22 Mart 2015 Pazar

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2300 İNCİ BEYİT

2300-  Senden gelen her cefayı (Sıkıntıları) minnet (Borcumu ödeme gibi) bilirim, senin suçunu da kabul ederim, boynuma alırım, kendi suçumu da.

Ay yüzlü güzel, senden yüzlerce cefa gelse o cefalar, ağır kumaşlardan biçilmiş elbiselerdir bedene, esenliktir (Sağlıktır, afiyettir, sıhhattir, selamettir) cana sanki.

(Allah’ım) Âlemde herkesin senden bir nasibi (Payı) var, benim nasibim de aşkın.
Ne de güzel ettin de bana bunu lütfettin (İyilikte bulundun) sen.

Şarabının lezzetinden (İnsanı kendinden geçiren Allah sözlerinden) gâh kadeh (Vücut) sarhoş olmadadır, kadehindeki lezzet yüzünden gâh şarap (Can) coşup köpürmededir.

Yüzünü görür görmez mana secdeye kapanmada, sözünü duyar duymaz her harf oynamaya başlamadadır.

Âşık, fazla sarhoş olunca kınanmaya başlar;
Çünkü şarabın mezesi kınanmadan (Ayıplanmaktan) başka bir şey olamaz.

Yüceliğinden seni gözlerine aldılar (Her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul ettiler), gözlerinde yer verdiler sana (Niteliklerin sebebiyle üstün tutuldun, beğenilen, önem verilen, saygı gösterilen kimse oldun);
Fakat gördün ya, sonunda hepsi de gitti, seni yapayalnız bırakıverdiler.

Ey kardeşlerine emniyet (Güvenilen, inanılan, itimat) edilen Yusuf, sattılar seni onlar, hem de ucuza sattılar, değerini pek azalttılar.

Bu dünyanın vefasızlığını (Sevgisini sürdürmediğini, dostluk bağlılığı göstermediğini) görenler, yola düşmeye uygun buldular, yaşayışı terk edip gittiler.

Gizliden gizliye çok düşmanın var, sen görmüyorsun;
Bu kadar düzene başvurdun (Uyum gösterdin, sistem oluşturdun, tertipler ettin, hilelere başvurdun), fakat onlar seni mat etti (Yendi) sonunda.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Seven kişinin sevgilisinden gelen her sıkıntıyı kendi sıkıntısı gibi kabul edip halletmek için görev olarak kabul ettiğini öğrendik.
2.    Sevgiliden gelen her ne olursa olsun; seven kişiye canına iyilik oluşturduğunu öğrendik.
3.    Allah’tan gelen sözlerin insanın canını, vücudunu sarhoş ettiğini öğrendik.
4.    Aşk sarhoşu olan aşığın hareketleri bu işe yabancı olanlar tarafından kınandığını öğrendik.
5.    Bizi çok seven, değer veren, önemseyen olanların bile bizi terk edeceğini, yalnız bırakacaklarını öğrendik.
6.    Kardeşin bile kardeşini istemediğini, dışladığını, bir yolunu bularak, bir bahaneye sığınarak değersizleştirip uzaklaştıklarını öğrendik.
7.    En yakınından başlayan gizli bir düşmanlık içinde yaşamdan ne yaparsak yapalım galip gelemeyeceğimizi öğrendik.
                        *                    
İşte böyle yaren,
Dünya yaşantısında sevgiyi sürdürme, sevgi ve dostluk bağlılığı olmadığını yaşayanlar, görenler, anlayanlar Tanrı dostlarının gittikleri aşk yoluna düştüklerini öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

21 Mart 2015 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2290 İNCİ BEYİT

2290-  Sus, eğer onun (Aşkın) esprilerini (İnceliğini, derinliğini, anlamını) söylersem kendinden geçersin ve ne kapın kalır, ne damın.

Her an selam getirir, bu mektup filandan der;
Sanki selamla kâğıt, şehrimizde pek pahalıymış.

Bu hileyle hiçbir köse, hiçbir güzelden bedavaca öpücük almadı;
Burnunu uzatıp koklamak (Cinsel ilişki amaçlı davranış), erkek eşeklerin (Kaba ve düşüncesiz olanların) âdetidir.

Parası pulu olan nerdeyse bil ki gümüş bedenli (Beyaz tenli) bir güzel de ordadır;
Sen canım, cihanım deyip durma, o can senden kaçar gider.

