23 Ağustos 2014 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 220 İNCİ BEYİT

220-  Onun (Şems Hz.) aya benzer yüzünün çevresinde dolanıp durmadayım, ona dilsiz dudaksız selamlar vermedeyim, o hadi gel demeden kendimi yerlere çalmadayım.

Dünyanın gül bahçesisin, âlemin gözüsün, ışığısın; fakat cefa (Eziyetlerin, sıkıntıların, çilelerin olduğu dünya) diyarına ayakbastın mı, dünyadaki bütün âlemler de sensin, dertler de sen.

Canımı feda etmek için tapına gelirim, zahmet verme, git dersin.
Hizmet etmek için geri dönerim, “A aptal gelsene” dersin

Hayalin, ateşli
Âşıklarla düşüp kalkmada; dilerim, yüzün, bir an bile gözümden kaybolmasın.

A gönül, ne oldu sabrın, kararın, nerde işin gücün?
Sabah akşam uykunu kim kaçırdı söyle.

Gönül, yüzünün güzelliğini anlatır, o büyücü nergis gözlerini över, o sümbül saçlarından, o güzel kaşlarından, o tatlı maceralar besleyen Lal (Kırmızı) dudaklarından bahseder.

Ey aşk, herkesin yanında birçok adın sanın var, fakat ben dün bir ad daha taktım sana, bir adını daha söyledim:” İlacı olmayan dert

A güzel, canımın aydınlığı senden, senin yüzünden gökler gibi dönmedeyim.
Canım güzelim, buğday yolla da değirmen şaşırıp kalmasın.

Artık ondan bahsetmeyeceğim, şu beyti söyleyip susacağım, yeter bu:
Canım, şu hevesle yandı yakıldı, rabbimiz, sen hoş tut bizi

A adı güzel Yusuf’umuz, damımıza ne de hoş çıkıyorsun; kapıyı açtık işte, buyur, damdan in, kapıdan gir içeri.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdülbâki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik.
1.    Mevlana hazretlerinin Şems Hazretlerine gönül yolundan kendini sevdiğini, beğendiğini, padişah olduğunu haberler verdiğini ancak Şems Hazretlerinin hazır ve istekli olacağı zamanı beklediğini öğrendik.
2.    Şems Hazretlerin vücudu dünyada olduğu halde canının, gönlünün, aklının, kalbinin yüce âlemde yaşadığını, Mevlana Hazretlerinin Şems hazretlerinin yüce âlemden vücuduna gelmesini, kendisi ve dostlarıyla sohbet etmesini istediğini ve beklediğini öğrendik.
                                *
İşte böyle yaren,
Tanrı’sal sırlara sahip olduğunu anladığımız ve bildiğimiz Şems Hazretlerinin makamını bildiğini, bir sevgili olarak ona ulaşmak ve dost olup hizmet etmek istediğini öğrendik, anladık.

Hak dostlarıyla sır paylaşımı yapmasını Hazreti Mevlana’nın çok önemsediğini, kendisine gönül vermiş dostlarının da bu yüce insandan istifade etmesini arzuladığını, aşk yoluna renk ve güzel kokular katmasını istediğini ve beklediğini öğrendik, anladık.
                                           *

RAVLİ

22 Ağustos 2014 Cuma

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 210 İNCİ BEYİT

210-  Şu zindandakilerin ayaklarındaki ağır zincirleri çözeyim (Canını dünya maddelerine sevgiyle bağlanmış, esir etmiş kişilerin), gökyüzüne bir merdiven kurayım da can, yücelere ağsın.

Sen cana can katan güzelsin, nihayet bizim şehrimizdesin, öyle olduğu halde tutuyor, garipliğe gönül veriyorsun, bu, vefaya (Sevgiye, dostluğa) sığar mı?

Avareliği (İşsizliği, güçsüzlüğü, başıboş dolaşmayı) bir şerbet gibi içmişsin; evin yolunu unutmuşsun; o Kabil’li büyücü karı, kötülüğünden sana çok büyüler yapmış olacak.

Şu birbiri ardınca konup göçen kervanlar, hep oraya (Allah’a) koşup gidiyor da senin başın neden dönmüyor, yüreğin nasıl kabarmıyor (Sıkıntı duymuyorsun), neden bu?

Kervanbaşının çanları önden arttan gelen seslerini duymuyor musun?
Nice yoldaşlarımız var da, nice hem-demlerimiz (Sıkı fıkı arkadaşlarımız) hep bizi bekliyorlar.

Bir bölük halk orda bizi beklemede, hepsi de bizim sarhoşumuz, bize dalıp kendilerinden geçmişler; a yoksul, padişahın yanına gel diye kulağımıza naralar atıyorlar.

Şu güzelliğe bak, şu edayı (Nazı, gönül çelmeyi) seyret.
Şu boya posa, şu yüze göze, şu ele ayağa bak bir kere.

