23 Eylül 2015 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 600 İNCİ BEYİT

600. Bir bayrağa benzeyen (Renk ve biçimle özelleştirilmiş) şu âlem oynar durur;
Senin gözün ancak bayrağı (Simgeyi, sembolü) görür, canın, onu hava oynatır sanır.

Fakat havanın da çaresiz bir varlık olduğunu bilen, Tanrı’dan başka her şeyi yok bilir.

Ey Tebrizli Tanrı Şems’i, Tanrı’nın öylesine düzenleri (Oyunları, hileleri) var ki senin zarın (Kader ile oynayacak, geleceği için uygulayacak planın)  olmadıkça canım, nerden tutacak da bu düzenle tavla oyununa girişecek (Kazanma amacıyla, zararı uğrama tehlikesini göze alacak)?

Âşık, âşığın bulunduğu yana giderken zincirlerden boşanır (Kendisini bağlayan bağlardan kurtarır).
Deli (Dengesiz), boyuna döner durur (Karar değiştirir), tedbirleri yırtar (Alınan önlemleri tesirsiz eder), bozar.

Âşığın o pervasız (Çekinmez, sakınmaz, korkusuz), o hızlı yürüyüşüne kusur (Bilerek veya bilmeyerek bir işi gereği gibi yapmama) mu sığar?
Aşkındaki ateş kusuru (Eksikliği, noksanlığı) da yakar yandırır, hatayı da.

O sebepsiz (Bir şeyin olmasına yol açan sebep olmaksızın) ateş, genci sardı mı ne hale gelir?
Genç bir tarafta dursun, ihtiyarı (Seçme gücünü) bile yaksa (Yok etse) ihtiyar (Güçsüz bir halde olsa bile), takva hırkasını yırtar (Allah’tan korkmaktan kurtulur) gider.

Bir gözde (Hakikati görmeyi engelleyen) kat-kat yüz perde olsa yaya benzeyen kaşları ok gibi o perdeleri deler geçer.

Her âşığın gönül kuşu, yumurtasını kırıp dışarı çıktı mı acele ediş pençesiyle geri bırakışı yırtar gider (Gelişmesiyle kabuğu dar gelen kuş, kabuğunu parçalar ve kabuğunu bırakarak uçmaya çalışır).

Şu âlem (Dünya) katrana (Kuvvetli yapışkana) benzer, herkesin ayağı bu katrana saplanmış kalmıştır, fakat aşk ateşi geldi mi bu katranı eritiverir.

Tebrizli Tanrı Şems’i, hem padişahlar padişahıdır, hem bey;
Öylesine bir bey ki her sabırlının (Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumda olanların) gömleğini çeker, yırtar o (Üstünden alır).
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    Gördüğümüz, duyduğumuz, tanık olduğumuz, farklılıklar gördüğümüz her şeyin Allah’ın oyunu olduğunu öğrendik.
2.    Allah’ın oyununu anlamak ve oynamak için Âşık olmak gerektiğini öğrendik.
3.    Şems Hazretlerine tutkulu bir sevgiyle bağlananların üzerindeki sıkıntılardan kurtularak, Allah’ın hayat oyununu anlayabileceklerini öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Âşık kişinin LA İLAHE İLLALLAH (İlah yoktur yalnız Allah vardır) sözünün anlayış durakları:
1.    LA FAİLE İLLALLAH (İşi yapan Allah’tır).
2.    LA MEVSUFE İLLALLAH (Bütün nitelikler, vasıflar, özellikler, keyfiyetler, sıfatlar Allahın’dır).
3.    LA MEVCUDE İLLALLAH (Allah’tan başka var olan yoktur).
                               *

RAVLİ

22 Eylül 2015 Salı

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 590 İNCİ BEYİT

590. Ten sedefindeki can incisine (Vücut içindeki değerli cana) bak da gör;
Ağırcanlılıktan (Hareketlerin yavaş oluşundan, tembelce davranış biçiminden) bezmiş (Yaşamak ve iş görme isteğini yitirmiş), usanmış (Tekrarlanması veya işin uzun sürmesi yüzünden hoşlanmaz veya sıkılır duruma gelmiş) da parmağını geveleyip (Ağzı içinde evirip çevirip) duruyor.

Can uçup gitti mi bu hapse atılmış inci, zerre (Çok küçük parçacık) gibi aslına ulaşır, çağırsan bile artık sana gelmez.

Bu zindanda (Vücuduna bağlanır) bağı ne kadar kuvvetli olursa o derece kanlara batar, yanar yakılır;
Bütün ömrü kanlar içinde geçer de gene kürkü bulaşmaz, pislenmez.

