29 Ekim 2016 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 420 İNCİ BEYİT

(Hazreti Mevlana aşkı ve Şems Hazretlerini anlatıyor)
420-  Neden yazıklar olsun diyor?
Çünkü Yakup’tur o (Babadır), Ay yüzlü güzelim Yusuf’tan (Oğlundan) ayrılmıştır.

Naza kalkışır da yıldızlar yağdıracağım diye göklere yücelirse güneş ona, var ol, yaşa dese değer.

Beni can yayım yerinden sürüp çıkarmış amma neden ettin bu işi demek haddim mi (Yetkim yok), gücüm-kuvvetim mi var?

Aşkın elestüsüne belâ (İmtihanı var) diyene tanık, evet demiştir, aşkta yüz binlerce belâ (Sıkıntı ve imtihan) var.

Belâ incidir (Şekli değiştirilmeyen hakikat mücevherini elde etmek zorluklarla, sıkıntılarla, imtihanlarla doludur ama kazancı eşsizdir), inci, seni daha da çevikleştirir, daha da tez canlı eder;
Hele o denizin bulunmaz eşsiz incisi olursa.

Onun güverciniyim (Hızlı ve uzun zaman yol alabilen, evcil, haber götüren-getiren kuşuyum) ben;
Beni sürse, kovsa bile evinin damının çevresinden başka nereye uçabilirim?

Onun gölgesine sığındım da dünyaları ışıtan kesildim;
Devlet kuşunun gölgesi kimin başına düşse o, padişah olur, saltanat bulur.

Davet yeter, bırak daveti de duaya başla;
Mesih bile dördüncü kat göğe dua kanadı ile ağdı.

Tertemiz canına and olsun ey cömertlik (El açıklığı), ihsan (İyilik etmek, iyi davranmak), vefa madeni (Her türlü sevgiyi içinde bulunduran, sevgi dostluk bağlılığı olan), sensiz sabredemiyorum (Yerimde sessiz duramıyorum), a aziz (Sevgide üstün tutulan) dost, gel.

Sabrın da yeri mi?
Sabır Kafdağı (Yücelerde de) da olsa ayrılık güneşiyle kar gibi erir, yok olur.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 3 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI/1385
                         ***
Neler öğrendik;
1.    Sevgi ile bağlanmanın babanın oğluna olan sevgisi gibi hiç azalmayan, kopmayan bir sevgi olduğunu, ayrılıkta bu sevginin daha da güçleneceğini öğrendik.
2.    Mevlana Hazretleri Şems Hazretlerinden aldığı haberleri bize ulaştırdığını öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerinin ayrılığıyla çok üzüldüğünü, onu çok özlediğini sessizce bekleyemediğini öğrendik, anladık.

Olacak veya gelecek olanı telaş göstermeden beklemenin insana çok sıkıntı verdiğini, ancak bekleyen ve kavuşma isteğini kaybetmemiş sevgi ve dostluğu devam ettirenin kişiyi çektiği sıkıntıları uygunluktan olgunluğa taşıdığını öğrendik, anladık.

(Hamur ateş görmedikçe pişmez, yenmek için sofraya konmaz)
                               *

RAVLİ

28 Ekim 2016 Cuma

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 410 İNCİ BEYİT

(Hazreti Mevlana aşkı ve Şems Hazretlerini anlatıyor)
410-  O kazandan ( Allah’ın ve sofilerle bir arada olduğu helva kazanından) ağza bir lokma helva düştü mü binlerce kafatası kâsesi, gökyüzünde kurulan o sofraya çekilip (Dünyadan) gider.

Doğuya da bir uğultu-bir gürültüdür, düştü, batıya da;
Padişahlar padişahı helva verince hal, böyle olur zaten.

Mutfaktan, melekler, gökyüzünde helva pişirdiler diye birbiri ardınca elçiler gelmede.

