4 Eylül 2015 Cuma

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 410 İNCİ BEYİT

410. Yol araya-araya, oynaya-güle, gazel okuya-okuya bayram geldi:
O Ay yüzlülerin (Karanlıkta kalanların yolunu aydınlatanların) Kayseri (Hükümdar Şemsi Tebrizi), o sağlam yapılı köşkten çıktı da geldi bize.

Yüzlerce biliş (Canlının, bir nesne veya olayın varlığına ilişkin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi), anlayış madeni (Çok değerli şeyleri kapsayan kaynak) deli-divane kesildi (Coşkun bir hale geldi), sevdalara (Aşırı ve güçlü tutkuya, isteğe) düştü;
Çünkü o güzellik, o alım, eşsiz, örneksiz bir halde zuhur ediverdi (Kendini gösterdi).

O daima kudret (Yetenek), eline taş bile alsa, demir alsa yumuşatmak, muma döndürmek için Davud Peygamberi bile sarhoş etti (Hoşa giden bir etki ile kendinden geçti).

Bayram geldi, biz o olmadıkça kötü bir hale gelmiştik, gel de bayrama ulaşalım şimdi;
Çünkü o sofra (Çeşitli gıdaların bir arada olduğu), o tirit  (Yaşlı er) geldi.

Zehir (Büyük üzüntü, acı, keder, sıkıntı) onun yüzünden şekerleşir, bulut Ay haline gelir (Gölge eden karanlıklara aydınlık verir), nerde bir kurumuş, kadid (Pek zayıf, kuru ve çelimsiz insan), olmuş varsa tazeleşir, güzelleşir.

Kalk da meydana çık, rintlerin (Gönül erlerinin) halkasına gir, yürü, konuğu karşıla, çünkü uzak yoldan geldi.

Gamları (Tasası, üzüntüsü, kaygısı) baştanbaşa neşedir onun, bağı (Bağladığı unsurlar), tamamıyla hürriyettir;
Ona bir tek tohum verdin de bak, yüzlerce bağ verdi sana.

Ben o doğunun kuluyum, onun nimetine gark olmuşum;
Onun tertemiz nimetinden başka ne varsa kutsuzdur (Uğursuzdur, mutsuzdur, zavallıdır), pistir (Çirkin ve sevimsizdir) bence.

Dudağını yum da gonca gibi, süsen (Çiçeği) gibi sus;
Yürü-var, söylemeye sabret (Olacak ve gelecek olanı telaş göstermeden, şikâyet etmeden bekle), çünkü sabır kilittir (İnsanı kapatma aletidir) âdeta, sabredecek (Olgunluğa ulaştıracak) zaman da geldi işte.

Gönlünde bir aşk olan, bir istek bulunan kişi gönül kapısına gider de gönül, ona kapı açmazsa elbette bir sebebi vardır bunun.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    İnsan ruhuna Allah’ı sevdiren, Allah nuru saçan kimse geldiği zaman iyi karşılamak hürmet etmek, hizmet etmek gerektiğini öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Gönül kapısında sabırla kapının açılmasına kadar beklemek gerektiğini öğrendik.
                               *

RAVLİ

3 Eylül 2015 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 400 İNCİ BEYİT

400. Öylesine vefalı (Sevgiyi sürdüren, sevgi ve dostluk bağlılığıyla) bir sevgiden, acıyıştan bir külah (Taç) giymiş başına.
Öylesine bir saki (İnsan ruhuna Allah sevgisi, Allah nuru saçan kişi) ki elbisesinde merhametten (Kötü durumda olana üzülmek, acımaktan, yardım etmekten) yumuşaklıktan yama (Okşayıcılıktan, tatlılıktan, hoşluktan iz) var.

Düşüncelere, gamlara (Üzüntülere) dalmış gönüle neşe verir, ferahlık bağışlar;
Göz kapağında kıl bitenin (Yanlış bilgi ve düşüncelerden kişi ve olayı olduğu gibi görme yeteneğini kaybetmişlerin) gözüne iyi bir görüş verir.

