11 Eylül 2013 Çarşamba

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 95

Herçi cüz aşk-ı Huday-ı ahsenet
Ger şeker harist ân can kendenest
( Hazreti Mevlana, Mesnevi 1.inci cilt 3685 inci beyit açıklaması)

“ Allah’ın her şeyden güzel olan aşkından başka her şey, hatta şeker yemek bile olsa can çekişmektir.”

Tanrı’nın aşkından başka her sevinç mihnettir (Zahmet, dert, bela, eziyet) azaptır (Eziyet, büyük sıkıntı, şiddetli elem), meşakkattir (Zorluk).

Allah’ın aşkından gelen meşakkat ise rahattır, zevktir, aşığın sefasıdır.
Âşıklarla hem-nişin (Beraber oturup kalkan, teklifsiz arkadaş) olursan bu söylediğimi yakinen (Sağlam bilgi ile) anlarsın.

Fakat her aşktan dem vuranlar (Söz söyleyenler) sakın seni aldatmasın.

Tezvirlere (Söze yalan karıştırmak, yalan söze değer vermek, doğruyu görenin sözünü bulandırıp sulandırıp değersiz hale getirmek.), riyalara (Özü sözü bir olmayan, inandığı gibi hareket etmeyen, iki yüzlülük eden, gösteriş için hareket eden.) aldanmayan kişi, âşıklarla riyakârları (Amacını gizleyip, ikiyüzlü davrananlar) ayırt eder.

                                 ***
Gülşen-i tevhid İbrahim Şahidi
Çeviren Midhat bahari Beytur
İnkılap ve Aka kitapevleri Koll.Şrt.1967 basım.


                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Allah aşkıyla yapılan her şeyin güzel karşılığı olduğunu ve ebedi kazanç sağladığını öğrendik.

2.   Her Allah aşkından söz edenin Allah’a âşık olmadığını, saf temiz insanları istediği duruma getirip kendi isteklerini yaptırmak için aşk sözlerini kullandıklarını, gerçek âşıkların böyle düzenbaz kişileri ayırt edebildiklerini öğrendik.

3.   Gerçek âşıklarla arkadaş olanların sağlam gerçekleri öğrenebileceklerini öğrendik.

                                     *
İşte böyle yaren,

Bir şeyi diğerinden seçip tarif etmek, ayırmak, doğru, uygun, olgun olanı seçmek, iyiyi kötüden ayırmak elbette ki doğru görüşle ve doğru görüşle söz söyleyenlere yakın olmakla elde edilir.

Doğruyu, gerçek ve lâzım olanı, değişmeyen doğruları, içinde adalet bulunanı, herkesin kabul edeceği hakikate uygunluğu, içinde yalan ve abartı olmayan gerçek sözlerin herkeste bulunmayacağını bilmemiz gerekir.  

Hak ve doğru olmayandan, yalandan, şartlarını yapmamakla kabul olmayan işlerden, yüzeysel ve dikkatsiz bakmakla düşülen hatalardan kurtulmak için; uygun olmaya çalışmak ve olgunluğa ulaşmış kişilerle yakın olmamız ve onların sözlerine kırılmadan olduğu gibi kabul etmek gerekmektedir.

                                    *
RAVLİ TEMYİZ
RAVLİ ARİF
yazarak Googleden daha geniş bilgi edinmemiz gerekmektedir.

                                     *
RAVLİ

10 Eylül 2013 Salı

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 94

Riş-i bedra daruy-i bed yaft rek
Merser-i hara sezed dindan-ı sek
( Hazreti Mevlana, Mesnevi 1.inci cilt 3603 inci beyit açıklaması)

“ Kötü yaranın damarı, kötü ilacı bulur.
Eşeğin başına köpek dişi yaraşır.
’İt diş domuz derisi, darbımeseli
 (Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz) gibi’”

(İt dişi domuz derisi; kavga eden iki kimsenin birbirinden kötü olmaları sebebi ile bu kavgadan duyulan memnuniyeti belirtir. “bırak şunları, nasılsa it dişi domuz derisi, boğuşup dursunlar.)

Temiz olmayan temizlikten çekinir.
Pislik içindeki kurda pislik, sekerden iyi gelir.

Gülsuyu, bokböceğine hoş gelmez.
Yarasalara güneşin ziyası (Parlak ışığı) hoş gelmediği gibi.

İlahi maariften cahiller zevk almazlar.
Onlara zevk aşağılık dünya sevgisinden gelir.

Onlar zenginlikle, mallarının çokluğu ile iftihar ederler.
Yoksa dervişlikten, fakr-u fenay-ı Ahmed-i’den (Allah’tan beslenip, gıda alanlardan) hoşlanmazlar.

Pespaye (Aşağılık, soysuz, alçak) adamlar, Allah’ın aşkından zevk almazlar.
Onların nasipleri şehvani lezzetlerden ibarettir.