Madenden tırnaklarınla kazı, ne yap, yap bir çaresini bul, altın elde et, altını da gizlemeye kalkışma;
Çünkü altın saklandı mı güzel de gizlenir, görünmez olur.

Küpe altın olmasaydı kulağa takılmazdı;
Kulağa takılan altın küpe, takan kişinin huyuna delildir.

Amma gene de altının, gümüşün, paran, pulun olmadığı halde bir güzel elde etmeye çalış, olur ya, talih yardım ederse devlet ele girer.

Ancak bu sevgilidir ki altın almaz, sen ona altın gibi bir can sun;
Çünkü ölü altın orada geçmez.

Altın, orada bir taştan ibarettir ki sanki içi yarılmış da içine yüzlerce fitne (Karışıklık, kargaşa, arabozuculuk) tohumu ekilmiş;
Potadan (Madenlerin yüksek ısı ile eritildiği kabtan) çıkmış, sızdırılmış altına aldanan hamdır, kaltabandır (Yalancı, hileci, kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimsedir ‘Şarlatan’).

Sus, bir yere aşk geldi mi söz nedir ki orada?
Sus da altından da aşağı olma, çünkü sevgili de dilsiz, o da susuyor.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Cinsel içerikli, mal ve paranın öne çıktığı, maddenin kandırmada kullanıldığı ilişkilere aşk denilemeyeceğini öğrendik.
2.    Tanrı veya Tanrı dostlarına duyulan aşkın; yalandan, hileden, kandırmadan, maddeden uzak olduğunu, bu seviyede olan ilişkilerde altının taş değerinde olduğunu öğrendik.
                        *                    
İşte böyle yaren,
Aşk kendini gösterdiğinde gönülden gönüle, kalpten kalbe, candan cana ilgi ve konuşma olduğunu, bu konuşmanın harfsiz, sözsüz, ağızsız, dilsiz, kulaksız olarak iletişim kurarak anlayış ve yaklaşım olduğunu öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

20 Mart 2015 Cuma

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2280 İNCİ BEYİT

2280-  (Hazreti Mevlana’nın Allah ile konuşması)
 “Ne vaktedek  (Kapımda) duracaksın” dedi.
“Çağırıncayadek” dedim.

“ Ne vaktedek coşacaksın (Heyecanlanacaksın, içten içe kaynayacaksın, aşırı duygulanacaksın)” dedi.
Kıyamet kopuncayadek” dedim.

“Aşk davasına giriştim (Amaç edindim, ulaşmak istediğim hedef belirledim), antlar içtim (Söz verdim, yemin ettim), aşk yüzünden malımı, mülkümü, adımı, şanımı yitirdim” diye yeminler ettim.

“Davaya tanık (Delil, şahit) ister hâkim” dedi.
“ Tanığım gözyaşı” dedim.
“ Yüzümün sarılığı da davamın doğruluğuna delil”

Dedi ki:
“Tanığın tanıklığı makbul değil (Davacının kendi dışında şahidi, delili olması gerek), gözüne gelince o zaten edepli, terbiyeli değil ki, kötülüklere bulanmış biri”

“ Adaletinin (Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılması) yüceliğine and olsun ki” dedim.
“ İkisi de adildir (Doğrudur, hakkı yerine getirendir), ikisi de suçsuz”

“ Gelirken kimdi yoldaşın?” dedi
“ Hayalin, padişahım, hayalin” dedim.

“Peki, kim çağırdı buraya seni? Dedi.
“ Kadehinin kokusu” dedim.

“ Ne niyettesin (İstediğin, düşüncen ne?” dedi.
“ Vefa etmek (Sevgiyi sürdürmek, sevgi ve dostluk bağlılığı ile), dostluk etmek (İyi ilişkiler içinde olmak) isterim” dedim

“ Benden ne istersin” dedi.
“ Herkese, her şeye gösterdiğin lütfu (Önem verilen, saygın birinden gelen yardım) isterim” dedim.

“ Neresi daha güzeldir, neresi daha hoş” diye sordu.
“ Kayserin (Jules Cesar’ın) köşkü (Kudret sahibi olanın yanında olmak)” dedim.

“ Ne gördün orada” dedi,
Yüzlerce kerem (Büyüklük, soyluluk, ululuk, asalet), yüzlerce lütuf” dedim.

“ Yol neden bomboş” dedi.
“ Yolkesenin korkusundan” dedim.

“ Kimdir yol kesen” dedi.
“ Şu kınanma (Yapılan işin kötü olduğunu sanmak), yerilme (Aşağılarda kalmak duygusu)” dedim.

