25 Mart 2014 Salı

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 441

Lûtf-i mahfi der meyan-ı kahrıha
Der hades pinhan akik-i bi baha
(Hazreti Mevlana, Mesnevi 5.inci cilt 1665 inci beyit açıklaması)

“ Gizli lütuf (Saygın birinden gelen önemli iyilik, yardım), kahırlar (Derin üzüntü ve acı) içindedir.
Kıymet biçilmez akik-in (Parlak ve değerli taşın) pislik içinde gizli kalışı gibi.”

Onun Lütfi, kahrının içinde gizlidir.
Zehrinden âşıklar şekerler yediler.

Kendilerinden fani (Benliğini yok edip, Hakka katılmakla) ve Hakkın nurlarının ziyası (Parlaklığı) oldular.

Veliler, Hakkın gayretinden ötürü bu vefasız cihanda (Sözünde, kararlarında durmayan dünya yaşayışında) varlıksız, mütevazı (Alçak gönüllü) göründüler.


Sakın, onların suretlerini (Görünüşlerini) hor (Değersiz, önemsiz, aşağı) görme.
Gönülleri, yeryüzünü aydınlatan gökteki aydan daha parlaktır.

Allah’ın o has (Katışıksız, en iyi cinsten, saf) kulu, Allah’ın vekilidir. 
Onun aslı, her noksandan münezzeh (Temiz) olan Tanrı’dır.

Sureti (Görünüşü) fer’idir (Allah değildir ama Allah’la bağlantısı ve ilgisi olandır.). 
                                            *
Neler öğrendik:
1.    Bedenin canlanmasından daha üstün olanın ruhun canlanması olduğunu öğrendik.
2.    Bedenin rızkının sınırlı olduğunu fakat ruhun rızkının sınırsız olduğunu öğrendik.
3.    Eylemi yapanın bunun suç olduğunu bilmedikçe pişmanlık göstermeyeceğini öğrendik.
4.    Tam bir ümitle yalvararak ağlayan kişinin sonra güleceğini öğrendik.
5.    Dünyadaki nimetlere kanmamamız gerektiğini, yokluk âleminde aslını ve daha çok bulacağımızı, yokluk âlemindeki nimetlere talip olmamız gerektiğini öğrendik
6.    Hakkın emrine hoşlukla kabul etmek ve uymak gerektiğini öğrendik. 
                                   *  
İşte böyle yaren,
Başımıza ne gelirse gelsin, hoşumuza gitse de gitmese de Allah emri yerine geldiğinden itiraz etmememiz, şikâyette bulunmadan bu şarta uymamız ve sonucunu beklememiz gerektiğini öğrendik, anladık.

Hakkın hep iyilik yaptığını, olay nasıl gözükürse gözüksün sonunda ortaya iyiliğin meydana geleceğini öğrendik, anladık.

Hakkın bize vereceği bir hediyeyi başkalarının kıskanmaması için sıkıntı, üzüntü veren bir olayla gizleyip verdiğini öğrendik, anladık.

                                               *
RAVLİ

24 Mart 2014 Pazartesi

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 440

Kabili ger şart-ı Hak budi
Hiç madumi behesti n’âmedi
(Hazreti Mevlana, Mesnevi 5.inci cilt 1542 inci beyit açıklaması)

“ Kabiliyet, Hak işinde şart olsaydı hiç yok, varlık âlemine gelmezdi.”

Hak yolunda rehber olan Pir’in işini Hakkın işi bil.
İsteklere, Hakkın nuru ondan parıldar.

Pir, avam (Sıradan insanlar) arasında gizlidir.
Bütün âlem surettir (Görüntüden).

Pir (Yaşlı bilgin) candır.
O, kendini, ahmaklardan (Aklı az olan veya aklını gereği gibi kullanamayanlardan) gizler.

Hak isteklilerinin derdine derman olur.
O kahraman, halk arasında gizlidir.

İnkârda (Yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme, adını anmamak, kabul etmeme, tanımama da) olanlar Pir var mı, hani, nerede? Derler.

O zariftir (Hoşa giden söz ve davranışta-dır), lâubali (Aşırı samimi) bir tavır içinde görünür.

Bayağı (Basit, aşağılık) kişiler ona arkadaş olmaması için böyle görünür.