Beden helva yiyince abdesthaneye (Tuvalete-helâya) gider;
Fakat can helva yedi mi Arşa (Göğün en yüksek katına) yükselir.

Ey can, gönül kazanının çevresinde, başını ayak yap da kepçe gibi dön-dolaş.
Dön-dolaş da ağzına bir kepçe (Kazan kepçesi) dolusu helva girsin, ağzın helvayla dolsun.

Helva hevesiyle kazan gibi yanıp kararan gönül, lütfa (İyiliğe), kereme (Soyluluğa, büyüklüğe, ululuğa, asalete) uğrar, ona ekmek yerine helva bağışlarlar.

Sus!
Tanrı ver demedikçe yüzlerce alıcıya bir arpa kadar bile helva sunulmaz.

Sevgilim gitti, armağan olarak bana, sapsarı bir yüz, yaşlarla dolu gözler, vah yazıklar olsun demeler kaldı.

İki gözüm de yaşlar içinde;
Çünkü Fırat ırmağı da o gözleri yurt edindi, Kevser havuzu da, cana canlar katan abıhayat da.

Ucu-bucağı bulunmayan defineye, güzellik, alım madenine ulaşmışken yüzüm, neden kuyumculuk (Alıp-satma aradan kâr etme işini neden) etmez bilmem ki?
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 3 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI/1385
                         ***
Neler öğrendik;
1.    Vücudumuzdan çok daha fazla canımızın ihtiyacı olan gıdayı bulmamız, almamız, tattırmamız, yedirmemiz gerektiğini öğrendik.
2.    Canımızın tatlı gıdasını Allah’ın kendi emirlerini yapanlara, yasaklarından çekinenlere, şüpheli olanlardan uzak duranlara verdiğini, ikram ettiğini öğrendik.
3.    Allah ağzımıza tatlılık vermiyorsa bir şeyleri yanlış yaptığımızı, yanlış yerde olduğumuzu, yanlış önder seçtiğimizin farkına varmamız gerektiğini öğrendik.
4.    Allah’ın emirlerini doğru anlatmayan, kendi isteklerini Allah’ın emri gibi söyleyen, yaptıran İblis gibi huzurdan kovulur.
5.    İblisin bile tövbe kapısından ayrılmadığını bilenler yanlışlarından hemen tövbe ederek döneceklerini, Allah’ın affına sığınarak ecel gelmeden doğru yolu bulabileceklerini öğrendik.
6.    Tövbe kapısından içeriye pişman olanların, Allah’a çok yalvararak ve ağlayarak niyetinde temiz ve kararlı olanların alındığını öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Şems Hazretlerinin Allah’ın hazinelerinin yetkilisi olduğunu, Hazreti Mevlana’nın bu hazinelerden bir şey istemediğini, bu hazinelerin emanet edildiği Tebrizli Hazreti Şems’in yüzünü görmekten başka bir isteği olmadığını, işin ticaretiyle ilgilenmediğini öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 400 İNCİ BEYİT

(Hazreti Mevlana aşkı anlatıyor)
400-  A efendim, sen kulağı küpeli bir kul (Karşılık beklemeden, sevgiyle bağlanıp dostluğuna devam eden) olursan âşıklar halkasına yüzük taşı (Söylediği hemen olan, hemen tesirini gösteren özellikte biri) kesilirsin.

Nitekim şu yeryüzü de göğün, kulağı küpeli bir kuludur (Emrini yapandır), uzuvlar (Bir canlının vücut yapısının kısımlarından her biri de) da cana, kulağı küpeli kul (Canla başla hizmet eden) kesilmişlerdir.

Gel de söyle;
Toprak, şu bağlılıktan ne ziyan etmiştir?
Akıl, uzuvlara ne lütuflarda (İyiliklerde) bulunmamıştır ki?

