28 Mart 2012 Çarşamba

ULU ARİF ÇELEBİ VE İSTEYEN VE İSTENİLEN

Mevlana Selahaddin edip, hikâye etti ki:
Şeyh Nureddin-i-Bimaristani, Sultan Veled Hazretlerine ziyarete gelmedi, görmedi.
(Ululardan âlim olduğundan dolayı kendini beğenmiş, kibirli davranışlarda bulundu.)                                   

Sultan Veled Hazretleri ve dostları merhamet buyurup Şeyh Nureddin’i görmeğe gittiler ve kendini bulamadılar.
Konya’dan yola çıktığını öğrendiler.

Sultan Veled, Ulu arif Çelebi’den:
Şeyh Nureddin’in hali nasıldır ve o, ne kimsedir diye sordu.

Ulu Arif Çelebi:
O ne isteyici ‘Talip’ ne de istenilen ‘Matlup’ dir.
Eğer Tanrı’nın isteyicisi ‘Hak talibi’ olsa idi, sizden yüce bir matlup ‘Sevgili ve istenilen’ yoktur.

Eğer matlup ‘İstenilen’ olsaydı siz hazretten daha iyi isteyici aşk âleminde yoktur.

Hazreti Veled, aferinler okuyup, gözlerini öptü, büyük sevinç gösterip bu gazeli buyurdu:

ŞİİR:
Ey bilgi hazinesi!
Aşk madeni, fakr-i Muhammedin nuru,

Ey oğul!
İncilerle dolu lütuf denizinin bedende ‘Vücutta’ sadefi (sedef) gibisin.”
(Mesnevi 4.Cilt s.399/1072) 



                                       ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                       ***
Tahsin Yazıcı ve Feridun Nafiz Uzluk (Nur içinde yatsınlar) tercümeleriyle.
                                          *
Neler öğrendik:
1.    Tanrı’yı isteyici olmamız gerektiğini öğrendik.
2.    Tanrının sevgili kullarını, Tanrı’nın istediği durumda olan kullarını bulmamız ve bağlanmamız gerektiğini öğrendik.
3.    Tanrı’nın istediği ve sevdiği kullarının aşk âleminde olduğunu ve bizim bu güzel insanları âşık olarak o âleminde bulabileceğimizi öğrendik.

İşte böyle yaren,
Öncelikle Tanrı’yı isteyici olarak aşk yolunda aşk ile çalışarak aramamız gerekir.

Eğer sen Tanrı’yı istekli olursan, gece gündüz Tanrı’yı arıyorsan da bulamıyorsan Tanrı kaybolmuş değil, senin isteğinde noksanlık olduğundandır.
Hakikatte sen Tanrı’yı değil üstünlük arayışında olduğun için bulamazsın.

Neresi olursa olsun aramalısın, bir an gelir Tanrı sana kendini gösterir.
Bu yolda dert ve bekleyiş gerekir ki vakti zamanı gelince hazır olasın.

Aşk geldi mi akıl, derhal kaçıp gider.
Eğer sana gayb âleminden bir göz bağışlarsalar, o vakit aşkın aslı nerdendir, görür bilirsin.

Yüzlerce malın mülkün olsa hepsini bir bakışa vermene aşk derler.

Yaren,
İsteyen isen yedi vadiyi geçmen gerekir.

1.    İstek vadisi.
2.    Aşk vadisi.
3.    Marifet vadisi.
4.    İstiğna vadisi.
5.    Tevhit vadisi.
6.    Hayret vadisi.
7.    Fakru fena vadisi.


Din-dünya, din-ahret, din Tanrı anlayışını ve gerçek kişiliğini oturtmuş olursun.
Ne olduğunu, ne olmak istediğini, nerede olduğunu, nereye gittiğini kendini aynada görür gibi görürsün.

İstenen, sevilen olmak kolay değildir.
Herkes sevilen ve istenilen olmak ister ama bu kolayca, giyinip boyanmakla, yedirip içirmekle olmaz.

Zevkli ve çok faydalı bu yolda olmak nasip ve kolay olursa çok sevinmelisin.
Büyüklerimizin nasıl büyük olduklarını bir parça olsun anlamalısın ve o topluluktan olmaya çalışmalısın.

İnşallah Allah nasip ve kolay eyler.
Âmin.