Babil kuyusuna (Helal büyüyü öğrenme yerine) varıncaya dek hiçbir yerde konaklamaz;
Can, büyücü olmadıkça hiçbir yerde dinlenip esenleşemez.

Ey Tebriz, Şemseddin senin burcundan doğarsa hem Ay gibi bulut altına girer (Dünyadan görülmesi perdelenir), hem Ay’ın aydınlığına aydınlık katar.

Nasılsın, nicesin, nitelik de kim oluyor ki senin kadrini (Kıymetini) bilsin, anlasın.

Nelikten (Birçok şeyden), nitelikten (Başkalarından ayrılan özellikten) münezzeh (Temiz, uzak) olan padişahtan başka kim senin kadrini bilebilir?

A güzelim, âlem seninle aydınlanmıştır, senin ışığınla dolmuştur, fakat senin hakkını yeryüzü bilsin yahut gökyüzü seni anlasın, bu pek uzak bir şey.

Şu mavi perdeyi (Gökyüzünün aslını görmeye engel olan bir engeli) oynatan bir yel (Rüzgâr) var, fakat esip duran hava değil bu, bir yel ki onu ancak Tanrı bilir.

Bilir misin, kim diker gam (Üzüntü) hırkasıyla neşe hırkasını (Mutlu olmaktan doğan ve dışa vurulan sevinç giysisini)?
Bu hırka, kendisini dikenden (İnşa edenden) ne diye ayrı sanır kendisini?

Aynanın gönlünde parlayan ne, bilir misin?
O ne hayaldir (Zihinde tasarlanan, canlandıran ve gerçeklenmesi özlenen şey), ancak gönlü tertemiz kişi (Dünyalık isteklerden vazgeçmiş kişi) bilir onu.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    Vücudumuzda değeri ve şekli değişmeyecek olan canımızı tanımamız ve özelliklerini bilmemiz gerektiğini öğrendik.
2.    Canımızın yüce âlemden vücudumuza geldiğini, ölümle de geldiği yere gittiğini öğrendik.
3.    Canını vücuduna bağlamaya çalışanların çok zorluk çekeceklerini, canın bu davranışlardan kirlenmeyeceğini öğrendik.
4.    Helal sihir olan iyi davranış ve tatlı dili öğreninceye kadar canımızın ruhsal ve bedensel sağlıklı ve sıhhatli olamayacağını öğrendik.
5.    Şems Hazretlerinin büyüklüğünü, yüceliğini sıradan bir insanın görüp anlayamayacağını öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Bize kime yakınsak, bağlıysak, sevip beğeniyorsak üzüntü veya neşeyi o kişiden aldığımızı öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

21 Eylül 2015 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 580 İNCİ BEYİT

580. Sakiye (İnsan ruhuna Allah’ı sevdiren, Allah nuru saçan), o içip kalanların, sızmayanların neşesine (Mutlu olmaktan doğan ve dışa vurulan sevinç), zevkine (Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haza) emret de yel gibi esip gitmesin, şarap sunsun bize.

O saki, mahrem (Yakın) olandan da, mahrem (Yakın) olmayandan da bir anda yüzlerce fikri, yüzlerce endişeyi giderir;
İnsan artık ne matemlere düşüp gam yer (Üzülür), ne bir şeye el sunar.

Saçlarını ardına atar da yüzünü bezerse yoksul pervaneyi (Işığa gelen kelebeği) mum gibi yakar yandırır.

Pervanede can kalmadı mı emreder, o koca sağrakla (Kadehle) o ateşe benzeyen candan bir ödünç can bağışlar ona.

Ebedi şaraptan sunulan bir sağrak şarap, arılığından (Temizliğinden, katıksız saf olduğundan), duruluğundan (Bulanıklığı olmadığından) sana öyle bir hal verir ki düşüncende beliren her suret, gönlünde yüz gösterir sana.

Ey Tanrı aşkı!
Ey Tebrizli Tanrı Şems’i!
Sen ne kadar fazla sunarsan bu şarap o kadar artar, fazlalaşır.

Güneşinin parıltısıyla öylesine oynayayım, öylesine parıl-parıl parlayayım ki zerre bile oynamaya başladı mı beni hatırlasın.

Yüzünün nuruyla her zerre gebe kaldı (Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu saydı), o lezzetle (Duyulan zevkten) her zerre (En küçük parça), yüzlerce zerre doğurmada (Üretmede).

Beden havanındaki cana bak, öylesine bir sevdaya (Güçlü ve aşırı tutkuya, isteğe) tutulmuş, öylesine tez canlı (Aceleci) ki durmadan, dinlenmeden kendisini bir zerre (Çok küçük parça) haline getirmek için dövüyor, eziyor.