                                  ***
Gülşen-i tevhid İbrahim Şahidi
Çeviren Midhat bahari Beytur
İnkılap ve Aka kitapevleri Koll.Şrt.1967 basım.


                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Allah aşkından zevk almayanları düzeltmeye, yönlendirmeye, yol göstermeye, yolunu aydınlatmaya, onlara zaman harcamaya değmeyeceğini öğrendik.

2.   Aşağılık, soysuz, alçak adamlara bulaşmamak gerektiğini, onların birbiri ile savaşmalarının arasına girmemek gerektiğini öğrendik.

3.   Her insanın yapısına göre gıdası olduğunu öğrendik.

4.   Zaman içinde denenmiş, uğraşılmış, benzer sonuç alınmış, öğüt haline gelmiş sözleri dikkate almamız, yeniden denemeye gerek olmadığını öğrendik.

                                         *
İşte böyle yaren,

Herkes yapısına uygun ve yaraşır olanı arar, aradığını bulur, alır, kendine mal eder, sonuçlarına katlanır.

Doğaya baktığımız zaman her canlının kendine özgü gıdası olduğunu görürüz.

Kimi kendi avlar, kimi toplar, kimi leşi kendine gıda eder.
Akbaba gökte görkemli dolaşır ama arayışı leştir.

Derviş gıdasını Allah’tan almak için kendini yönlendirmiş, Hazreti Muhammed’in yolunu izleyen, bu yolda gitmiş ve iyi sonuçlar almış velilerin işaretlerine dikkat ederek kendini besler, her şeye rağmen sevinç içinde yaşama yolunu bulurlar.

Kuzu koç olacaksa koçun yanına gider ve yanında yatar.
Kuzu koç olmayacaksa koyunların içine karışır.

                                           *
RAVLİ

9 Eylül 2013 Pazartesi

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 93

Hışra sâfi kün ez evsaf-ı hod
Ta bibini zat-ı pak-i sâf-i hod
( Hazreti Mevlana, Mesnevi 1.inci cilt 3460 inci beyit açıklaması)

“ Kendi vasıflarından (Kendini övmekten) kendini temizle ki, kendinin temiz ve berrak zatını görebilesin.”

Ruh aslında saftı, temizdi.
Ona bulanıklık topraktan geldi.

Toprağın eserleri ondan gidince yine o, eskisi gibi saf ve berrak olur.
Fakat aslında temiz değilse, kötü ise o kötülüğün ondan gitmesine imkân yoktur.

Su, eğer aslında murdarsa (Kirli) onu süzmekle safileştirirsen ne faydası vardır.

O, kirlilikten temizlenmez.
Ona layık olan bulanıklılıkla karışık olmasıdır.

                                  ***
Gülşen-i tevhid İbrahim Şahidi
Çeviren Midhat bahari Beytur
İnkılap ve Aka kitapevleri Koll.Şrt.1967 basım.


                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Kendimizi olduğumuz gibi görmek için kendi özelliklerimizi öne çıkarmaktan, başkasına anlatmaktan vazgeçmemiz gerektiğini öğrendik.

2.   Yaradılıştan gelen temiz berrak kişiliğimizi görmek, aslımıza dönmek için kendimizi övmekten temizlememiz gerektiğini öğrendik.

3.   Kendimizi övmenin, ben diye konuşmamızın bizi kirlettiğini öğrendik.

4.   Helal lokma yiyenlerin ve nikâhlı gelen bir geçmişe sahip olanların ruh temizliğine ulaşabileceklerini öğrendik.

5.   Geçmişi bulanık ve karışık olanların ancak Allah’a yalvarışları ile Allah’ın bağışlaması ve affıyla ruh temizliğine ulaşabileceklerini öğrendik.

                                          *
İşte böyle yaren,

Kendimizi temizlemek, başkalarının kafamızı karıştırmaması, bulandırmaması, kurdukları oyunlara alet olmamamız için susmak iyidir.

Başkasına kendimizi ispat etmeye uğraşırken, kendimizi anlatırken; ağzımızdan her sarf ettiğimiz söz bizi bağlar, bizim zayıf, başkası tarafından kullanılabilir yanlarımızı açık eder.

Az konuşmanın, sorulunca söylemenin daha doğru bir davranış olduğumuzu öğrendik, anladık.

Eğer biz ruh temizliğine önem vermezsek ne kendi gerçeğimizi görebiliriz ne de başkalarını doğru anlayıp tanımlayabiliriz.

                                             *
RAVLİ

8 Eylül 2013 Pazar

DERVİŞ YOLU GÜLŞEN-İ TEVHİD 92

İlim ki ân nebved zi Huyi vasıta
Ân ne payed hem çu reng-i maşite
( Hazreti Mevlana, Mesnevi 1.inci cilt 3449 inci beyit açıklaması)

“ Hakkı tanımaya vasıta (Aracı) olmayan ilim, boyayla yüzünü süsleyen kadının suni renk gibidir, devamsızdır.”

Güzellik tabii olarak Hakkın sanatındansa, zevk verir, gönülden melâli (Can sıkıntısını, usancı, üzüntüyü ) atar.

Düzgün, allık gibi suni maddelerle verilen güzellik boştur.