Şu rengi (Çeşitli renkleri) seyret, şu temkine (İşin sonunu düşünerek tedbirli davranışa), vakara (Ağırbaşlılığa) bak, şu elbiseleri giyinmiş dolunayı (Ay gibi parlayan yüzü) seyret hele.

Serviden (Uzun boyundan) mi söz açayım, laleyi mi söyleyeyim, yoksa yaseminden mi bahsedeyim?
Mumu (Aydınlık verirken kendisini eritip yok ettiğini) mu söyleyeyim, leğeni mi (Tanrı yansımalarını gösterdiğini mi), yoksa seher yeliyle oynaşan gülleri mi (Aşk kokusunu bize taşımasını mı)?

Ateşkede (Sevgi ve saygı gösterilmesi gereken yer) gibi bir aşk, şekle bürünmüş surete girmiş, gelip çattı da gönül kervanının yolunu vurdu, ey genç, bir nefesçik aman ver.

Geceleri ta gündüzlere dek ateşler içindeyim, yanıp yakılıyorum; o kuşluk güneşinin yüzünden ne de kutluyum, ne de apaydın.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdülbâki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik.
1.    Dünyaya bağlanmış, hareketsiz kalmış inançlı dostlarımızın ayak bağı olan dünya sevgisinden kurtarıp yücelere çıkmaları için yol gösterelim ve yolu aydınlatalım, bunun için uğraşalım diye Şems Hazretlerine seslendiğini öğrendik.
2.    Güzelliğini neden gizliyorsun, kimsesiz ve zavallı gibi niçin davranıyorsun, büyü tesiri altında mısın yoksa diyerek Şems Hazretlerine seslendiğini öğrendik.
3.    Bunca insan Tanrı’ya ulaşmak için yola çıkmak için hazır olduğunu ama yolu bilen, önderlik edecek lider aradıklarını öğrendik.
4.    Mevlana Hazretlerine bağlananların kendinden geçmiş sarhoş olmuş kişilerin olduğunu, öğrendik.
5.    Şems Hazretlerine saklanma, gel de bize güzelliğini göster diye bekleyiş içinde olduklarını öğrendik.
                                *
İşte böyle yaren,
Hak yolcularına önderlik etmesi için Şems Hazretlerine yüksek sesle davet edildiğini, Hazreti Mevlana’nın kendisine bağlanmış, kendinden geçmiş topluluğuna aydınlığını vermesini, güzelliklerini göstermesini istediğini öğrendik, anladık.
Kendini yetiştirmiş güzel insanı tanıyıp ta yakın olamamanın üzüntü verdiğini, yakın olmakla kutluluğa, aydınlığa ulaşılacağını öğrendik, anladık.
                                           *

RAVLİ

21 Ağustos 2014 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 200 İNCİ BEYİT

200- Gönüllerde belirmişsin, düşünceleri bezemişsin (Süslemişsin).
Hem kendin dilek dilemişsin (Allah’a yakın dost ile tanışmak istemişsin), hem kendi kendinin dileğini (Kendin gelerek bulmuşsun) vermişsin.

Ey eşi, dengi bulunmaz can bağışlayıcı, ey bilginin de tadı tuzu, bildiğini de tutmanın (Sır saklamanın) da çeşnisi (Farklı tadı), lezzeti.

Senden başka ne varsa bahanedir (Gerçek sebep gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep), düzendir: onlar hastalıktır sense ilaçsın.

Biz o düzene (Dünyanın aldatmasına) kapılmışız da şaşılaşmışız (Biri iki görüyoruz), suçumuz olmadığı halde  (Tanrı takdiri olduğu halde, şahıs ve sebeplerden suç aramışız) kinlere (Gizli düşmanlıklara) düşmüşüz; gâh kara gözlü hurilerin sarhoşu kesilmişiz, gâh ekmeğin, çorbanın sarhoşu.

Sen şu sarhoşluğa bak da bırak aklı (Aklı bırakarak sarhoşluğu tercih et); şu mezeyi seyret de bırak mezeyi (Çeşitli yemek yeme sevdasını bırak).
Bir parça ekmekle yemek, değmez bunca maceraya atılmaya.

O gözlere görünmeyen usta (Tanrı), seni işe koşar da yüz çeşit, renk-renk tedbirlere düşersin, aydınlıklara kavuşursun, karanlıklarda kalırsın, bu arada savaşlara bile katlanırsın.

Ey ulu er, gizlice canın bur kulağını (Daha dikkatli davranması için uyarıda bulun); candan, gönülden “Rabbim, sen beni kurtar!” de, de bahaneler bul, kesil (Uzaklaş) halktan; and olsun (Yemin) Tanrı’ya, bunların hepsi de asılsız şeylerdir.

Sus artık, acele işim var, bayrağın altına gittim; kâğıdı bırak, kalemi kır, saki (Güzelliği sunarak sarhoş eden sevgili) göründü, gelin, gelin.