                                          *
RAVLİ

27 Mart 2012 Salı

İSTEK VADİSİ

İstek vadisine girdin mi her an önüne yüzlerce zahmet gelir.
Her solukta bu vadide yüzlerce belaya uğrarsın.

Göklerin fil yutan Dudu kuşu bile sineğe döner.
Burada yıllarca çalışıp çabalaman gerekir.

Çünkü haller, burada halden hale döner.
İnsan burada halden hale girer.

Burada malı atman, mülkten arınman gerek!
Bu yolda kanlara bulanman, her şeyden sıyrılıp çıkman lazım!

Elinde hiçbir şey kalmayınca gönlünü de bütün varlıklardan arıtman gerek.
Gönlün, sıfatlardan arındı mı Tanrı tapısından zat nuru parlamaya başlar.

O nur, gönlünde parlayınca gönlündeki bir istek bin olur.
İşini alevler sarsa, önüne yüzlerce kötü vadiler çıksa, yine kendini delicesine şevkle ve özleyerek ateşlere atar, ateşe kendini atan pervane kelebeğine dönersin.

Bu çeşit adam, özleyerek şevkle aradıkça arar, yandıkça yanar.
Sakisinden bir yudumcuk şarap ister.

O şarabın (Tanrı şarabının) bir yudumunu içti mi iki âlemi de unutur.
Dudakları kup kuru olarak denize dalar.

Candan, cananın sırrını ister!
O sırrı bilmediğinden, o sırra mahrem olmayı dilediğinden yoldaki can alıcı ejderhadan korkmaz.

Yolda önüne küfür ve lanet bile gelse tek sevgilinin kapısı açılsın da ne olursa olsun der, hepsini kabullenir.

Sevgili kapısını açtı mı da ne küfür kalır, ne din!
Çünkü o kapıda ne o vardır, ne bu!

                                              ***                                                     
MANTIK AL- TAYR 1 Feridüddin-i ATTAR
İslam klasikleri. M.E. B. 2172 Çeviren Abdulbaki GÖLPINARLI
( Bu kitabı temin edip evinde bulundurmanı önemle öneririm)
                                                *
RAVLİ

 
                       
                     

 

ULU ARİF ÇELEBİ VE BAKIŞ NEREYE OLMALIDIR

Şeyh Nureddin-i Bimaristani tasavvuf erbabının ulularından istekli bir âlimdi’ Yani ilmiyle amel eder’ .
Dar-ül-Mülk ‘Baş şehir’ Konya’ya geldiğinde şehrin büyükleri onun huzuruna gittiler.

O ceberutluğu ‘Kibirli’ yüzünden Veled Hazretlerini görmeğe gelmedi.
Onun sohbetinde bulunmadı.

Sultan Veled Hazretleri:
O Bismaristandan ‘Hastaneden’ geliyor, hekimin ‘Doktorun’ onun yani hastanın yanına gitmesi lazımdır 
Buyurup kalktı, bütün dostlar ile onu görmek için gitti.

Nureddin, utandığından saklandı.
Ertesi sabah, erkenden kutlu Türbeye (Mevlana Türbesine) ziyarete geldi.

Arif Çelebi yeşil kubbenin üstünde oturmuştu.
Bunu gören Nureddin:
Böyle bir sultanın (Mevlana Hazretlerinin) türbesinin üstüne Mülk ‘Saltanat’ kurmak reva (Uygun, yerinde) değildir” diye söze başladı.

Bunun üzerine Çelebi Hazretleri hiddetle:
Sen meleğe bak!
Mülke değil.

Melekler âleminden mahrum kaldıktan ve erlerin saltanatına ulaşmadıktan sonra istediğin kadar bu mülk âleminde (Dünya, toprak) cahilce davranışlarda devam et.

İyice bil ki!
Dünya ile ilgili şeylere heves ve rağbet edenler, Allah’ın ferahlık açıklık vermesinden ve âlemlerde gezintiye çıkmak izninden mahrum olurlar.” Dedi ve şu beyti okudu:

ŞİİR
Dostların yanına geldiğin zaman,
Sükûnetle otur.
O halkaya kendini yüzük kaşı yapmağa kalkma!
(Mesnevi 6.Cilt 363/1593)

Kalp gözü açıklarının önünde susmak senin menfaatinedir.
(Kuran okunurken) Susun!
Dinleyin!
Emri bunun için gelmiştir.