Allah’ın vergisi olan ilim, ruh için Cenab-ı Hakkın huzuruna yol gösteren bir kılavuzdur.

Haktan gelmeyen, kitapların naklinden gelen ilim ise, su üzerinde yüzen süprüntü gibidir.

Ruh, akar saf bir su gibidir.
Bu saflığın vasıfları (Özelliği) altında kötü şey, gizli kalır.

(Saflığın, doğallığın karşısında; kötü özellikler utanç duyduklarından kendilerini gizlemeye çalışırlar.)

                                  ***
Gülşen-i tevhid İbrahim Şahidi
Çeviren Midhat bahari Beytur
İnkılap ve Aka kitapevleri Koll.Şrt.1967 basım.


                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Tanrı’dan gelen ilmin devamlı ve geçerli olduğunu öğrendik.

2.   Her öğrendiğimizin Hakkı tanımaya, anlamaya, sanatını görmeye araç olması gerektiğini öğrendik.

3.   Hak sanatını olduğu gibi görmenin insana zevk verdiğini, üzüntüleri yok ettiğini, can sıkıntısını giderdiğini, sevinç içinde yaşamanın doğallığını kazandırdığını öğrendik.

4.   Allah’ın huzuruna giden yolları açıklayan, yaşamımızın seviyesini değerli, anlamlı ve ebedi kalıcı olacak bilgilerle donatmamız ve bu yoldan ayrılmadan bu yolda gitmemiz gerektiğini öğrendik.

5.   Saf ve temiz olan gücün; kendine ait olmayanı kabul etmediğini, ya üstünde çöp gibi dolaştırdığını ya da dibe çöktürüp üstünü örterek kaybettiğini öğrendik.

                                           *
İşte böyle yaren,

Kalıcı olan güzelliği istememiz, aramamız ve Allah’ın yarattığını olduğu gibi kabul edip bir olmaktan sevinç duymalıyız.

Geçimini sağlamak için ilim sahibi olmak doğrudur.
Sahip olduğumuz ilim ile Allah’ın sanatı ile ilişkisini anlamamız, görmemiz, farkında olmamız gerekmektedir.

Allah ile buluşmayı amaçlamayan ilmin kalıcı olmayacağını, istenilen ve beklenilen faydayı vermediğini, ebedi yaşamayacağını, gelip geçici olacağını öğrendik.

İlimin faydalı ve kalıcı faydasının Allah’a yönelik olmalıdır.
Allah sanatını görmek, tanımak faydalanmak gerekmektedir.

Yaren, bu öğüt yalnızca dini eğitim yap ve ibadetten başka şey yapma mesajı değildir.

Allah bu dünyayı güzelleştirmemizi, şenlendirmemizi emretmiştir.
Rızkımızı helal yoldan kazanmak için çalışmamızı emreder.

Bu durumda her ne yaparsak yapalım Allah’ın sanatının güzelliğini görmeye çalışarak doğru bakışı öğrenmemiz, her neye bakarsak Allah’ı görmemiz gerekmektedir.

Bu doğru bakış ve arayışın çok perdeleri gözümüzden kaldırdığını, yolumuzu aydınlattığını, izlediğimiz yolun farkına varmamıza sebep olduğunu unutmamalıyız.

Tanrı sanatı ile insanların yaptığı sanatı ayırt etmeliyiz.
İnsan sanatında göz boyama, aldatma, değersizi değerli hale, değerliyi göz ardı etme, tuzağa çekme oyunu oynadıklarının farkında olmalıyız.

Doğru arayış içinde olamayanın, doğru bakışa sahip olmayanın elde edeceği, paylaşacağı, geride bırakacağı kalıcı hiçbir şey olmaz.

Birbirlerine sihir etkisi yaparak adeta uyurgezer duruma düşmüş insanların içinden sıyrılmak istiyorsan Allah’ın sanatını görmeye, doğallığı yaşamaya, sevinç içinde yaşamaya kavuşmak için gayret göstermeliyiz.

İlim okumakla veya görmek ve dinlemekle veya ihsan-ı Hak'la (Allah’ın hediyesi ile) elde edilen bilgidir.

Bilmek, anlamak, akıl erdirmek, kavramak, yetiştirmek içindir.

İlim, hakikati bilmekten ibarettir.
İlim, marifetten daha umumidir.

Allah’ın ilmi, mahlûkatın ilmi gibi basit ve sınırlı olmayıp, bütün kâinatı kapsar.
Hiç bir şey Allah’ın ilminden gizlenemez ve haricinde kalamaz.

Allah'ın ilmi mutlaktır.
Allah, Âlim-i mutlak ’tır.

İlim maluma tâbidir.
Yani: İlim sıfatı varlıkları icat etmez ve hâdiseleri meydana getirmez. Belki, varlıkları ve hâdiseleri bilmekle ilim olur.

Cenab-ı Hak ilmi ile olmuş ve olacak her şeyi ezelî ve ebedî olarak bilir.

                                                   *
RAVLİ

Popüler Yayınlar