24 Ekim 2012 Çarşamba

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 18

Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular.

Usta susmadı, dedi ki:
Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü!
Dikmeyi başarabilirim.

Buyurdular ki:
O halde onu kim için saklıyorsun? “
Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin?
Mademki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun?

(M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı.

Sonra tam yirmi üç yıl halkı İslam’a davet etti.
Bu kadar işler oldu.
Evet, her ne kadar bu müddet az idi.

Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur.
Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir.

Yarabbi!
Onu parmakla göstereyim de gör!
Parmak budur, o değildir, budur, budur.

Farenin biri devenin yularına yapıştı, onu çekmeye başladı.

Deve uysallığı, alçak gönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü.

Nasıl ki, "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır," buyrulmuştur. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına, bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar.

Bunun sırrı başkadır.

Fare, deveyi su kenarına kadar yürüttü.
O çabuk yürüyüşlü, iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı.

Fareye sordu:
Şimdi burada niçin durakladın?
Buradan niçin geçmiyorsun?

Sen, benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi?
Şimdi nasıl tuttunsa yuları, yürü bakalım!

Fare, su çok büyük ve derin, dedi.
Ayağını suya basan deve, gel dedi.

Sudan geçmek kolaydır; 
Nihayet dizkapağında.
Fare, ama dizden dize fark var, dedi.

Şimdi sen de tövbe et ki, bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin!

Benim semerimin üstüne çık otur!
Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var?
Bir anda suyu geçeriz.

Geldim eteğine yapıştım, kenara çekildik.

Diyorsun ki:
Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu, bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz, çıkamaz da neden bellidir bu?

Şüphesiz konuşmak gerek, ama bunlardan konuşmaya lüzum yok, bunun sözünü etmeye değmez, ancak teslim etmek gerek 'o kadar.
Söz sözü açar, derler.

Mademki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi, artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir.
 Hangi ağaçtan meyve istersen al!

Mademki bu saatte sen konuşuyorsun, hiç kimse konuşamaz.
Diyemez ki, ben doğru konuşuyorum.
Sen akıllı kişileri dinle.

Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu.
Ne yazık ki, ömür vefa etmiyor.

Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın (Buluşmanın) şerefine ayaklarına saçayım.

Bizim canlı Allah’ımız var, ölü Allahları ne yapacağız?
O eşsiz Allah'ın manası aynı manadır. (M. 238)

Allah'ın vaadi (Söz verdiği) bozulmaz, ancak o yalancı Allah’lar bozguna uğrar ve bozulur.
Allah daima gayretli (İstekli) davranır.

Biri sordu: iblis kimdir?
Öteki, sensin dedi.

Çünkü ben Allah'ım, benim tersim de sensin, başka kim olacak?
Düğünler, evlenmeler bir türlü değildir.
Bu da nefsin düğünüdür.
                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:

1.   Elimizden gelen hizmetin en iyisini Peygamberimize ve onun mirasçısına yapmamız gerektiğini öğrendik.

2.   Tanrı ile geçen her anın değerli olduğunu bunu İslam dininde daha kolay yapılabileceğini öğrendik.

3.   Tanrı ile beraberlik zevkine varanların başka zevkler aramadığını öğrendik.

4.   Tüm işaretlerin Tanrı şahadetini (Tanrı varlığının doğruluğuna inanmak) gösteren işaretler olduğunu öğrendik.

5.   Müminin uysal, yumuşak huylu ve alçakgönüllü olduğunu bu huyunun büyüklüğünden, güçlülüğünden oluşacağını öğrendik.

6.   Başkalarına kolayca uyabilen, sözlerini dinleyip karşı gelmeyen, yumuşak başlı kişiye uysal dendiğini, müminin aptal, bön, başkasının sözüyle davranan kişi olarak görülmemesi gerektiğini öğrendik.

7.   Müminin hoş, tatlı, okşayıcı davrandığını, kendisinden istenileni geri çevirmediğini, kızgınlığının ve öfkesinin gizli düşmanlığa dönmeden geçtiğini böyle davranarak yumuşak huylu olduğunu gösterdiğini ancak kolayca başkaları tarafından etkilenerek şekil değiştirmeyeceğini öğrendik.

8.    Kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen, gösteriş yapmayan, kibirlenmeyen kişi olarak alçak gönüllü olduğunu öğrendik.

9.   Büyük kişiyi kendi istediği şekle ve yola getirmek isteyenin yüzsüzlük (Utanmazlık, sıkılmazlık, çekinmezlik, arsızlık) yaptığını öğrendik.

