22 Eylül 2014 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 520 İNCİ BEYİT

520- O kavga beyine, o savaş erine söyle!
O kargaşalığa, o sevdaya söyle!
O yemyeşil, terü-taze selviye söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Aklı başında hiçbir kimsenin bulunmadığı yere, bir tek sarhoştan başka hiçbir sarhoşun sığmadığı makama, yolu, mezhebi bulunmayan ülkeye söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O neliksiz, niteliksiz cana söyle, o Mecnun’a tuzak kuran dilbere söyle, o gizlenmiş, saklanmış inciye söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O insanlara tuzak olanı söyle, o dünyanın canına söyle, o sevgiliye, o hemdeme söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O masmavi denize söyle, o görür göze söyle, o Turisina’ya (Musa’nın Allah’la konuştuğu yere) söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O tövbemi yakıp yandırana söyle, o hırkamı dikip yamayana söyle, o günümün aydınlığına, ışığına söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O kurban bayramına söyle, o Kur’an’ın ışığına söyle, o Rıdvan’ın (Cennetin kapısındaki Meleğin) övündüğü güzele (Hz Muhammet’e) söyle!
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Ey padişahımız Hüsâmeddin!
Ey bütün erenlerin övündüğü er!
Ey sayesinde canlarını bilir, anlar hale geldikleri sultan!
 Sarhoşlar selam ediyor sana.

Yürü, o rebapçıya (Çalgıcıya) söyle,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Koş, o su kuşuna (Rahmete dalana) söyle,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O sakilik (Sarhoşluk veren sözler söyleyen) eden beye söyle,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O baki (Kalıcı) ömre (Yaşama) söyle,
Sarhoşlar selam ediyor sana.
                                 ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1. Herkese selam sevdiğimizi aramaya devam olunacağını öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Hüsâmeddin Çelebi’nin gizli gönül sultanı makamının olduğunu Mevlana Hazretlerinin dilinden öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

21 Eylül 2014 Pazar

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 510 İNCİ BEYİT

510-  (Şems Hazretlerine sesleniş)Sus, sırları söyleme, sus ki “ Min ledün” sırrına (Allah’ın sırlarına ait manevi bilgi, gayb ilmi) ağyar (Hakikate yabancı olanlar) nasıl erebilir (Ulaşabilir)?
Sıkıntının anahtarıdır sabır

Rintler (Gönül erleri) selam ediyor sana, canlarına kul (Sevgiyle bağlanmış), köle (Hizmet eden) etmişler sana, kadehinle sarhoş olmuşlar,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Aşkla herkesten fazla dillere düştüm, herkesten fazla kalleş (Gizlice kötülük eden) oldum, dilberlerden de daha güzel, daha hoş bir hale geldim,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Şu ruhani (Gözle görünmeyen ruhla ilgili) kavgaya bak, şu tufana benzeyen seli seyret, Rabbin şu güneşi gör,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Biri bana afsun okumada (Sihirli sözler söylemede), biri benim tövbe etmemi (Pişman olup bu sevdadan dönmemi) beklemede, birisi benim gibi ayaksız koşup (Top gibi gidip) durmada,
 Sarhoşlar selam ediyor sana.

(Allah’a hitap)
Ey dilekler dileği, tez kaldır o perdeyi, ondan (Şems Hazretlerinden) başka hiç kimseyi bilmiyorum ben,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Ey güzelim yağmurlar yağdıran bulut, gel.
Gel ey dostların sarhoşluğu, gel gönül çalanların padişahı,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Hayran et, zahmetten kurtar bizi.
Yık, fakat definelerle dopdolu bir hale getir bizi, elde bulunan ebedi parayı tart,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

Bütün bir şehir, senin yüzünden alt-üst olmuş, hem haberleri var senden, hem haberleri yok;
Ey gönüle bakış kudreti, görüş feyzi (Gittikçe artan bolluk) veren,
Sarhoşlar selam ediyor sana.

O ay yüzlü beye söyle, o büyücü gözlüye söyle, o huyu-husu (Özü doğuştan) güzel padişaha söyle,
Sarhoşlar selam ediyor sana.
                                     ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1. Allah’a yalvarış, yüce insanı da davet etmemiz gerektiğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
İlmi ledün’ü çok özel kişilerin bildiğini, hakikat peşinde olmayanların bu ilmi anlayamayacağını öğrendik, anladık.

RAVLİ İLMİ LEDÜN yazarak Googleden bloğumuzdan okumalısın.
                                  *

RAVLİ

20 Eylül 2014 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 500 İNCİ BEYİT

500-  Ey Tebrizli Şems!
Gel ey nur madeni, ışık madeni;
Çünkü bu ululuk ıssı (Ululuğunu istediği gibi kullanabilen), bu saltanat sahibi ruh, senin ışığın olmadıkça donuk, cansız bir haldedir.

Dal gamına (Aşk tasa ve kaygısına düşünmeden bütünlüğünle ve hızlı gir) ey can, çünkü
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

Dal gamına (Dert edin kendine) da sonuç olarak merhemi yüz göstersin;
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.