“Emin yer neresi “dedi.
“ Zahitlik, çekinmek (Dinin emirlerini yerine getirmek, yasakladıklarından ve şüphelilerinden uzak durmak)” dedim.

“Zahitlik dediğin nedir?” dedi.
“ Esenlik (Sağlık, afiyet, sıhhat, selamet, esenlik) yolu” dedim.

“ Afet  (Büyük felaket) nerde?” diye sordu.
“Aşkının civarında” dedim.

“ Orda ne âlemdesin sen” dedi.
“ Dosdoğruyum” dedim.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1. Hazreti Mevlana’nın Allah ile yakınlaşma değerlerini öğrendik.
                        *                    
İşte böyle yaren,
Hedeflediğimiz yere ulaşmak için daha önce bu hedefe varmış büyüklerin yaptıklarını ve önerdiklerini değerli bulup, kılavuzluğunda bu yoldan gitmemiz gerektiğini öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

19 Mart 2015 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2270 İNCİ BEYİT

2270-  Bizden selam söyle de, de ki:
Ey sevgilinin canına can olan (Allah), acı zayıflara, aşkın pek amansız (Acımasız, cana kıyıcı, hoş görüsüz, gaddar, zalim).

Bahar sen olunca dünya nasıl olur da yeşermez, güzelleşmez?
Aslan bekçilik edince nasıl olur da eminlik (İnanan, güvenen) olmaz?

Gönül kapısını vurunca daha içeri girmeden can, korkusundan anladı ki o merhametli (Acıyarak, esirgeyerek seven) sevgilidir gelen.

*Elini tutup çeken, seni yaratandır;
Sana can yoldaşı olan o sahip-kırandır o.

(Sahip-kıran: İki yıldızın aynı dereceye gelmesine denir.
Güneşle Zühre bir dereceye gelir ve tam o anda bir padişah tatta geçerse bu padişaha “Sahip-kıran” denilirdi.
Sahip-kıran olan padişah, sağ yanına iki, sol yanına da iki kılıç takardı)

O, öylesine bir aydır, öylesine bir güneştir ki tutulmaz;
Öylesine bir şaraptır ki sersemlik vermez insana, ziyansız (Zarar ettirmeyen) bir kârdır (Yarar, fayda, kazanç) o.

O ulu padişah, öylesine kutlu bir meclis kurdu ki mum da bedava (Herhangi bir bedel ödemeden) bugün, şarap da, güzel de.

Halk sarhoşluk olunca pehlivan geçinen kişinin mayası (Yaradılışı, öz niteliği) meydana çıktı, acizler (Güçsüzler) de anladılar artık.

Seher yeli (Gün doğumundaki esinti) delâlet (Kılavuzluk) etti de gül tikenden ayrıldı (Görünür oldu), yağmur da bahçedeki otları sınamada.

Sus da harfsiz, dilsiz, o söylesin (Anlayış meydana çıksın);
Zaten dil, o dilse bu dillerin ne değeri kalır ki!

“Kimdir kapıdaki” dedi.
“Kul et”  (Sevgiyle bağla) dedim, kölen (Hizmet edenin) olayım senin.

“ Ne işin var” dedi.
“A ay yüzlüm” dedim sana selam vermek isterim.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Allah’ın ilk bakışta acımasız gaddar olduğu fikrine kapıldığımızı, aslında seven, koruyan, yardım eden, dileklerimizi ve ihtiyaçlarımızı veren olduğunu öğrendik.
2.    Bizde Allah fikri belirdiği ve merakı uyandığında aslında Allah’ın bize “ Yaklaş” mesajı verdiğini öğrendik.
3.    Allah’ın verdiklerinde aydınlık, zevkten sarhoşluk, zararsız ziyansız kazanımlar olduğunu öğrendik.
4.    Allah kişiye aydınlık verince, perdeyi açınca iyi-kötü, faydalı-zararlı, geçici ve kalıcı her ne varsa görebileceğini, doğru seçimler yapabileceğini öğrendik.
5.    Söz olayları ve varlıkları anlatmaya yetmediğini, gönül gözüyle bakmayı, Allah’tan bu gözleri istememiz ve dilememiz gerektiğini öğrendik.
                        *                     
İşte böyle yaren,
Olgun kişiler Allah’a selam vermek, hizmetinde olduklarını bildirmek için kapısına giderler.
                                 *  

RAVLİ

Popüler Yayınlar