27 Kasım 2011 Pazar

TANRI’YA GİDİNCE İŞLER NE OLUR


Sultan Veled Hazretleri buyurdu ki:
Bir gün Kira Hatunu Tanrı tarafından çağırmışlar.

Ben çocuktum, Şam’da ilim tahsil etmekle meşguldüm.
O, benim ayrılığımdan daima ağlayıp sızlarmış.

(Kendisini Tanrı tarafından çağırıldığını duyunca):
Geleceğim, Bahaeddin için ağlamakla meşgulüm” demiş.

İki üç kere onu çağırmaya gelmişler.
Bunun üzerine o:

Ey vücutcağızım!
Ben Tanrının huzuruna gidiyorum, senin yanıp yakılman ve ey göz!

Senin de ağlaman ve diğer bütün uzuvlarım ve hislerim sizin de kendi işinizle meşgul olmanız lazımdır ve ey iki elim!

Ben dönünceye kadar işlerden ilginizi kesmemeğe gayret edin” demiş ve her şeyden sıyrılmış bir vaziyette Tanrı’nın huzuruna gidip dönmüş, her şeyi bıraktığı gibi bulmuş.

                                        ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Tanrı tarafından çağrıldığımız vakit vücudumuzda ve işlerimizde geri kalma olmadığını, görev ve sorumluluklarımızın aynen devam ettiğini öğrendik.
2.    Tanrı için zaman bir an olduğunu, bizim yaşayışımıza göre belki binlerce senedir ama biz bir anda yaşanır.
3.    Belirli bir olgunluğa ve uygunluğa ulaşılınca Tanrı’nın çağırdığını öğrendik.

İşte böyle yaren,

Anne çoğunun kendisinden uzaklaşmasını istemediği gibi, Tanrı da kulunun kendisinden uzaklaşmasını istemez.

Tanrı sevdiği kulunun başka bir şeyi kendisinden daha çok sevdiğini görürse kıskanır, kızar.

Ancak doğru işler yapan ve yapacak olan birisini severse, diğer bir değişle Tanrının sevdiği başka bir kulunu severse o zaman kıskançlık olmaz, yükseliş için ona her imkân sunulur.

Güzel insanların sevdikleri hakkında korku ve endişe duydukları zaman Tanrı kendi katına çekerek endişesinin yersiz olduğunu, onun için yazdığı kaderi kendisine bildirir ve o güzel insan aklı buna ermese bile bir sakinlik ve huzur oluşarak daha önceki korku ve endişelerinden kurtularak sakinleşir.

Her şeyin doğrusunu Tanrı bilir.
                                       *
RAVLİ

ŞEMS VE MEVLANA VE SEMA

Bir gün Sultan Veled Hazretleri şöyle anlattı:

Babam Mevlana Hazretleri geçliğinde çok:
Zahit (Çok ibadet eden),
Faziletli (İyilik etmeye, fenalıktan çekinme yeteneği olan) ve
Vera (Dine bağlı, haramdan kaçınan) sahibi idi.

Sema’a hiç gelmemişti.
Anne tarafından Büyük annem olan “ Kiray-ı Buzurg “ Büyük Kira” babamı Sema’a teşvik etti.

Babam önceleri Sema’da ellerini sallardı.
Mevlana Şemseddin gelince, ona dönmeyi gösterdi.

Kiray-ı Buzurg’un Semerkand’dan olduğunu söylerler.
Kocası Hoca Şerefeddin de itibarlı, iyiliksever ünlü bir kişiydi.

Öyle ki Semerkand’da mal, mertebe, hasep (Baba tarafından gelen şeref, asillik, soy temizliği) ve nesep (Nesil, soy) itibariyle ondan daha ünlü kimse yoktu.

Kira Hatun kocası ölünce bütün mallarını toplayıp büyük (Bahaeddin Veled Hazretleri) Mevlana’nın yanına geldi ve onun müridi oldu.

Bazıları onların beraber olduklarını ve birlikte Rum ülkesine geldiklerini ve Kiray-ı Buzurg’un öldüğünü söylerler.     

Annem küçüktü, büyük Mevlana onu babama aldı.
Kira Hatun hazretleri öyle kâmil ( Olgun, terbiyeli, görgülü, bilgin, pişmiş) bir veliyye (Kadın veli) idi ki, Bahaeddin Veled her zaman:

Benimle onun makamı birdir,
Fakat benim çok ilimler ve sayısız sırlarım vardır “ buyurdu.

                                        ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
SEMA

Aşk, Hakkın zatına bağlı, diğer sıfatlar ise aşka bağlıdır.
Bunun için Aşk Allah’ın sıfatlarına değil kendisine ulaşır.

Tarikat insanı hakikate eriştiren manevi bir yol olduğundan, bu yolda gidenin yol şartlarına uyması gerekir.
Peygamberimiz Cebrail (A.S.) “ Bir adım daha atarsam yanarım” dediği yerden Allah’ın huzuruna aşk ile gitmiştir.

Âşık başka bir aşığın eseridir.
Aşkı öğreten hem amirdir hem memur.
Aşka bunun dışındaki yollar kapalıdır.

Velilerle âşıklara helal ve güzel olan davranıştır.

Güzel sesten lezzet duymayan ve güzel yüze âşık olmayan kimsenin saflığını kaybetmiş başka şeylerle karışık hale gelmiş huylara sahip olduğundan sema edemezler.

Kulak ile ses ve nağmelerle başlayan, kalbinde ilahi heyecan duyulması ile başlar.
Bu hal ilahi cezbenin öncüsüdür.
Dünya ilgisini keser.

