2 Aralık 2016 Cuma

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 1110 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri doğru kişilerle beraber olmamız gerektiğini anlatıyor)
1110- Gâh (Bazen) bilgi, onu tutar, illiyyenine (Kıymetsizlikten kıymetli olmaya, faydasız biri iken faydalı olmaya, küçük işlerden büyük işlere) çeker;
Gâh (Bazen de) ne olursa olsun der(se), bilgisizlik onu aşağılara sürükler, düşürür gider.

Cansa, akıl üst gelsin de şu savaş bitsin, ben de çekişten kurtulayım, hoş bir hale geleyim, iyiliklere diye bir yana çekişmiş, oturmuştur.

Gürültü, şer (Fenalık), fitne (Kargaşa-karışıklık) korkusundan ağzımı tuttun da şu hikâye yarım kaldı, gitti.

Yerden ağaç biter, yapraklanır da şunu söyler;
Hocam, neyi ekersen ancak onu biçersin.

Bir solukluk canın kalsa aşktan başka bir şey ekme;
Çünkü adamın değeri neyle ölçülür?
Aradığı şeyle;
Neyi arar-dilerse ona layıktır (Uygundur o) adam.

İki elini yu (Yıka) da gel, sofraya otur;
Zaten su, el yüz yıkamak için yaratılmıştır.

Ne aptaldır o adam ki sevgili, onun evindedir de o eve gelmez, boş yere, olmayacak yerlerde koşup gezer.

Adam İsa olursa koşa-koşa Meryem’in yanına gelir, eşek olursa bırak, varsın, eşek sidiğini (Çişini) koklasın dursun.

Sakiye (İnsan ruhuna Allah’ı sevdiren, Allah nuru saçan) yoldaş olan nasıl ayık kalır, nasıl semirmez, geliştikçe gelişmez?

Bal madeni kesilen, ne diye ekşi kalsın;
Ölüsü olmayan ne diye tutsun da ağıtlar yaksın, bağırıp ağlasın.
                             *
Neler öğrendik;
1.    Doğru ve temiz bilginin insanı geliştirdiğini yücelere doğru yükselme sağladığını öğrendik.
2.    Canımızın bilgi ile bilgisizlik arasında olan çekişmeye katılmak istemediğini, bu savaşın bitmesini beklediğini öğrendik.
3.    Bilgi kirliliği ile algılar oluşturularak kavgalar, karışıklıklar, fena işler yapıldığını öğrendik.
4.    Sözler üzerinde aldanmamak için fazla durmamak, olanları ve bitenleri değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik.
5.    Bize gerekli ve değerli olanın aşk olduğunu, gerçek değeri aşkla bulacağımızı öğrendik.
6.    Aslında dışarıdan, insanların söz ve davranışları önemsizleştirerek temizlenip evimize yani içimize dönmemiz, aradığımız, istediğimiz, ihtiyaç duyduğumuz her ne ise buradan yola çıkarak bulabileceğimizi öğrendik.
7.    Her cins kendi cinsinin yanına gideceğinden bulunduğumuz kişilerin kokularını koklayıp onlara alışıp uyuşacağımızı öğrendik.
8.    Allah’ı sevdiren, nur saçan kişiyle yakın olanın canının mutlulukla dolacağını, sevinçten sarhoş olacağını öğrendik.
9.    İyi kişiye yakın olanın iyiliklerle dolacağını, iyilikler saçacağını öğrendik.
10.                      Fena kişiyle beraber olan kişinin geçlik zamanını, sahip olduğu değerlerini kaybettiği için acı duyacağını, büyük felaketlerin acı etkilerine uğrayacağını, bunları dile getireceğini, bağırıp çağırıp ağlayış içinde olacağını öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Geçmişe tövbe edip temizlendikten sonra Mevlevilerin sofrasına oturmalıyız ki gıdamızı bu yerden alıp daha da temiz, daha da güçlü, daha da yararlı olmamız, cahillikten kurtulmamız gerektiğini öğrendik, anladık.
                              *

RAVLİ

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 1100 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri Şems Hazretleri ile ilişkisini anlatıyor)
1100- A gönül, insanlıktan geç de melek kesil;
Meleklik olmazsa ne faydası var insanın?

Mademki haber, ona mahrem (Sırdaş) değil, hiçbir şeyden haberin olmasın, sarhoş ol gitsin;
Zaten haber vericisi sen olmadıktan sonra haberden ne fayda umulur?

Tebriz’in övündüğü Şems’ten ışıklanmayan (Aydınlanmayan) kişinin kapkara bedeninde ne fayda vardır ki?

