4 Şubat 2016 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 1900 İNCİ BEYİT

1900. (Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerini anlatışı)
Ey şekerler gibi gülen padişah!
Ey her dirinin zevki, neşesi, gönül dediğin kimdir?
Senin kulun (Sevgiyle bağlanmış emrini bekleyen kişidir)
Can dediğin kimdir?
Senin tutkunun (Gönül verdiğine, bağlandığına alışmış kişidir).

Gönüldeki zevk (Hoşa giden ve çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu), tatlı şarabından senin.

Candaki şevk (İstek, heves), coşup köpürmenden (Heyecanlandırmandan, içten içe kaynatmandan, aşırı duygulandırmandan) senin.
Kulağını bana ver de ağyar (Başkaları, yabancılar) duymasın.

Can da, beden de senin bağından-bahçenden güller devşirdi (Güzelleşti), eteğini güllerle doldurdu (Güzellikleri topladı);
Yaseminlikte salına-salına (Uyumlu hareketlerle ilerledi) gezmeyi senden öğrendi.

Öyle bir ümide kapılmış da kulağını kaşıyıp duruyor;
Umduğunu bulacağına da emin, evet kereminden (Büyüklüğünden, asaletinden, soyluluğundan) bunu umuyor (Olmasını istiyor, bekliyor) o.

Sayende bilgin kesildim de çenge (Kanun çalgısına benzer, dik tutularak çalınan çeşit saza) döndüm sevgili;
Hele ey ulu bilgin, bir de bu çeşit feryadı dinle.

Sonucu yanakları yalım-yalım (Alev-alev) aşk, şunu söylemede;
Sus, gönlüm gürültüsüz-patırtısız, harfsiz-sessiz bir söz istiyor.

Ne diye uyanıkların halkasına seyir-seyran için giriyorsun?
Göğsünü kapatmazsan (Kendini korumazsan) öylesine bir ok yersin ki.

Bu halkada başını eğ, gönlünü daha da kuvvetli tut, inan ki sınıkları (Yenilmişleri, bozguna uğramışları) onarma kürsüsünde güçlü-kuvvetli bir padişah oturuyor.

O andan kurtulmak, her an, bazı-bazı lâ’l renkli (Parlak kırmızı) şarabından, bazı-bazı zevkler, neşeler veren kadehinden sarhoş olmak istiyorsan;

Ağzını aç, fakat şarapta tortu, çer-çöp (Yararsız, pis veya zararlı, ufak-tefek, süpürülüp atılacak döküntü) aramaya kalkışma;

Ayıklık (Sarhoşluk veya baygınlığı geçmiş), uyanıklık (Yapacağı işi bilen, dikkatli ve tetikte olan), şarabında nerden çer çöp olacak?
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                            ***
Neler öğrendik;
1.    Şems Hazretlerini Mevlana Hazretlerinin gözünden, sözünden, bakışındaki derinliğinden, gizlenenleri ortaya çıkarışından öğrenmemiz, aşkın gücünü ve yüceliğini hayata geçirmemiz gerektiğini öğrendik.
2.    Asil, soylu büyük kişiye tutkulu bir sevgiyle bağlanmamız, hizmetine her an hazır olmamız gerektiğini öğrendik.
3.    Gönülden gönüle görünmeyen bir yol olduğunu, gönülden sevdiğimiz zaman harfsiz, sözsüz, ağız ve kulağa ihtiyaç olmadan iletişim kurabildiğimizi, anlayışın sağlandığını öğrendik.
                                 *
İşte böyle yaren;
Aşkla sevilmeye lâyık olan kişiyi sevmekle, onun dostluğunu kazanmakla yapacağı işi bilen, dikkatli kişi olacağımızı, yararsızlıktan, pislikten, zararlı şeylerden kurtulacağımızı öğrendik, anladık.
                                  *
RAVLİ


3 Şubat 2016 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 1890 İNCİ BEYİT

1890. Uyku ölmüş, şalvarını rehine vermiş;
Onun (Aşk) gecesinde uykuya rastlamazsın;
Bu perdenin ardında bir başka kimse yok, kimin sırtını kaşıyorsun sen?
(Şems Hazretlerinin söylediği sözleri başka bir kimseden alıp söylediğini söylemeye çalışan; bil ki Şems Hazretlerinin sözlerinde başka bir kimseyi bulamazsın, tamamen ona aittir.)