Sonra.
Yüksek bir heyecan o kişiyi hareket etmeye, dönmeye karşı konamayacak bir biçimde zorlayarak hareket ettirir.

Sonra.
Ah çekip inlemeye başlanır ve vezinli ve güzel sesle şiir söylenmeye başlanır.
Kendine merhamet etmeye başlar, acıma duyguları oluşur.
Bu duygu Allah’ın rahmetini (acımasını, esirgemesini, korumasını) çeker.

Sonra.
Kişi artık kendisini bilmeyecek hale gelir.
Artık kişi kendini yerde mi gökte mi bilemez hale gelir.
Kimi ağlar, kimi üstünü başını yırtar.

Sonra.
Fevkalade güzel nağme taşıyan Allah’ın o eşsiz hitabı olan
Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”

Hitabını duyar ve bu hitabından hâsıl olan lezzeti bulur.
Bu eşsiz hitabı duyunca yeniden ruhu yaşamaya başlar.
Ruhu uyarılır, doğru yolu, Tanrı yolunu görür hale gelir ve aslına kavuşur.

Sonra.
Ruhani hazlara yükselir.
Manevi gıdayı alır, fetihler yapar.

Tanrı erleri için namaz kılmak, sema etmek de, onların gizlice Tanrı’nın emirlerine uymak ve yasaklarına uymamanın bir misalidir.(Mevlana Fihi Mafih)
                              *
Ey güzel yaren,
Kendi kafana göre Allah’a ulaşamazsın.
Allah’a ulaşmışların yolunu izlemelisin.

Taklit seni ikiyüzlülüğe götürür sonunda boşa çaba sarf ettiğini sonunda anlarsın.
Şeriat hükümlerini yerine getirmeden tasavvufla ilgilenirsen yanlış yollara gider hakikati bulamazsın.
                             *
RAVLİ

BÜYÜK İNSANLAR NEYE KIZAR.


Sultan Veled Hazretleri anlatmıştır ki:
Babam Hazretleri sık-sık:
Şeyh Selahaddin yanında Şemseddin’i ve
Çelebi Hüsameddin’in yanında da Şeyh Selahaddin’i anmayınız” diye tembih eder ve:

Her ne kadar onların arasında fark yoksa da zikretmek doğru olmaz.
Nitekim peygamberin huzurunda da, Eshab hiçbir peygamberden bahsetmezdi.

Peygamberlerden yalnız peygamber bahseder ve her birinin halini açıklardı” buyurdu.

                                       ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler Öğrendik:
1.    Büyük insanların sohbetinde iken başka bir büyükten bahsetmenin edebe uygun olmadığını öğrendik.
2.    Aşağıda olan birinin kendinden daha büyük birini dinlerken araya başka büyüklerin girmesini istemediğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Büyüklerin sohbetinde isen o anda ders veren kim ise ondan başka büyük başka birini görmemeliyiz.

Başka bir büyükten bu sohbette bahsedersek bize bilgi akışı yapanın bilgiyi kestiğini öğrendik.

Ders veren o büyük dinleyenin gönlünde başka bir olduğunu anlayınca

Mademki gönlü o büyük diye bildiğinde, o ona bağlanmış, onu bağlandığı kişi yetiştirsin” diye düşünerek seni yetiştirme uğraşısını bırakır.
                                 *
RAVLİ


26 Kasım 2011 Cumartesi

ŞEMS VE LEDÜN İLMİ

Bir Gün Şemseddin Hazretleri babama şöyle anlattı:
Ben çocuktum Tanrı’yı ve meleği görüyor, yüksek ve alçak dünyanın gayblarını (Perdelenmiş, sırlanmış, gizlenmiş) müşahede (Gözle görmek) ediyor ve bütün insanların bunları gördüklerini zannediyordum.

Fakat sonunda görmedikleri anlaşıldı.
Şeyh Ebu Bekr beni onları söylemekten alıkoyuyordu.

Babam buyurdu ki:
Bu bizim Şemseddin’e taat (İbadet) ve riyazet (Oruçla, açlıkla nefsi kırmak) sebebiyle değil ezelden (Sonu olmayan geçmiş) beri verilmiştir.

Nitekim İsa’ya da beşikte verildi.
Biz ona çocukken hikmeti verdik” (Meryem suresi 13) ayetinde buyrulduğu gibi konuştu ve mucize gösterdi ve yine başka bir yerde de “ Biz ledünnümüzden ona ilim verdik” denilmektedir.

                                       ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler Öğrendik:
1.    Ledün ilminin bir çalışma olmadan, başka birinin öğretmesi olmadan Tanrı tarafından verilen bilgiler olduğunu öğrendik.
2.    Ledün: Tanrı tarafından ilham edilen ve Tanrı adına konuşan, kendini Tanrı’ya adamış kişinin (Mürşid) ilmiyle bilmesi ve anlaması ile bilinen hakikat bilgisi olduğunu öğrendik.
3.    Ledün ilmi genele ait değil, belirli kişilere ve pek ileride olan has kullara mahsus olduğunu öğrendik.
4.    Ledün ilmi çalışmakla, uğraşmakla elde edilemeyeceğini öğrendik.
5.    Ledün ilmi Tanrıdan hükmü uygulayacak olanın vicdanına, vicdanından da vücuda doğru giden bir ilim, bir keşif olduğunu öğrendik.  

İşte böyle yaren,

Âlimlere ders veren Şems Hazretlerinin öğrenme bilgilerle konuşmadığını, Tanrı’dan ilham yoluyla aldığı ledün ilminden bize armağan ettiğini öğrendik, anladık.
                                             *
RAVLİ

Popüler Yayınlar