bir perdedir ki dün birbirlerine can verirlerken şimdi inatçı kurda dönerler.

Ne perdedir bu ki iblis, bu perde gerilmeden önce göklerin damında yerlerin yüzünde yelip yortar, secdeler ederdi.

Tanrıya yöneldikçe yönelirdi, neşeyle, acıyla, yalvarıp yakarmayla çeşit-çeşit ibadetlerde bulunur, sevgisi günden güne artar dururdu.

Fakat haset perdesi çekilince buz üstünde kalakalan eşek gibi kalıverdi;
O perde kolunu-kanadını bulaştırdı onun.

Git pis iş işledin diye gök mescidinden kovdu, sürdü onu;
Çünkü söz duymuyor, boyuna pisliklere bulanıp duruyordu.

A tek, a sevgili Tanrı, gel, konuşalım görüşelim;
Neden gidecekmişim, ne yapmışım, ne sebeple kovuyorsun beni?
                         *
Neler öğrendik:
1.    Allah’ın bizzat kendisine saygı ve hizmet ile herhangi bir konuda emrini yerine getirmenin aynı olacağını, farklı düşünmenin yanlış olacağını öğrendik.
2.    Doğru olanı olduğu gibi söylemeyenlerin, söze kıskançlık katanların, kendi görüşünde inatçılık yapanların, normal davranışlardan kaçınanın, kelimelerin manasında kalıp kavramları bilmeyenlerin doğru görüşe engel olan davranışlar içinde olduklarını öğrendik.
3.    Gördüğümüzü doğru algılayıp, doğru bilgi birikimi ile düşünmezsek kendimize perde oluşturacağımızı, güzel kutlu insanları görmekten mahrum kalacağımızı öğrendik.
4.    Doğru sözü kıskançlık yüzünden söylemeyenlerin, saklayanların ne yapacağını şaşıran kişiler gibi şaşkın olacaklarını öğrendik.
5.    Pis işlere karışanların temizlenmedikçe gök meclisine katılamayacaklarını öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Allah ile konuşarak hatamızı öğrenmemiz ve düzeltmemiz gerektiğini öğrendik, anladık.

Allah ile konuşma imkânını bulamamışsak Allah dostlarını bularak, onlara sorarak kendimizi düzeltmemiz ve temizlememiz gerektiğini öğrendik, anladık.
                 *

RAVLİ

25 Kasım 2016 Cuma

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 970 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri kendini anlatıyor)
970- Ne mutlu o kişiye ki Yusuf’un kokusuyla Yakub’un gözleri nasıl tekrar görmeye başladıysa onun da gönül gözü açılır, her şeyi görür.

Gönül gözü, şükretmediğimizden kapanır;
Tanrı da gerçekten de demiştir, “insan Rabbine karşı pek inatçıdır, pek nankördür (İyilikbilmezdir)” (Adiyat suresi 6).

Faydalanmak, kâr (Yarar, fayda) etmek istiyorsun ya, fayda da dosttan gelir, kâr (Kazanç) da;
Fakat sen izini izlemezsen, sen onun izinden gitmezsen ne fayda, nerden kâr edeceksin?

Tanrının bir yıldızı var ki yerde döner o;
Güneş de o yıldızın havasına kapılmıştır, gök kubbe de.

Nice seher çağları (Sabahın güneş doğmadan önceki zamanı), inananın ibadet yurdundan içeriye girer de kutlu bir yıldızım ben, muradını benden iste der.

Der ki:” Bir yıldızım, hem yerdeyim hem gökte;
Güzel yüzlerin hayali gibi yüzlerce durakta beni görürler, bulurlar.

Yeryüzündekilere mumum (Yaklaşanları aydınlatırım), göktekilere nur;
Meleklere canım, varlığın tümü benimdir.

Hacetlere kıble (Tanrıdan yerine getirilmesi beklenen dileklerin yönü) göktür amma sen göğe bakma, bana bak da cömertliği seyret.

Benlik yüzünden, taklit yüzünden ondan utanıp, ona secde etmeden arlanıp (Utanan), iblis gibi secde edilecek ancak Tanrıdır, o yeter diyen de olur.
                         *
Neler öğrendik:
1.    Allah dostlarını yoğun sevgiyle sevip özlemenin; candan gelen koku olan en uzaktan alılabilinen küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duyu burnumuzdan beynimize giden sinirler aracılığı ile iletebildiğini, öğrendik.
2.    En küçük değerleri incelikleri dahi algılayabilen birisi olmak için Allah dostlarının yardımı ile beyin kimyamızı olumlu değişikliğe uğratmamız gerektiğini öğrendik.
3.    Yapılan iyiliğin kimden geldiğini, kimin yaptığını bilmeyen, gerekli şükrü ve teşekkürü yapmayanların, yapmamakta inat edenlerin hissi duygularının körelerek gönül gözlerinin kör hale geleceğini öğrendik.
4.    Allah’ın yeryüzündeki güneşlerini, yıldızlarını yani gerçek Allah dostlarını bulmamız gerektiğini onların çekiciliğine uyarak bulunduğu çevre ve ortamı severek benimsememiz gerektiğini öğrendik.
5.    Allah’ın seher çağında bir dostunu gün doğmadan hemen önce gönderip insanların dileklerini yerine getir diye gönderdiğini öğrendik.
6.    Yeryüzündeki Allah’ın yıldızını hem yerde hem gökte yüzünün hayalini görebileceğimizi öğrendik.
7.    Secde edilecek Allah dostlarının olduğunu, gurura kapılmadan gerekli saygı ve sevgiyi göstermemiz gerektiğini öğrendik.
                              *                             
İşte böyle yaren;
Bu dünyadan ahrete giden Allah dostlarının ölüp yok olmadıklarını, etki ve yetkisinin bin kat artarak yaşayanlara, doğru yol arayışında olanlara yardımcı olduğunu öğrendik, anladık.
                 *

RAVLİ

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 960 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri Tebrizli Tanrı Şems’ini anlatıyor)
960- Sus ki şu aşağılık sözlere dalmış ahmaklar (Aklı az olanlar veya doğru kullanamayanlar), ot otlayan hayvanlardır adeta, seni de saçma-sapan sözlere daldırır giderler.