A fazla söz söyleyen, sözün haddi (Sınırı) aştı, artık ağzını yum;
Aşka âşık değilsin, söze âşıksın sen.

Gönlüm, canım, bir düzenbaz güzelin fitnesine (Karışıklığına, karmaşasına) kapıldı, aşkına düştü;

Taş yürekli bir güzelcik, savaşçı bir dilberceğiz;
Hasta gibi tutmuş, başını çatmış.

Uykusu, rahatı kaçmış birinin kapısına gelir, kapıyı çalar, su ister.
Ne suyu?
Maksadı onu ateşlere atmak, yakıp yandırmak.

Bu evi der, bana kiraya ver, ne kadar kira istersin?
Ne yapacaksın diye sordun mu, içine ateş dolduracağım, ateş ambarı olarak kullanacağım der.

Bazı kere der ki:
Şu oturduğun arsa yok mu, benimdi, bunu sen de bilirsin.

Duvarı yıktır şuradan, arsayı geri ver bana;
Can arsasında senin duvarın, bir pislik adeta.

O selvi boylu dilber, birisine kastetti (Amaçladı) mi işi varmış gibi mahallede dönüp dolaşmaya başlar.

Ansızın bir kuyudur, kazar;
Ansızın bir yoldur, keser;
Ansızın sokaktan, pazardan bir ahtır, kulağına gelir.

Can şekillerini bir-bir okur-durur.
Hepsini de bilir, siler-süpürür;
Mademki pılı-pırtı kalmıyor, bu sefer de bari canı yağmala.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                            ***
Neler öğrendik;
1.    Tanrı erinin birini hedeflediğinde ona istediğini yapabileceğini, şahin gibi bir şekilde onu avlayabileceğini öğrendik.
2.    Tanrı erinin istediği kişinin gönlüne oturduğunu öğrendik.
                                 *
İşte böyle yaren;
Şems Hazretlerinin Mevlana Hazretlerini avladığını, ona her şey yaptırabilecek hâkimiyet kurduğu, Mevlana Hazretlerinin bunun farkında olarak canını da avlamasını Şems Hazretlerinden istediğini öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

2 Şubat 2016 Salı

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 1880 İNCİ BEYİT

1880. Bu gece, ta sabaha dek ben perilerleyim (Cinlerin dişileri ile), onlar benim gönlümü alacaklar, ben onların gönüllerini alacağım;

Yiyip içmede, geceleyin dönüp dolaşmada onlara uymak, onlara yardım etmek istiyorum.

Perilerin âdetlerini, gece vakti toplandıkları, sevişip oynaştıkları, işe-güce koyulup şarap içmeye başladıkları zamanları öğrendim, belledim ben.

Cinler gizlidir, emniyet içindedir onlar;
Fakat biz perilerden de daha gizliyiz, onlardan da daha ziyade görünmüyoruz.

Periler, cinler bile şeklimizi görüyorlar ancak, canımızdan haberleri bile yok;
O kavim âğyar (Başkalaşmış, yabancı) kesilmiş de Tanrı düzenine tutulup gitmiş.

Sen kendini bilmiyorsun da ondan perileri arayıp duruyorsun.
Kendini çabucak bu kadar ucuza satma.

(Şems Hazretlerini anlatım)
Bizim o perimiz pek güzel, yüzü pek yakışıklı, huyu pek hoş;
El çabukluğuyla topu şeytandan da kapmış, periden-cinden de.

Gece, onun Ay yüzüne hayran, Ay onu seyretmeye âşık;
O, öyle çarşıda-pazarda satılan tatsız-renksiz pelte değil.

Onun kebap şişinden, onun şarap kadehinden, onun çenginden, rebabından, onun sarhoşça işvelerinden.