Kalp gözü açıkların önünde haberden söylemek günahtır.
Bu bizim eksikliğimizin, gafletimizin ancak delilidir.
(Mesnevi 4.Cilt 399/1072)

Bunun üzerine Şeyh Nureddin-i Bimaristani, gönlü hasta ‘Üzüntülü’ ve köfte hatır ‘Hatırı yıkılmış’  bilgi ve düşüncesi karma karışık olarak dışarı çıkıp gitti.

                                       ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                       ***
Tahsin Yazıcı ve Feridun Nafiz Uzluk (Nur içinde yatsınlar) tercümeleriyle.
                                          *
Neler öğrendik:
1.    Bakacağımız, gözeteceğimiz yerin tanrı’ya olması gerektiğini öğrendik.
2.    Dünya’ya ve toprağa ait değerleri yüceltmenin melekler âleminden ve daha ilerisinden mahrum kalmaya sebep olduğunu öğrendik.
3.    Hakikati bilenlerin önünde Tanrı’yı anlatmaya kalkmanın yanlış olduğunu öğrendik.

İşte böyle yaren bilgili olmak, başkasının bilgisini söyleyerek saygınlık kazanılmaz.
Bilgi düşünceyle birlikte anlamaya götürür.

Anlamaya kadar giden düşünce kavramaya ve bütünü görmeye götürür.
Bütünü gören düşünce oradan elde ettiği parçayı getirerek tekrar bütünle ilgili kıymetli bilgi verir.

Bilgi ve düşünce en yüksek seviyeye gelse bile sır dediğimiz alana giremez.
Sırları elde etmek için ilahi âleme girmeye izin verilen yetenekli ve olgun kişi olmak gerekir.

Dünyaya bağlı olan, dünya nimetlerini üstün tutan, edindiği bilgiyi kendi itibarı için kullanmaya niyetli olanlara ilahi âlem kapısı açılmaz.

Bazıları Tanrı erlerinin anlattıklarından esinlenerek ve kendilerine mal ederek bir takım şeyler anlatırlar ki hakikati bilenler bunu anlar.

İnsanın icat ettiği dünyaya ait değerlerden kurtulamayan kişinin ilahi âleme girmesi mümkün değildir.
Ama o kişi girmiş gibi anlatırsa bir şekilde rezil olur.

Rüyamızda, hayalimizde ilahi âleme götürülürüz, görürüz ki buna inanırız.
Ancak inanç durumunda kalır ve akla çok azı aktarılır.

Akıl değerlendirecek dereceye gelmesi için kimyasının hazır olması gerekir.
Bu kimya da Tanrı erlerinin işaretlerini takip eden, velilere gönülden bağlanmak, kendini dünya isteklerinden temizleyenler içindir.

İlahi âlemi görmek demek bilmek anlamı taşımaz.
Senin gördüğün de olur, Tanrı’nın sana hediye ettiği bilgi ve yetenekler de olur.

Yarenlerin Mevlana ve asil soyunun ve ulu dostlarının yönlendirme ve sevdirme bilgileriyle bilgilenip uygun hale gelmeye çalışmaları gerekir.

Tam bir doğrulukla bağlanıp bu işe hayatını verenlerin binlerce yıl öğrenip, anlayıp, kavradıklarını bir anda sahip olabileceklerini bilmelidirler.

Yani akıl kimyanın değişmesi olmadan elde edişin olmaz.
Kimyanın değişmesi bu yolda devamlı olman ve çalışmana devam etmek gerekir.

Senin niyetin, isteğin ve doğru kullanacağına inanıldığı zaman yani hazır olmaya yakınlaştığın zamandır ki, bir anda büyüklerimizin yardımlarıyla, Allah’ın izni ile yardım edilir.

Ruhlar âleminin bilgileri başkadır.
Bazıları ruhlar âleminin bilgisini ilahi âlem bilgisi sanır da buldum, vardım, ulaştım der.
Hâlbuki yol Allah’a kadar gidince bitmez, Allah’la beraber devam eder.

Medya hocalarını dinlediğin zaman bildiğin, inandığın, sevdiğin şeylerden bahsetse bile bir tat alamazsın, gönlünde alevlenme olmaz.

Çünkü söylenen sözlerinin üstünde nur olmadığından, senin kalbinde kıpırtı oluşturmaz.
Halbuki anlattığı yalan değildir, yanlış da değildir.
Kendisinden kaynaklanan nur olmadığından lezzet bulamayız.