10.                  Her insanın yapısına göre yeteneklerinin, güçlerinin farklı olduğunu, birisinin boğulacağı bir sorun karşısında diğerinin o sorunu kolayca aşabileceğini öğrendik.

11.                  Akıllı kişileri dinlememiz, sözlerini ve önerilerini dikkatle değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik.

12.                  Bir yerden bir şey elde etme yerine sahibini elde etmemiz gerektiğini, sahibini elde edersek oradan istediğimiz her şeyi alabileceğimizi öğrendik.

13.                  İsteyeceğimiz, arayacağımız Allah’ın pasif, bir şey yapmayan, karışmayan, cansız, resim gibi duran bir Allah olmaması gerektiğini öğrendik.

14.                  Kimi arıyorsak, aradığımız her ne ise kendimizin ölçüsü, değeri ve göstergesi olanı gösterdiğimizi öğrendik.

15.                  Aradığımız, bütünleşmek, birleşmek istediğimize dikkat etmemiz ters isteklerin yanlışına düşmememiz gerektiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Ne ararsak elbette onu buluruz ve ona ulaşırız.

Tanrı’yı arayan Tanrı’yı bulur, İblisi arayan iblisi bulur.
Arama birleşme ile son bulur ve kişi o aradığı her ne ise onunla bütünleşerek bir olur.
Bu bakımdan arayışımıza dikkat etmeliyiz.

İstediğimizi öncelikle doğru tespit edip arayışımızı bu maksada göre yönelinmesi, bundan söz edilmesi, sözün de dallanıp budaklandırılmadan tek bu isteğe yönlendirilmesi gerekiyor.

Allah’ı arayan dostlarımız bizimle beraber yaşayan Allah olduğunu, her an bizimle ve bize yakın ve de bizim için güzel bir şeyler yapmaya çalıştığının bilincine varması ve gözlemlerini yaparak örneklere sahip olup tereddütlerini gidermesi lazımdır.

 Allah’ı kendi kafamızda, hayallerimizle, duygusallığımızla ve korkularımızla oluşturursak böyle tanım yanlış olur.

Doğru tanım Allah’ın gerçekliğini görmek, tanımak, yaşamak, bilincinde olmakla ve Allah ile bir olmakla olur.

Allah bizden ayrı değil ki biz onu kendimizden ayırarak başka bir konum ve duruma sokalım.

Arayış aslında kendimizi aramak ve kendimizi bulmakla gerçekleşir.
                                       *
RAVLİ

 

23 Ekim 2012 Salı

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 17

Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun?
Allah emrettiği için, dedi.
Nerede buyurdu bunu?

Sarhoş (Duyum ve bilinçte düzensizlik ve bozukluk) iken namaza yaklaşmayınız,"
(K. 4/46) buyrulmadı mı?
Onu sen oku, dedi.

Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır.
Bir ayet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir.

Ondan sonra başka bir ayet de, kâfirler içindir.
Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur.

Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık.
Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır.

Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur.

Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf (Hoşluk, güzellik, iyi muamele, iyilik) ve mutluluk âlemidir.

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:

1.   Mümin Tanrı güzelliği karşısında ve yaptığı işleri gördükçe hayretinden sarhoş olur, aklında duyum farklılığı ve bilincinde düzensizlik ve bozukluk görülebileceğini öğrendik.

2.   Alkol veya uyuşturucu madde alarak duyum ve bilinçte düzensizlik ve bozukluk olma hali sarhoşluk olduğunu öğrendik.

3.   Müminin gözü Tanrı büyüklüğünü ve güzelliğini görünce aklı kavrayamayacağı için sıra dışı davranışlarda bulunarak sarhoşun yaptığı işleri yapacağı davranışlarda bir müddet bulunacağını öğrendik.

4.    Namaz kılmamak için içki içenler sarhoş iken namaza yaklaşmayın hükmüne sığınarak namazı terk etmek için bahane buldukları öğrendik.

İşte böyle yaren,

Tanrı yolundan giden, Tanrı’yı görmeyi çalışanlar bir zaman aşk sarhoşluğu içine düşerler.

 Çünkü bu görüşü bu sırları dünya aklı anlayamaz kavrayamaz, isimlendirme yapamaz, şekillendirerek aklında saklayamaz.

 Yolcunun eski yapısı tümünden yok edilerek yeni bir kimlik ve kişilik verilene kadar sarhoşluk içinde bırakılarak olanları anlamadan oluşum tamamlanır.