A gönül, senin hafif, alçak sesinden varlık ülkesi yükseldikçe yüceldi;
Sen ya Sur’un sesisin (Büyük felaketi haber verensin) yahut da vaat edilen kıyamet (Yok olup yeniden dirilişin sesisin).

Duymuştum, Davud’un (Peygamber’in) nağmesindeki zevk, lezzet yüzünden pek çok kimse can vermiş, ölmüş.

Padişahım (Şems Hazretleri), senin sesin, Davud’un sesinin aksi (Zıddı);
Onu dinleyenler ölmüşlerdi, seni dinleyen varlıklar yeniden diriliyor.

Sesin boğazdan çıkmıyor senin, amma gene de halkaları kapıp götürüyor (Allah kapısında bekleyenleri alıp Allah’a götürüyor), binlerce halka kapanı halka gibi kapıp gidiyor.

A gönül, doğru söyle, dün gece şarap içtin?
Sabahtan başladın, boyuna şarkılar söyleyip duruyorsun bugün.

Senin nağmen, senin sesin, o yandan çıkıp gelmede;
O ses, yüce candan geliyor, bedenden çıkıp inmiyor.

Bedene bağlanmadın da canın açılıp saçılışını gördün;
Zaten iyi tohum eken, kötü ekin biçmez ki.

Gerçekten de yokluk gülünün kokusu, bir gül bahçesinden geliyor;
Ağaçsız armut bittiğini gören var mı hiç?

Ne mutlu o kişiye, koku alınca onun (Candan gelen Allah dostunun) kokusunu alır;
Ne kutludur o kişi ki açılırsa can gözü açılır.
                         *
Neler öğrendik:
1.    Şems Hazretlerinin sözlerinin kaynağının canı olduğunu, kendi vücudundan söylediğini öğrendik.
2.    Aklı az olanların veya aklını doğru olarak kullanamayanların yanına gitmekle aynı durum ve konuma geleceğimizi öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin sözlerinin, sahsını sevmenin, önerdiği yoldan gitmenin insanı öldürüp yeniden dirilttiğini öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Canı bilmeyenin, candan gelen kokuyu koklamayanın can gözünün açılmayacağını, hakikati olduğu gibi göremeyeceklerini, her an şüphelerle ve korkularla yaşayacaklarından mesut, bahtiyar, saadetli, mesut olamayacaklarını öğrendik, anladık.
                 *

RAVLİ

24 Kasım 2016 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 950 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri Tanrı şarabının tesirini anlatıyor)
950- Demedim mi sana, (Aşağılık kişilerin yanına) gitme oraya, belaya uğratırlar seni;
Elleri pek uzundur (Fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan, hırsız olan) onların, ayaklarını bağlarlar senin.

Demedim mi sana, o yanda tuzak içinde tuzak var;
Tuzağa düştün mü nasıl kurtarabilirler seni?

Demedim mi sana, meyhanede (Tekkede) tuhaf mı tuhaf sarhoşlar vardır;
Saçma-sapan söz oklarıyla oklarlar aklı.

Senin gibi yüreği temiz, gönlü saf kişiye lokma gibi kapıverirler;
Her bir piyade için bir şahı mat edip oyundan atıverirler.

Seni çok kere hamur gibi çekip-çekip uzatırlar, derken büküp-büküp halka haline getirirler;
Yüzlerce defa saman ederler seni, yüzlerce defa kehribar haline sokarlar.(Çekilen-çeken ederler)

Gönlü dar birisisin sen;
O ciğer yiyenlerin yanına varır, ciğer kesilirsen seni tutarlar, çorbalarına atıverirler.

Olgunluğuna, yiğitliğine güvenme pek;
Kafdağı bile olsan seni tezcek (Çabuk olarak), hemencecik havaya uçuverirler.

Balçığından binlerce tuhaf kuş yoğurur, yaparlar;
Sudan, topraktan geçsen bile daha neler ederler seni, neler.

Deriden yapağı çeker gibi seni de tutarlar, şu bedenden çekip çıkarırlar;
Seni bir hayale döndürürler, önün-ardın, sağın-solun, üstün-altın kalmayıverir.

Hükümlerin çekip çekiştirmesine razı olduğunu gördüler mi de zahmetlerden, meşakkatlerden kurtarırlar seni de her şeye razı ederler.
                         *
Neler öğrendik:
1. Aşağılık kişilerin yanına gidenin her türlü oyuna geleceğini, temiz kişilerin böyle kişilerin yanına gitmesinin yanlış olacağını, zarar göreceklerini, yollarından kalacaklarını öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Allah’ın iradesine boyun eğen temiz kişilerin işlerini aşağılık kişilerin dünyalık küçük işlerini halledip güven sağladıklarını sonradan da elinde avucunda ne varsa aldıklarını, hile içinde hile yaparak soyup soğana çevirdikleri için baştan onların içine girmememiz gerektiğini öğrendik, anladık.           
                 *

RAVLİ

Popüler Yayınlar