Gökyüzünden cana, “Hadi, geri gel!” diye bir sestir, geldi.
Can da ”A güzel davetçi, merhaba, geliyorum” diye seslendi.

Duydum!
“Başüstüne, her an sana yüzlerce can feda olsun; bir kere daha çağır da “ Hel etâ” (Allah’ı işitir ve görür) makamına kadar uçayım” dedi.

Ey eşiz konuğumuz, canımızın sabrını da aldın, kararını da; seni nerde arayayım, nerde bulayım?

Seslenen:
Candan da dışarı, mekândan da üstün bir yerde” dedi.

                          ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdülbâki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Şems Hazretlerinin Hak dostlarının gönüllerinde kendini ve nurunu gösterdiğini, aynı zamanda da kendisini bulmalarını istediğini öğrendik.
2.    Dünya işlerine dalanın hakikati göremediğini, zanlarla kin ve düşmanlıklarla uğraştığını öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin iyilik edip verip canımıza tesir edip akıl yolunu bırakıp Hak sarhoşluğuyla sarhoş olmasını sağladığını öğrendik.
4.    Halktan uzaklaşarak yalvarışla yalan dünyanın uğraşılarından sıyrılıp Hakka doğru yol almaz gerektiğini öğrendik.
5.    Şems Hazretlerinin eşsiz biri olduğunu, yer ve makam tarif edilemeyecek üstün bir yerde olduğunu öğrendik. 
                                *                                                              
İşte böyle yaren,
Hak dostunun sesini duyana, yüzünü görene dek gönlümüzün ve canımızın bu istekten vazgeçmeden kararlı olarak arayışımıza devam etmemiz gerektiğini öğrendik, anladık.
Dünyayı Allah’ın Hak dostlarından eksik bırakmadığını her dönemde vekilleri ile dünyayı doldurduğunu öğrendik, anladık.
                                       *

RAVLİ

20 Ağustos 2014 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 190 İNCİ BEYİT

190-  Ey ay gibi güzel padişah (Allah’tan aldığı ışığı karanlıkta kalmışlara yansıtarak aydınlatan), ey yüzlerce güzelden güzel (Hayranlık uyandıran hoşluğa sahip), ey su (Doğruyu olduğu gibi söyleyen), ey ateş (Aşk ateşini yakan, alevlendiren), gel.
Gel ey inci (Şekli değişmeyen mücevher), gel ey deniz (Büyük, ulu).

Ey kendisine canımın kul (Sevgiyle bağlandığı), köle olduğu (Karşılık beklemeden hizmet ettiği) Şemseddin, ey Rûh-ul Emin (Emin ve temiz ruh), Tebriz (Şehri), senin yüceliğin yüzünden yeryüzü arşa (Göğün en yüksek katına) döndü, Mescid-i Aksâ’dan (Sevgi ve saygı ile bağlanılan yerden) gel.

Ey âşıkların ilkbaharı, yeşillik senden gebe; ey bağları, bahçeleri güldüren, sevgilimizden haberin var mı?

Ey nefesi güzel rüzgârlar, ey âşıkların feryadına yetenler, ey candan da, mekândan da tertemiz yel, neredeydin sen, neredeydin?

Ey Rum ülkesinin de fitnesi, Habeş ülkesinin de; şaşırdım kaldım, bu güzel koku, ya Yusuf’un gömleğinin kokusudur yahut Mustafa’nın (Hz. Muhammed’in) hırkasının.

Ey doğruluk ırmağı, sen bizim sevgilimizin arkında akıyorsun, sen gönüllerin Tûrîsînâ’sısın (Seninle konuşmak Allah ile konuşmak gibi) sen canlara can katmadasın.

Ey sözü, özü güzel, ey bütün halleri hoş dilber, ey yılın da, ayın da kul, köle kesildiği dost, ayın da hoş senin, yılın da.

Ey ansızın kopuveren kıyamet, ey sonsuz rahmet, ey düşünceler ormanını yalım-yalım (Alev-alev) saran ateş.

Bugün gülerek geldin.
Bugün zindana âdeta bir anahtar gibi gelip çattın.

Muhtaçlara Tanrı lütfü (İyiliği, güzelliği, bağışı), ihsanı (Bağışlaması) gibi geliverdin.

Güneşe perdeci sensin, ümit bağlayacak, güvenilecek er sensin, istenecek şey de sensin, isteyen de sen.
Hem başlangıçsın sen, hem son.

                          ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdülbâki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Şems-i Tebrizi Hazretlerine özlem ve davet övgülerini, özelliklerini bir-bir sayarak bize tanıttığını öğrendik.
                                     *
İşte böyle yaren,
Şems Hazretlerinin ne kadar değerli sırlara sahip olan biri olduğunu Mevlana Hazretlerinin dilinden öğrendik, anladık.

Allah dostlarının birbirine iltifat etmeleri gerektiğini öğrendik, anladık.    

                                  *

RAVLİ

Popüler Yayınlar