Dertlere kederlere öyle dal ki sonuç olarak ansızın Tanrı kürsüsü de tapına (Kapına, ayağına) gelsin, ulu arşı da; Çünkü
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

Dünyanın nuruyla gül de dünyanın düğünü derneği ol, yasından kurtul, emniyete ulaş, çünkü
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

A gönlüm, erkekten de vazgeç, kadından da;
Sök, çıkar onların sevgisini içinden de aşkla dayan da o olsun, amcanda; Çünkü
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

Gökyüzü gibi iki büklüm olur, buyruğa uyarsan felekten de, eğri düzen işlerinden de kurtulursun,
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

Hem benlikten halâs olursun (Kurtulursun), hem perçemini (Başındaki saçı) eline dolar da boynunu vurursun şeytanın;
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

İkbalin (Baht açıklığı veya yüksek bir makama, duruma erişmiş olma durumu ) ayağına gelir, devletin (Büyüklük, mevki) huzuruna, kademiyle (Uğurla) kutlarsın;
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

İçinde bir dert var ki işin, onun yüzünden tersine dönüyor; hemencecik onu bağla sımsıkı, Çünkü
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

Tanrı’nın hoş bir âlemi vardır, bir an bile şu âleme bakma;
Tanrı’dan başka mahrem (Sırlarını bilen) yoktur o âleme;
Sabır, sıkıntının anahtarıdır.

                                     ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Allah’ın sabırlı kulunu sevdiğini öğrendik.
2.    Sabrın zor bir iş olduğunu ancak güzel sonuçlar verdiğini öğrendik.
3.    Sabırlı kişinin olmayacak gibi görünen işlerde başarı kazandığını öğrendik.
4.    Aşkın sabırla gidilen bir yol olduğunu öğrendik.
5.    Aşkın meydana getirdiği zorluklara rağmen olumlu sonuçlar aldırdığını öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Tanrı âlemine aşkla gidildiğini, sabretmeyi gerektiren durumlarla karşılaşıldığını, dünyalık sevgilerden temizlenmek gerektiğini, Tanrı buyruklarına uymak gerektiğini, Tanrı razılığı kazanınca istediğimiz her şeye kavuşabileceğimizi öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

19 Eylül 2014 Cuma

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 490 İNCİ BEYİT

490- O hoca (Âşıklığı kabul etmeyen, âşıklarla alay eden), gece yarısı birden bire hastalanıverdi, ta sabaha kadar kendisini kaybetti, boyuna başını duvarlara vurdu. 

Gök de ağladı haline, yer de.
Onun feryadını duydu da gök de feryada geldi, yer de.
Solukları bile yakıp yandıracak kadar ateşli, sanki Ateş-gede-ye (Ateşe tapanların ibadet ettikleri mabet ) düşmüş.

Acayip bir hastalığı var, ne başı ağrıyor, ne sıtması var, bu derde yeryüzünde çare yok, çünkü bu dert gökten gelmiştir.

Câlinus (İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi, Galen) onu gördü de nabzını ele aldı.
O bırak elimi dedi, gönlüme bak, derdim, sıraya kaideye uyar dert değil.

Ne safrası (Öd hastalığı) var, ne sevdası.
Ne kulunca (Şiddetli omuz ve sırt ağrısına) tutulmuş, ne istiska (Vücudun bir tarafında su birikmesi) illetine.
Bu hastalık ne biçim hastalık diye şehrimizin her bucağında yüzlerce laf, yüzlerce kavga gürültü var.

Ne uykusu var, ne bir şey diyor;
Aşkla besleniyor çünkü şimdi bu aşk, hocaya hem dadı (Bakıcı), hem ana.

Tanrım dedim, bir merhamet et ( Kötü durumdan dolayı üzül, acı ama) de bir an olsun dinlensin, huzura (Gönül rahatlığına) ersin, o ne kimsenin kanını dökmüştür, ne birisinin malını almıştır.

Gökten ses geldi:
Onu derhal kendi haline bırak, çünkü âşıkların uğradıkları belaya ilaç aramak, şifa ummak beyhudedir.
Bu hocaya çare arama, onu bağlamaya kalkışma, öğüt verme ona;
Onun düştüğü yer, ne kötülük işlenen yerdir, ne ibadet yurdu”

Sen aşkı nice görmüşsün, nasıl anlamışsın?
Onu âşıklardan bile duymamışsın sen.
Sus, afsun okumaya (Büyü tesiri yapan sözler söylemeye) kalkışma;
Aşk ne büyüdür (Gizli işlemi yoktur), ne oyunbazlık (Hile ile olmaz)
                                     ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Ayıpladığımız, kınadığımız her ne ise o kişiden alınıp aynı şeyin bize verilebileceğini öğrendik.
2.    Aşk hastalığının göklere ait bir hastalık olduğunu, yeryüzünün imkânlarıyla tedavi edilemeyeceğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Aşkın bir hastalık olduğunu, göklerden gelen bir hastalık olduğundan yine göklerden gelen bir şifa ile iyileşeceğini öğrendik, anladık.

Mevlana Hazretleri bir beytinde:
Bir hastalığın olsun o da aşk olsun” diyerek bu kutlu hastalığa Allah’a kavuşmak, Allah ile buluşmak isteyen kişilere öğütlediğini, bu sayede dünyaya ait tüm hastalıklardan ve hasta davranışlarından kurtulmamızı öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

Popüler Yayınlar