 Aklı başında olan kimse önceki kazanımlarını kendine mal ettiğinden bırakmaz istemez.

 Ağaç üstüne ağaç dikilemeyeceğinden eski kalıntıların tümünden sökülüp atılması, yerine yeni meyve verecek fidanın gelişmesinin sağlanması için ortam hazırlanması gerekiyor.

 Dervişin sarhoşluğu ana rahminde çocuğun davranışı gibi sınırlı bir alanda gelişme zorluğudur.

Dervişe görev ve sorumluluğuna göre yeni yazılım ve bunu meydana getirecek olanaklar kaynak olarak sağlanır.

 Alkolden olan sarhoşluk ayrıdır.
 
Aşk sarhoşluğu ile alkol sarhoşluğu benzer davranışlar olduğundan ve bu güzel işin başkaları tarafından anlamaması için bu örtü ile gizlenmesi sağlanır.

 Hak yolcusu yolculuğunu tamamladıktan sonra normal yaşama döner, ama rahatsız edilirse sarhoşluk veya divanelik örtüsü ile kendisi örtünerek rahat eder.

Tanrı yolcusuna sarhoşluğu Tanrı verir ve alkole ihtiyaç duymaz, başı da ağrımaz.

Tanrı’yı tanıyan sadece Tanrı’nın sevgisini kaybetmemek için korkar ve diğer korkulardan kendini arındırarak Tanrı’nın sunduğu güzellikler içinde mutluluğu bulur ve yaşar.

 Müslümanlık mutluluğun bütünleştiği, kendini gösterdiği, faydasının açıkça görüldüğü yaşam biçimi olduğunu öğrendik, anladık.
                                                *
RAVLİ                                       
 

22 Ekim 2012 Pazartesi

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 16

(M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar.
Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış.
İbni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler.

Hâlbuki Hazreti Mustafa (Allah'ın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu.

Onlar, Hazreti Mustafa’nın sırrına erişemediler ve erişemezler de.
İsa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı:
"Allah’ım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır.

Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir.
Ama bu olmaz.

Kuran’da,
"Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır,"
(K. 82/11) buyrulmuştur.

İyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır.

Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar.
Yedi yüz kat, hatta sonsuz sevap bile yazar.

Bunların her biri yine Kuran’da:
 Allah'a kavuşmak isteyen, iyi amel (İyi düşünce, iyi iş) işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın,"
(K. 18/110) anlamındaki ayette işaret olunan tek Allah odur.

 Onun varlığının ötekine faydası yoktur.
"Allah, nuru ile dilediğine hidayet (Hak yoluna, doğru yola) yolunu gösterir," buyrulması da buna delildir.

Kuran’daki vaidler (Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma) ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır.

Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da.

                 ***

MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Ağızlarından çıkan sözlerin kişinin ulaştığı hakikate göre çıkacağını öğrendik.

2.   Hakikatin sırrına ulaşamayan kişiler söylediği sözlerden dolayı pişmanlık duyacaklarını öğrendik.

3.   Hazreti Mustafa’nın sırrına (Makamına) diğer peygamberlerin bile ulaşamadıklarından dolayı Muhammed Mustafa topluluğa katılmak istediklerini öğrendik.

4.   Her insanda iki kâtibin meleği olduğunu ve yaptıklarımızı yazdıklarını öğrendik.

5.   Sağdaki kâtibin meleğinin yapılanı yazdığını öğrendik.

6.   Soldaki kâtibin meleğinin yapılanı değerlendirdiğini, düşünce ve niyete göre sevap miktarını belirlediğini öğrendik.

7.   Sağdaki kâtibin meleği soldaki meleğin verdiği sevap miktarının değerini o yapılan işe yazarak işi tamamlar.

8.   Tanrı’ya kavuşmak isteyenlerin iyi işler ve iyi düşüncelerle uğraşması gerektiğini öğrendik.

9.   İyi düşüncelere ve iyi işler yapmaya çalışmamız gerektiğini öğrendik.

10.                  Tanrı’nın doğru yola yönlendirmesinin kendi tasarrufunda olduğunu öğrendik.

11.                  Tanrı istemedikçe biz birisini doğru yola yönlendiremeyeceğimizi öğrendik.

12.                  Birisini doğru yola yönlendirmek istiyorsak Tanrı’ya dua edip izin vermesini öncelikle istememiz gerektiğini öğrendik.