İstersen inci ol (Değişmeyen değerlere sahip ol), istersen mercan (İnciyi yapan);
Burada kendini döv, ufala;
Çünkü bu tapıya zerreden (En ufak parça olandan) başkası lâyık değil.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    Allah nuru alan kişinin başına gelen her şeye rağmen neşe ve zevk içinde yaşadığını, üzüntülerden, sıkıntı veren düşüncelerden temizlendiğini öğrendik.
2.    Allah nuru saçan kişiye canımızı versek bile onun bize yeniden can bağışlayacağını öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin yüzündeki nura bakan çok küçük birisi bile olsa nur saçan birisi olacağını öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Şems ve Mevlana Hazretleri karşısında kendimizi en ufak parça gibi görmekle bu yapıda yer alabileceğimizi öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

20 Eylül 2015 Pazar

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 570 İNCİ BEYİT

570. A padişahım (Şems Hazretleri), senin küfrüne karşı iman (Sana inanan ve inanmayanlar) dediğin de kim oluyor?
Gökleri aşan Zümrüdü Anka kuşu bile sana karşı bir sinektir ancak.

Abıhayata benzeyen iman (Güçlü inançta) da, kara toprağa benzeyen küfür (Ret ediş) de, her, ikisi de senin ateşine karşı çer-çöptür sanki.

İman (Dinin bütün hakikatlerini kabul etmek), canın (Yaşamı sağlayan) bir sıfatıdır (Özelliğidir);
Bu can da soluk alıp vermekle candır;
Fakat gönül (Kalpte oluşan sevgi, istek, düşünüş, anış) ummana gark oldu (Denize dalınca), soluk almanın yeri mi artık.

Gece küfürdür (Karanlıktır), imansa mum (Işık kaynağı);
Fakat güneş doğdu mu iman, küfre der ki;
Yeter artık, bizim işimiz kalmadı, geçtik gittik.

İman, dinin atıdır, yüce nefsin bineğidir (Din, imanın ve isteklerin vasıtasıdır);
Fakat o yolu-yordamı yepyeni padişahın ata ihtiyacı mı var?

İman, sana, beri (Daha yakına) gel der, küfürse git diye emreder;
Fakat beden mumun (Işık vermeye hazır) can (Yaşam şeklin) oldu mu ne beri kalır, ne öte, ne ön kalır, ne art.

Ey Tebrizli Tanrı Şems’i, yolunda ayağımı diremişim (Düşüncenden tutumundan, davranışından vazgeçmemeye), dayanıp duruyorum;
Benden başkasının eli değmesin diye senin de kadrin (Kıymetin) o derece yücelmiş ki.

Bizim şarabımızı içenlere bizim sakimizin (Bize sunuş yapanımız) sakilik etmesi (İnsan ruhuna Allah’ı sevdirmesi, Allah nuru saçması) gerek;
Sakimiz, o kadar tatlılığıyla tutar, yüzünü ekşileştirse de yerindedir.

O Ay yüzlü güzel o kadar güzelliğiyle arada-sırada naza kalkışırsa (İsteksiz gibi gözükse de) and olsun Tanrı’ya, padişahın bile külahını kapıp kaçar.

A beyim, dolu bir kadeh sun bana;
Ben bunak değilim ki (Yaşadıklarımı, öğrendiklerimi, bunların geçmişle ilişkilerini bilinçli bir biçimde saklama gücümü kaybetmedim) şu felek ne doğuracak diye oturup bekleye-bekleye öleyim.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerinin yolunu doğru kabul edip bu yolda kendini adadığını, ayrılık olarak hiçbir şey bırakmadığını öğrendik.
2.    Seven kişinin sevdiğinin bütün davranışlarını hoş gördüğünü, ayrılmak veya uzaklaşmak için sebep teşkil etmediğini öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin ruhumuza Allah sevgisi, Allah nuru saçtığını öğrendik.
4.    Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerine şartlar ne olursa olsun, zaman olayları zorlasa bile tutkulu bir sevmekten, onu büyük görmekten vazgeçmediğini öğrendik, anladık.
                               *
İşte böyle yaren;
Din hakikatlerinin ve uygulamalarının insanı imana, yüce isteklere götürdüğünü, yüce insanlarla tanıştırdığını, yüceliklerde olanları görmeyi sağladığını öğrendik, anladık.

İmanımız yoksa; dinimizin ve nefsimizin bizi ortalıkta gevezelik eden faydasız biri olarak dünya yaşamına mahkûm edeceğini, ömrümüzü faydasız tamamlayacağımızı öğrendik, anladık.
                               *
RAVLİ


Popüler Yayınlar