                                              *
Neler öğrendik:
1.    Anlamamak için kendini kör ve sağır edene, kalbini katılaştıran insana insanın yardım etme gücü olmayacağını öğrendik.
2.    İyilik etme, bağış, bağışlamanın Allah’ın gücü olduğunu öğrendik.
3.    Anlama, anlayış, kabul edebilirlik, alabilirlik Allah’ın özelliği olduğunu öğrendik.
4.    Evveli olmayanın sonrasının da olmayacağını öğrendik.
5.    Yeteneği Allah’ın bağışlayarak verdiğini öğrendik.
6.    Allah’ın verdiği anlayışla yeteneğin kendini gösterdiğini öğürendik.
7.    Hak isterse hiçbir sebebe bağlı olmayan mucize olarak bağışlarda bulanabileceğini öğrendik.
8.    Sebebi koyanın sebebi kaldırabileceğini öğrendik.
                                     *  
İşte böyle yaren,
Her şeyde sebep, neden aramamamız gerektiğini, Hakkın sebepsiz bağışlarda bulunabileceğini öğrendik, anladık.

Bağışlamanın Tanrı sanatı olduğunu, isterse sebebe bağlayacağını, isterse sebepsiz vereceğini öğrendik, anladık.

Kafamız karışmasın!
Hak bir şey vereceği zaman perde arkasında kalarak sebep olarak aklımızı sebebe bağladığını, biz bu sebepten bu oldu diyeceğimizi ama Hak kendini gizlediği için elde edilen sonucun şerefini insana bağışladığını öğrendik, anladık.
                                               *
RAVLİ

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 439

Rızk ez vey cû mecû ez Zeyd-ü Amır
Mesti ez vey cû mecû ez beng-ü hamur
(Hazreti Mevlana, Mesnevi 5.inci cilt 1496 inci beyit açıklaması)

“ Rızkını ondan ara, Zeyd’den Amirden değil.
Mest olmayı ondan iste, esrardan, şaraptan değil.”

İyi bil ki bizimle hemdem olursan ariflerin (Sevgi ve anlayışı kuvvetli) nükteli (İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz) remizlerine (Gizli ve kapalı söz) mahrem (Gizli sırlarını gören) olursun.

Ney’in sesinden vahdet sırrını (Allah’a yakın olma yolunu) duyarsın.
Esrar ve şarap içmeden mest (Sarhoş) ve hayran olursun.

İkbale (Baht açıklığı veya yüksek bir makama, arzuya, isteğe ulaşmış olmak) erersin, Hakkın makbulü (Beğenilen, kabul edilen, hoş karşılanan) olur, kendinle değil Hakla meşgul olursun.

Pir (Hakka ulaşmış, isteklilere yolu gösterip aydınlatan yaşlı akıllı bilge), Hakkın kudret elinde alettir.

Müritlere (Tanrı’ya gidiş yolunu öğrenmek isteyenlere), Hak onun (Pirin) vasıtasıyla vecid (Kendini unutarak sevgili ile beraber olmak) ve hal (Davranış ve yaşayışında uygunluk, uyumluluk) verir.

Eğer pir seni can ve gönülden kabul etti ise, kabiliyetin olmasa da Hakka vasıl (Ulaşan, kavuşan) olursun.

                                              *
Neler öğrendik:
1.    Rızkımızı, sarhoş olmayı, kendimizden geçmeyi, Allah’tan istememiz gerektiğini öğrendik.
2.    Birbirimizden çalarak, kandırarak, oyunlar düzerek kazanmak yerine Allah’tan rızkımızın bollaştırılmasını istememiz gerektiğini, Allah’ın verdiğinin hayırlı ve uğurlu olduğunu öğrendik.
3.    Kendinden geçmek, sarhoş olmak isteğimiz varsa bunu Allah’tan istememiz gerektiğini, O’nun verdiği sarhoşluğun maddeye ihtiyaç duymadan olduğunu öğrendik.
                                               *  
İşte böyle yaren,
Kazançta aranılan özellik, üstünde toplamış öz; Hak rızasının bereketi olursa bizde kaldığını, faydasını gördüğümüzü, Hakkın bize verdiği ile beslenmemiz gerektiğini öğrendik, anladık.