13.                  Tanrı’nın her kişiyi ve yaptıklarını ayrı-ayrı değerlendirdiğini ve bağışlamasının cezalandırma isteğinden daha güçlü olduğunu öğrendik.

 İşte böyle yaren,

Ulu yazıcı melekleri hakkında halk yanlış bilmektedir.

Sağdaki meleğin iyilikleri, soldaki meleklerin kötülükleri yazdığını bilirler bu yanlıştır.

Sol kâtibin meleği:
Düşüncene ve niyetine göre değerlendirme yapar.
Yasaklanmış olanın tam karşılığını sağdaki meleğe yazdırır.

Kalp kırmada ve kul hakkı yemede pişman olup özür dilediği,
Tanrı’ya tövbe ettiği ve verdiği zararı karşılandığı zaman bunun silinmesini sağdaki kâtibe emrederek sildirir.

Tanrı tarafından mükâfatlandırılacak bir iş yapıldığında düşünce ve yaptığın iyiliğe ayrıca değer katarak 700 misli veya sonsuz mükâfat tespit ederek (Sevap) sağdaki kâtibe miktarı belirterek bildirilerek yazdırılır.

Sağ kâtiben meleği:
Sol kâtibin meleğinin değerlendirmesini kaydeder ve muhafaza eder.

                              *

Her sene kadir gecesi o kişinin genel değerlendirilmesi yapılır.

İyi işler yapana ve iyi düşüncelerde olana Tanrı nuru ile o kişi doğru yola, Hak yoluna kılavuz tayin edilerek Tanrı kendisine yaklaştırır.

Tanrı kendine yaklaşmasını istediği kişiyi Tanrı erlerinden birine dost ederek yolu öğrenmesini sağlar.

Her şeyin doğrusunu Allah bilir.

                                    *

RAVLİ

21 Ekim 2012 Pazar

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 15

O zaman ağrı, ağrı üstüne gelirdi; 
Sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin.
O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar.

Dedim ki: 
O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir karar vereyim.
Şimdi ne oldu?
Biz Allah’ın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu.

Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı.

Şuayib ona razı oldu.
Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mana âleminde görüyordu.

Bu zahirde (Görünür bir şekilde) hoş olur.
Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur.

Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın.

Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti.
Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek?

Yahut Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! Demiyordu.
Devasız (Çaresiz) bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur:

Ben yiyeyim, sen yeme!

Ama her zaman, sen yeme, demek erkekliğe yakışmaz.
Beni kaç kere sınadın.

Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor?
O son derece ne ile anlaşılır?

Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir.
Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun!

Ne Sema’da, ne konuşmada rahat kalmadı.
Sözde, sohbette, hulâsa (Özetle) her şeyde rahatsızlık belirdi.
Meğerse gayıp (Görünmeyen) âleminden bir çare olsun.

Evet, dedi, gayba iman ederiz; biz mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz.
Her şey gayptan meydana gelir, yoktan var olur.
Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir.

Malik hayli paralar sarf etti; kendisine fetâ (Nefsine  hakim olma konusunda yiğitlik gösteren) yahut ahi (Eli açık, cömert) desinler diye, annesini derviş yapmıştı.

Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır ne de ahi (kardeş).
Oldukça alçak gönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var.

Annesinin güngörmez yerini düşünüyor.
Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim.

Tanıdık, bildik kadınlar; 
Nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; 
Sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. 
Ben de her ne olursa olsun diyeyim.

Diyorlardı ki:
Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar.
Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz?

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Dayanma sınırına gelen durumlarda zorlama yapılmaması lazım geldiğini öğrendik.

2.   Karar vermek, o konuda tam görüş bildirmek için işin, olayın sonlanmasını beklemek gerektiğini öğrendik.

3.   Tanrı’nın kaza ve kader hükmünü içtenlikle kabul etmek gerektiğini, çaresizlikten mecburen katlanmaktan bu kabullenmenin farklı olduğunu öğrendik.

4.    Tanrı kaza ve kaderine razı olanın ağırbaşlı ciddi, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek gerektiğini, yoksulluk üzüntüsü duyarak anlamsız ve taşkın davranışlar yapılmaması gerektiğini öğrendik.

5.   Ben diye başlayan hitap ve düşüncenin oluşturduğu hastalıkların çaresinin çok zor olduğunu öğrendik.

6.   Şems Hazretlerinin ve Mevlana Hazretlerinin ruh sağlığının korunması hakkında hazırladıkları, uygulamasının güzel sonuçlar verdiği önerilerden yararlanmamız gerektiğini öğrendik.