Rum ülkesinin padişahı (Selçuklu sultanı) şimşir ağacıyla savaşıp (Kereste ‘Kaba insan’ olanlarla uğraşıp) duruyor;
Nasıl neşeleneyim, nasıl sevineyim ben?

Akıl dünyası Rum’a (Aydın yüzlülüğe) benziyor, tabiat âlemiyse tıpkı zenci;
İkisinin arasına bir savaştır düşmüş.

Dünyada ne umulur, ne istiyorsanız hepsi de sizin olsun;
Ben, her şeyin başlangıcı olan, her şeyi yoktan yaratan Tanrı’nın yolunu tutmuşum, yeter bu bana.

İki kılıcın çarpışması, yolda eminlik bırakmaz;
Ayrılıklar, aykırılıklar, hep zıtlardan (Karşıt-ters olmakla) meydana gelir.

Fakat kararlı saltanat (Egemenliği sürekli kılmak), aklın nasibidir (Sahip olabileceğidir) ancak;

Çünkü kerpiç (İlkel yapıda olan), taş (Üstü kapalı sözlerden), cansız (İçten, samimi, sevilen, şirin olmayanlar) şeyler, ne eminlikten bir şey anlar, ne korku nedir bilir.

Bu evde akıl mumu ışık veremez;
Çünkü yağı (Düşman) yel (O zamanın estirilen rüzgârı) yüzünden o yana bu yana kıvranıp durur.

Melek bilgiyle gelişmiştir, hayvan bilgisizlikle;
İnsanoğluysa ikisinin arasında becelleşe (Uğraşmak zorunda) kalmıştır.
                             *
Neler öğrendik;
1.    Nefsimizi, benliğimizi kontrol altına alarak Allah’ın tüm emirlerini yaparak, yasaklarından kaçınarak, şüphelilerinden uzak durarak melek kesilebileceğimizi öğrendik.
2.    Başkalarına söylenmeyen gizli bilgilerin uygunluk olmayanlara söylenmesinin doğru olmayacağını öğrendik.
3.    Dünyada karanlığın (Gereğince anlaşılıp bilinmeyen, ne olacağı, sonu belli olmayan durumlarla) ve aydınlığın (Kolayca anlaşılacak derecede açık olanların) savaşı olduğunu öğrendik.
4.    Ayrılıklardan ve aykırılıklardan kaçınmamız uzlaşma aramamız ve böylece eminliği oluşturmamız gerektiğini öğrendik.
5.    Düşmanca davrananların ayrılıkları, aykırılıkları devamlı gündeme getirip rüzgâr, gücü yeterse fırtına estirmeye çalışacaklarından eminlik oluşturamayacaklarını öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Doğru ve temiz bilgiye ulaşmanın fayda vereceğini, doğru bilginin ilk kaynaktan olması gerektiğini öğrendik, anladık.

Bilgi veren kişinin sözü ve yaşantısının bilinmesi, izlediği yolun her zamana uygun olması gerektiğini öğrendik, anladık.

Mevlana ve Şems Hazretlerin ve yakın dostlarının ledün ilminden bize bilgiler verdiğini;
Yani insanın nefsinin ve benliğinin karışmadığı temiz bilgiler verdiğini öğrendik, anladık.

Daha geniş bilgi için RAVLİ LEDÜN İLMİ yazarak Googleden okumalısın
                              *
RAVLİ


1 Aralık 2016 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 1090 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri Şems Hazretleri ile ilişkisini anlatıyor)
1090- Sarhoş gözlerin olmadıktan sonra şarap ne neşe verecek?
Yoldaşım (Yol arkadaşım) sen olmadıktan sonra yolculuğun faydası ne ki?

Seninle buluştuktan sonra ömrün sürüp gitmesinde ne kâr (Kazanç) var?
Sana sığınamadıktan sonra kalkanın ne faydası olabilir?

Yusuf’um, sen olmadıktan sonra Mısır’da ne işim-gücüm, ne faydam-karım olabilir?
Padişahın gölgesi gittikten sonra, kalabalığın ne faydası olabilir?

Senin güneş yüzün olmayınca güneşin ne ışığı olabilir?
Gördüğüm sen değilsen görüşün faydası nedir?

Gecem, kıyamet günü gibi uzadı gitti amma gönlüm sana secde etmek istiyor, seherden ne fayda bana?

Ay’ın bulunmadığı gecede yıldızlar ne yapabilirler?
Kuşun başı olmadıktan sonra kanatları varmış, ne fayda?

Güç-kuvvet, yürek pekliği, göz pekliği olmadıktan sonra silahla attan ne fayda beklenebilir?
Gönül gönüllük etmedikten sonra ciğerin ne faydası olabilir?

Canım sen değilsen candan ne fayda, yelden ne fayda?
Bana can gözü bağışlamazsan baş gözünden ne geçer elime, bakışımdan görüşümden ne fayda umulur?