Bu yazılara dikkat ederseniz büyüklerimizin ismi ile konu başlığı veriyorum.
Çünkü onların adının nuru ve bereketi bu yazıya aksetsin.

Her ne kadar doğru yazmaya çalışsam da yanlış ve yetersiz anlatımımım uyuduğunuz zaman adı geçen büyüğümüzün düzelterek doğru anlamanızı sağlamak içindir.

Elbette ki kelimeler, sözler mananın açıklanmasına yetmez.
Manaya ulaşmak için “Ölmeden önce ölünüz” hadisi şerifini anlayıp uygulamak gerekir.

Yaren şuna inan ki bu yolda olmanın büyük faydası vardır.
Anlama bilme, anlatma farklı da olsa yol birliğinde isen rahat et.

Allah’tan ümit kesilmez.
Daima Tanrıya bakmalıyız, Tanrı sanatının güzelliğini keşfetmeye çalışmalıyız ve Tanrının ne yaptığına dikkat kesilmeliyiz.

Görelim bakalım Hak neyler
Neylerse güzel eyler.
                                        *
RAVLİ

26 Mart 2012 Pazartesi

NİMET

Hayatı güzel ve hoş olmak, müreffeh olmak (Rahata, bolluğa kavuşmak), yumuşak olmak (Sert yaklaşımlardan kaçınmak) yeşil dal ve taze olmak (Meyve vermeye hazır canlılıkta olmak) anlamlarındaki “n-a-m” kökünden türeyen sözlükte mal, refah, rahmet, iyi hal, insana lütfedilen şey, iyi durum, iyilik, zenginlik demek olan nimet diyoruz.

İnsanın sahip olduğu ve kendisine dünya ve ahrette yararı dokunan maddi ve manevi varlıklar, imkânlar ve ihsanlar anlamında kullanılır.

İnsanın eşi, işi, evi, çocukları, itibarı ve makamı, malı, mülkü, aklı, görme, duyma, okuma, anlama, istekleri ve benzeri yetenekleri, yiyip içtikleri, giyinip ve kullandığı eşyaları, sağlığı ve benzeri imkânlar birer nimettir.

MAİDE SURESİ 11:
Ey iman edenler!
Allah’ın size olan nimetini unutmayın….”


MAİDE SURESİ 169-170:
Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın.
Bilakis onlar diridirler.
Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar..
Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”

MAİDE SURESİ 171:
Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği (Hizmetlerinin karşılığını vereceği) müjdesinin sevinci içindedirler)

BAKARA SURESİ 212:
“ Kâfir olanlar için dünya hayatı cazip kılındı.
(Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler.
Oysaki (İman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedirler.
Allah dilediğine hesapsız rızık verir.”

ŞEMS/LEYL SURESİ17-18-19-20-21:
“ Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan (Ateşten) uzak tutulur.

Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılaşacak bir nimet yoktur.
Ve o (Buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.

LOKMAN SURESİ 20:
“ Allah’ın, göklerde ve yerdeki (Nice varlık ve imkanlar) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?....”

Kuran’da 122 defa geçmiştir.
Allah’ın sayılamayacak kadar çok nimeti vardır.

Yeryüzü, gökyüzü, yerde ve gökte bulunanlar, ay, güneş, yıldızlar, gezegenler, hava, su, toprak, ateş, hayvanlar, bitkiler, ağaçlar, meyveler, sebzeler,  madenler, maddi ve manevi nice varlıklar Allah’ın insanlara birer nimetidir.

İBRAHİM SURESİ 34:
“O, size istediğiniz her şeyden verdi.
Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız…..”

İnsanlar Allah’ın verdiği nimetler sayesinde varlıklarını sürdürebilmektedirler.

Bu nimetler karşısında insanlara düşen görev, bu
Nimeti veren Allah’ı tanımak,
O’na ibadet ve itaat etmek,
Verdiği nimetlere şükretmek,
Nimetin değerini bilmektir.

NALH SURESİ 14:
“ İçinden taze et yemeniz ve takacağınız bir süs (İnci) çıkarmanız için denizi emrinize veren O’dur.
Gemileri denizde yara-yara gittiklerini de görüyorsun.
(Bütün bunlar) O’nun lütfünü aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI
DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Alıntı.
                                                  *
RAVLİ

Popüler Yayınlar