SABUKLAMA

Görülen sabuklama temelde bir düşünce bozukluğudur.
Abuk sabuk söyleme, anlamsız davranışta bulunmak bunun göstergesidir.

Makam ve mevkilerini kaybetme korkusu duyanlar,
Makam ve mevkisi olmadığı halde kaybedeceğini düşünme,

Zenginliğini kaybetme korkusu duyanlar,
Zengin olmadığı halde zenginliğini kaybedeceğini düşünmek,

Sevgisini kaybetme korkusu duyanlar,
Çok sevilmediği halde sevgiyi kaybedeceğini düşünmek,

Değersizleştiğini düşünenler,
Değersiz olduğu halde değersizleşeceğini düşünenler,

Haksızlığa uğradığını düşünenler,
Haksızlığa uğramadığı halde uğramış gibi düşünenler.

Yeteneksiz ve beceriksiz olduğunu düşünenler,
Kendi beceri ve yeteneğini bulamayanlar.

Umutsuz bir durumda olduğunu düşünenler,
Hastalığın çaresi aramak yerine üzüntüyü seçenler.

Hasta olmadığı halde kendisinin hasta olduğunu düşünenler,
İlgi odağı olmak için hastalığı bahane bulanlar.

Herkesin kendisine düşman olduğunu ve zarar vereceğini düşünenler,
Kendini etken ve doğruları yapan bunun için düşmanı çok olduğunu sananlar.

Aşırı kıskançlık düşüncesinde olanlar,
İlgi ve sevgiyi çoğaltmak isteyenlerin kullandıkları bahaneler.

Kötülük ve acıların hiç bitmeyeceğini düşünenler,
Karamsar düşüncelerle acı çekmeyi kendine zevk aracı edenler.

Kendini suçlu ve günahkar düşünüp şiddetli şekilde cezalandırılacağını düşünenler,
Öz güveni olmayanların yaptıklarının doğruluğundan emin olmayanların düşüncesi.

Bunlar ve bunlara benzeyen birçok düşünce bozuklarının çevremizde ve kendimizde değişik derecede ve şiddetle olduğunu görmekteyiz.

Tüm bu bozukluklardan kurtulmak için kaza ve kadere inanarak Tanrının bize sebebini bilmediğimiz uygulamalar olduğunu kabul etmeliyiz.

Ne kadar şüpheden arınarak kabul edersek o kadar ruh sağlığımızı koruruz.
Kabul ettikten sonra pasif olarak durmak yanlıştır.

Tanrı hükmüdür kabul ettim diyerek ve sebeplere yapışarak bizi rahatsız eden, Tanrı’nın verdiği çarelere yönelmeliyiz.

Hastalık varsa tedavisi de vardır.
Dert varsa derman da vardır.

Geceden sonra nasıl gündüz geliyorsa, bir zıt döngü sürecinde kurulan bu dünya yaşamını tanımalıyız, kabul etmeliyiz ve çare arayışı içinde başımıza gelen problemleri çözmek için uğraşmalıyız.

Ruh sağlığı karma karışık ve içinden çıkılmaz hale gelmiş durumlarda Mevlana Hazretleri Tanrı aşkı önerir.

Bir hastalığın olsun o da aşk olsun diye değerini hiç kimsenin tespit edemeyeceği güzel bir öneride Mevlana Hazretleri bulunur ve bize sözleriyle ince-ince izah etmiştir.

Şems Hazretleri üzüntünün içinde kontrolümüzü kaybetmemizi,
 ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek gerektiğini önermektedir.

Bir sorunumuz varsa ağır-ağır ama güvenilir adımlarla hareket etmeliyiz.
Maddi ve manevi zararı en az seviyede tutmak için gücendirmemeye dikkat ederek uygun olanı yapmamız gerekmektedir.

Ağırbaşlı davranan itibarlı olur.
Ağırbaşlı ol ki büyüğümüz diye sana saygı göstersinler.

Ağırbaşlı insan kimsenin oyuncağı olmaz, onu yıpratmaya kimsenin gücü yetmez.
Ağırbaşlı kimseye ufak tefek olaylar etki edemez, zarar veremez

Ağırbaşlı olmalı ve dedikoduları dinlememelidir.

 Daha çok bilgi istersen RAVLİ KONTROL yaz RAVLİ HİKMET yaz

RAVLİ RUH SAĞLIĞI yaz RAVLİ GAYB yaz Google den oku.

                                   *

RAVLİ

Popüler Yayınlar