Senin bakışından başka bir hünerim ne vardı, ne olacak;
Sen yardım etmezsen hünerin ne faydası olabilir?

Dünya bir ağaca benzer, yaprağı, meyvesi senden biter, senden olur;
Yaprağı, meyvesi olmazsa ne faydası vardır ağacın?
                             *
Neler öğrendik;
1. Fayda elde etmek için Allah dostuna ihtiyaç olduğunu öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Hakikati olduğu görmek isteyenin, yalanlardan, hilelerden, göz boyacılığından kurtulmak isteyenin kendi kendine başarı saylamayacağını, çeşitli hayali yanlışlara düşeceğini, Allah dostunun yardım etmesi, yol göstermesi, yolunu aydınlatması, görünür ve görünmeyen yardımlarda bulunarak yoldaşlık etmesinin gerekli olduğunu öğrendik, anladık.
                              *

RAVLİ

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 1080 İNCİ BEYİT

(Mevlana Hazretleri Ebu lehep’i anlatıyor)
1080- Gönlü, yüreği karaydı, ocağı kördü, büsbütün karardı.
Boş bir kazandı, evin bir bucağında baş aşağı çevrildi, kalakaldı.

Cıva gibi oynayıp duruyordu;
Fakat temelinden canı yoktu onun;
Eğreti bir oynaştır gösterdi, derken bu oynayış bitti, böylece kaldı gitti.

Baş çekmesi, hilesi-düzeni yüzünden gönlü, kan çanağına döndü de gene imana gelmedi Abû-Lehep;
Gönlü Ahmed’in (Hz. Muhammed’in) cilasıyla bir türlü cilalanmadı.

Bir yün parçasıyla ayna temizler gibi düşüncenin yüzünü sileyim de ayna gibi göstereyim sana, kim râm oldu (Buyruğun altına girdi), kim baş çekti (Ayrılıp gitti), inada düştü (Direnebildi);
Bir seyret.

O kişiyim ben ki hatırıma gelenden başka bir şey söylemem;
Hatırım da bir solukta akıl kesilir, zaman da olur, çılgınlığın ta kendisi olur.

Başın için, sen benim içimi apayrı bir nehir say;
Hem de bu şehir, suyla-toprakla kurulmadı, ol emriyle oldu (Yasin suresi 82).

O ne yaptı, ne yana gitti, bu, şu beden âleminde ne hale geldi;
Bu çeşit dış âleme, şunun-bunun iyiliğine-kötülüğüne ait hiçbir sözüm yoktur benim.

Sus ki bir şey bilmez, bir şeyden anlamaz kişinin gönlü, kınamayı kendine çeker, alınır;
Eğri görüşlüler daima vardı, şimdi olmadı ki zaten.

Bana senin akıyk (Akik) dudakların gerek, şekerden ne fayda var?
Bana senin yüzün gerek, Ay’ın ne faydası olacak?

Bana senin zekâtın gerek (Allah’ın emriyle vereceğin uygun, lüzumlu), ne yapayım hazineyi?
Bana senin belin gerek, kemerin ne faydası var?
                             *
Neler öğrendik;
1.    Allah’ın emirlerine, Allah’ın sözlerini söyleyen kişiye karşı olanın kötü, uğursuz ve sıkıntılı işler yaptığını her türlü fenalığa hazır olacaklarını öğrendik.
2.    Peygamberimizin söylediği sözlerin görünür ve görünmez faydalar verdiğini, kişiyi mutlu ve uğurlu hale getirdiğini öğrendik.
3.    Mevlana Hazretlerinin apayrı bir kişiliğinin ve yapısının olduğunu, bu durumun Allah’ın ol emri ile oluştuğunu kendi sözünden öğrendik.
4.    Mevlana Hazretlerinin söylediği sözlerin kişiye özel olmadığını, madde, para-pul, mal-mülk kazanmaya ait sözler söylemediğini öğrendik.
5.    Duyulmuş veya duyulmamış Allah sözlerini söyleyenin şeker dudaklı kimse olduğunu, Allah dostlarının susmadan kırkta birini olsun söylemeleri gerektiğini öğrendik.
                              *                            
İşte böyle yaren;
Mevlana Hazretlerinin sözlerinin fayda ve parlaklığına inanmayanların olduğu ortamda susmak gerektiğini çünkü:

Bilmeyen-anlamayan eğri kişilerin Mevlana Hazretlerinin sözlerini kendilerine yapılan kınama olarak yorumlayıp alınacaklarını, üzüleceklerini, bu dünya hayatında hep böyle olacağını öğrendik, anladık.
                              *

RAVLİ

Popüler Yayınlar