Geceler deli-divane olmuş, dudaklar bulanmış;
Bütün mezheplerde o, bu ululuğa lâyık.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                            ***
Neler öğrendik;
1.    Gizliliğin emniyet sağladığını öğrendik.
2.    Mevlana Hazretlerinin cinleri ve perileri iyi tanıdığını öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin cinlerden de perilerden de daha güzel ve yetenekli olduğunu öğrendik.
4.    Kendimizi bilirsek cinlerden ve perilerden üstün olduğumuzu anlayacağımızı ve bunlardan bir şey beklemeyeceğimizi öğrendik.
                                 *
İşte böyle yaren;
Dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kolların her birine Şems Hazretlerinin anlayışının, görüşünün, öğretisinin yol göstericisi ve yolu aydınlatanı olduğunu Mevlana Hazretlerinden öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

1 Şubat 2016 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 1870 İNCİ BEYİT

1870. (Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerini anlatımı)
Sen devenin iğne yordamından geçmesini (İnce işçilikle iki şeyi birbirine tutturmaya yatkınlık, alışkanlık, yetenek) istiyorsun, üstelik bir de tutmuşsun deveye altı denk (Yük hayvanlarının sağına ve soluna konan iki yük parçasından her birini) de yük yüklemişsin.

Bütün bunlarla beraber gene de ümitsizliğe düşme ey göz, bahar bulutuna dön, aşka inciler  (Şekli değişmeyen manalar) saç.

Ey çarşısının-pazarının başında yüzlerce hırkanın  (Dervişin) bir zünnara (Puta tapana) satıldığı dilber, yüzünün şevkiyle (İstek ve hevesle) âlemde her yüz, bir duvara dönmüş.

Her zerre güneşinin ışığına girmiş de tanrıyım ben diyor, her bucakta Mansur gibi biri, bir darağacına asılmış.

Şaşılacak şey şu ki herkes bir küpten gelen başka çeşit bir şarapla sarhoş;
Şu acayip ki bir gülden herkesin ayağında bir başka diken var.

Her dal, sarhoş oldum ben, medet demede, her akıl, şaşırdım-gittim, aman demede.

Gül iştiyakla yenini-yakasını yırtmış, aşk kendinden geçmiş de sarığını-külahını atmış.

Bir bölük halk akıldan sarhoş, bir bölük halkın da aklı başında değil, fakat gene sarhoş;
Evet, akıllılarla akılsızlardan ayrı bir bölük halk daha var.

Biz Tur dağına (Musa aleyhisselemla Allah’ın aracısız konuştuğu yer) benziyoruz, Musa’nın kadehini içmişiz (Allah’la aracısız konuşup Allah’ın yüzünü göstermesini bekleyenlerdeniz);

Firavun’un zahmetinden de kurtulmuşuz, ağyarın (Başkalarının, yabancıların) gamından, gussasından (Verdikleri sıkıntılardan) da;
Geçmişiz kendimizden.

Şarap gibi meyhane küpünün içinde coşup duruyoruz, gerçi küpün ağzı anlayış (Düşünme yolu, düşünüş biçimi, benzerlerinden ayrılış), seziş (Aklın yardımı olmadan, gerçeğin doğrudan doğruya kavranması) balçığıyla kapalı (Güçlük çıkarıyor) amma içten içe kaynayıp duruyor.

Hatta şarabın kaynayışından, küpün ağzına sıvanan samanlı balçık bile oynamaya koyulmuş;
And olsun (Yemin)Tanrı’ya, dünyada bundan hoş bir şey de yoktur.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                            ***
Neler öğrendik;
1.    Şems Hazretlerinin sözlerinde birbirisi ile alakalı gözükmeyen hatta çelişkili gözükenlerde bile aslında birbirisi ile yakın ilişki ve birbirini tamamlayarak mana oluşturan sözler olduğunu öğrendik.
2.    Mevlana Hazretleri manaları bir araya getirip getiremediğimize bakmadan manalar saçmasını Şems Hazretlerinden istediğini öğrendik.
3.    Kendini büyük görenin bir şekilde yok olacağını öğrendik.
4.    Her insanın aynı yerden gelmesine rağmen şaşılacak kadar farklılıklar gösterdiğini öğrendik.
5.    Güzellik de kendini korumak için dikenlere büründüğünü öğrendik.
6.    Aklımızın alamayacağı sayısız güzelliklerle iç içe yaşadığımızı, bu güzellikleri görenlerin kendinden geçerek sarhoş olduklarını öğrendik.
7.    Üç çeşit halk olduğunu; akıllılar, akılsızlar, akıldan sarhoş olanlar olduğunu öğrendik.
                                 *
İşte böyle yaren;
Mevlana ve dostlarının halkın aklından farklı bir akıl kullandıklarını, bu aklın güzellikleri görerek sarhoş olduklarını, bu durumun insanı oynattığını, içten içe olgunlaştırdığını öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ         

Popüler Yayınlar