Oğul, kilim altında davul çalmak (Mantıksız hareketler yapmak, boş konuşmak, güven vermeyen işler yapmak) doğru bir şey değildir, yaraşmaz;
Erler, yiğitler gibi meydana çık da ovaya bayrak dik (İşi başarıyla bitirdiğini herkese göster).

Can kulağını aç ta (Unutmayacak şekilde dikkatle dinle) iştiyak (Özlem) çekenlerin feryatlarından şu gök kubbe boşluğuna vuran binlerce uğultuyu gürültüyü duy.

Aşk, sarhoşlukla elbisenin düğmesini çözdü mü meleklerin hay-huylarını (Gürültülerini) işit, hurilerin şaşkınlığını seyret.

Aşağıdan, yukarıdan münezzeh (Temiz, uzak) olan aşk, âlemin yukarısına da, aşağısına da ne ıstıraplar salmış.

Güneş doğunca gece nerde kalır?
Yardım ordusu gelip çatınca, meşakkat mi?

A benim canımın canına can olan, sustum ben, sen söyle;
Zaten bütün zerreler, yüzünün aşkıyla dile geldi.

Tanrı sufilere helva pişirmiş;
Hepsi de halka-halka oturmuşlar, helva ortalarında.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 3 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI/1385
                         ***
Neler öğrendik;
1. Sadece yeryüzüne bağlı kalmanın yanlış olduğunu,  gökyüzünde de olan biteni duymak ve görmek için âşık olmanın gereklerini yapmamız gerektiğini öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Allah’ın kendisine inanıp sevenlerle, dediklerini yapanlarla, yasaklarından ve şüphelilerinden uzak duranlarla tatlılıkla beraber olduğunu Hazreti Mevlana’nın anlatımından öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

27 Ekim 2016 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 390 İNCİ BEYİT

(Hazreti Mevlana Şems Hazretlerini anlatıyor)
390-  Gel ey Tebrizli Şems, doğ göklere, parlat her yanı;
Güzelim özünle ikizler burcunu beze (Değişken ve çok yönlü kişiliğinle dünyayı donat).

Aşka aşıksan, aşkı arıyorsan çek keskin hançeri, kes utanıp arlanmanın boğazını.

Bil ki bu yolda, bir yolculukta utanıp arlanmak, pek büyük bir settir, pek büyük bir engel;
Bu söz, garezsiz (Taraf tutmayan, tarafsız) bir söz, tertemiz bir inançla kabul et bu sözü.

Mecnun, neden binlerce delilikler etti;
O seçkin deli-divane, neden binlerce delilik icat etti?

Gâh elbisesini yırttı, gâh dağlara koştu, gâh zehir tattı, gâh yokluğu seçti.

Örümcek gibi nice büyük, nice güzel avlar tuttu;
Fakat bir de bak da seyret, yüceler yücesi Rabbimin tuzağı ne çeşit av tutar.

Bil ki Leyla’nın yüzü her şeye değer, her şeye bedeldir o yüz;
Nasıl götürür kulunu Tanrı, geceleyin, nasıl Miraç eder kul?

Sen Vişe’yle Râmin’in divanlarını görmemişsin;
Vâmık’la Azra’nın hikayelerini okumamışsın.

Sen elbisenin eteğini, suya batmasın, ıslanmasın diye çekip devşiriyorsun (Bir araya getiriyorsun, derliyorsun, topluyorsun);
Halbuki denizde binlerce dalga yutman gerek.

Aşk yolu, tamamıyla sarhoşluktur, aşağılanmadır.
Çünkü sel alçağa akar, selin hiç yücelere doğru aktığı var mıdır?
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 3 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI/1385
                         ***
Neler öğrendik;
1. Yüce olanı kolayca elde etmenin mümkün olmadığını öğrendik.
                              *
İşte böyle yaren;
Aşk yolunda aşağılanmadan, sarhoş olmadan çekinip bu yoldan ayrılanların kazançlarının olamayacağını öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

Popüler Yayınlar