Rızkın aslının aslı ve Rezzâkın (Bütün mahlûkların rızkını veren Allah) Allah olduğunu, rızık arayanlara da ulaştıranın Allah olduğunu öğrendik, anladık.

Yardımın Allah’tan olduğunu, diğer bütün sebeplerin araç olduğunu öğrendik, anladık.

Nasıl ki insanın dostunun düşman olduğu, kardeşin kardeşinden kaçtığı, çocukların babalarından kaçtığı gün olan Kıyamet gününü bu gün yaşayarak görenlerin:” Yarın olacak şey, bu gün oldu” diyerek önceden görme görüşünü kazandığını öğrendik, anladık.

Ömrümüzü bizi terk edeceklerle geçirmeyi sona erdirip ziyan etmememiz gerektiğini öğrendik, anladık.

Sahte davranışlarla bağlandığımız, dost akraba dediğimiz bu gün belli olduysa; bu sahte bağı gördüğümüz için Hakka şükretmemiz gerekir.

Dostlarımız bizden ayrılış sebebinin: kendini büyük görmesiyle, kıskançlığından, gizli düşmanlığından, çekemezliğinden ortaya çıktığında bizden yüz çevireceklerini, bu duruma üzülmememiz gerektiğini, kendimizi aptal ve cahil yerine koymamamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Dikkatsizliğimizden dost diye bağlandığımızın hile tuzaklarından, gizli düşmanlıklarından kurtulduğumuz için Hakka şükretmemiz gerektiğini, hakiki dost aramamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Asıl dost; ölüm olsa bile bizden soğuyup uzaklaşmayacağını, bağlılığının gittikçe artacağını öğrendik, anladık.

                                               *
RAVLİ

23 Mart 2014 Pazar

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 438

Ey besâ zerrak-ı kol-i bivukuf
Ez reh-i merdan nedide gayr-ı sof
(Hazreti Mevlana, Mesnevi 5.inci cilt 1423 inci beyit açıklaması)

“ Nice riyacı (İkiyüzlü) ve hakikatten haberi olmayan ahmaklar (Aklını gereği gibi kullanamayan) vardır ki Hak erlerinin yolundan göre-göre yalnız sof (Sert, ince, yünlü) kumaş görmüşlerdir.”

Ey sofi!
Safa istiyorsan gel bizim derneğimizde bir iki kadeh çek.

Bizim şevk (İstek, heves) şarabımızla kendinden geç ve şehveti yok eden sermest (Sarhoş) bir âşık ol.

Bizimle hemdem (Sıkı fıkı arkadaş) olursan sen de bizim gibi şeyda (Aşk yüzünden aklını yitirmiş) bir mecnun olursun.

Aşk divaneliğinden (Sıradışı davranışlar gösterenden) ders alırsın.
Addan (Şöhret), ârdan (Utanmadan), gönül darlığından kurtulursun.

Avamın (Bir özelliği olmayan sıradan halkın) yağlı ve tatlı yemeklerinden geri kalırsın da Nebiz (Hurma ve arpadan yapılmış bir cins şarap) nevinden Hak şarabı içersin.
                                              *
Neler öğrendik:
1.    Sıradan halkın Tanrı erlerinin sadece giysilerini gördüklerini, sahip oldukları özelliklerden haberleri olmadığını öğrendik.
2.    Sadece dünya kazancını görenlerin tuzaklardan habersiz olarak tuzağa düşeceklerini, körlüklerinden dolayı tuzaktaki zehirli gıdayı alacaklarını öğrendik.
3.    Yalnız dışı gören, gizli içi görmeyenin zevke odaklanacağından; aklının uyarıcı görevini yapamayacağını öğrendik.
4.    Ezbere laf söyleyenlerin özü göremeyeceklerini öğrendik.
5.    Her şeyi gizlesek bile kokuyu gizleyemeyeceğimiz için avcı tarafından görülmüş olacağımızı öğrendik.
                                               *  
İşte böyle yaren,
Her şey göründüğü gibi olmadığını, her şeyin özü olduğunu, manasının gizlenmiş olduğunu, arka planını ve derinliğin olduğunu, bunu ancak ustalaşmış kişilerin görebileceğini öğrendik, anladık.

                                               *
RAVLİ

Popüler Yayınlar