Şu pencereye oturup da bu evi bekleyen, koruyan akıl, bilgisi varsa, buyruk tutuyorsa gider de onun kapısına döşenir, toprak kesilir.

Padişahın yüzünü gören, nasıl olur da yutulur, oyunu kaybeder?
Bal denizi kesilen, nasıl olur da acılaşır?

Onun abıhayatından baş çeken (Ölümsüz olduğunu kabul etmeyen) kişi yaşayış kaynağında yüzlerce ölüm bulur, yüzlerce ecele çatar.

Güneş, her burçta kutludur, güzeldir amma debdebesi, saltanatı, Hamel (Koç) burcundadır (Bahar başlangıcındadır).

Tanrı aşkının suretinden (Görünüşünden, biçiminden) başka ne gördüysem yarısı yalan geldi bana, yarısında da düzen (Dolap, hile) var.

Fazla, eksik, bunca lakabını söyledim amma o derece eşi-örneği yok ki yüzlerce örnek getiriliyor da gene anlatılamıyor.

Bayram geldi, bayram geldi, o kutlu talih geldi;
Davulu al da çalmaya başla, çünkü o Ay (Karanlıkta kalanların yolunu aydınlatan), yüz gösterdi (Ortaya çıktı).

A deli-divane, bayram geldi, gökteki gürültüyü duy;
O Sidre’ de (Yedinci kat gökte bir makamda) bulunan güvenilir kişi, yüce Arş’tan (En yüksek gökten) çıkageldi.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    Aklı başında olanın, kendisini korumak isteyenin; bilgisi varsa, öğüt alıp değerlendirebiliyorsa, iyi bir görüş sahibi olması gerektiğini, bunun için Mevlana Hazretlerine ve dostlarına sevgiyle bağlanmasının, hizmet etmeyi sevmesinin, dostluğa devam ettirmesinin gerektiğini öğrendik.

                               *
İşte böyle yaren;
Şems Hazretlerinin güvenilir kişi olduğunu, yüce arştan bizlere yol göstermek, yolumuzu aydınlatmak, yardım etmek için Allah’a ulaştıracak yolu ve yöntemi bizlere öğrettiğini Hazreti Mevlana’nın temiz pak ağzından öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

2 Eylül 2015 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 390 İNCİ BEYİT

390. Padişahın hizmetinde bulunsun, geceleri Ay’a yoldaşlık etsin de Ay gibi onun da yücelerde, meleklerden bir ordusu olsun.

O gazi, o padişahın saçlarına, kova gibi iple oynamaya belletti (Öğretip, akılda tutmayı sağladı), yani Yusuf’a kuyu dibinde bir mevki (Makam), bir devlet bulunduğunu öğretti.

O çaresiz deve, artık sudan ümidini kesmiş de bir avuç saman bulayım diye harmanın çevresinde dönüp durmada.

Atlas gibi dümdüz, yum yumuşak yüzünü yastık edinemiyorsa bari Kadir gecesine benzeyen saçlarından bir siyah şal elde etse.

Her sevdaya tutulanın gönlünde sana bir meyil, bir istek olmasını istediler, bu sevdaya düştüler de senin niyetine, ateşe nal koydular (Sevgilinin adı bir nala yazılırsa ve bu nal, ateşe konur bazı şeyler okunursa sevgili, bulunduğu yerde karar edemez, koşa-koşa gelirmiş.
Aslı olmayan bu inanç, doğu klasik edebiyatına, nalı ateşe atmak maznununu vermiştir).

Güneşin ardına düş, ona kavuşurum diye ümitlenip yol al da sendeki yüce Ay da Ay’a bir benzerlik elde etsin.

Bu gece Kadir gecesi(Bin aydan hayırlı) haline geldi, sus da hizmet et, böylece de Tanrı’ya mensup her gönül, Tanrı’dan bir hayranlığa kavuşsun.

A canım, kadehimi kırdı benim, yanında, omzunda bir sakarlık (Sık-sık küçük kazalar yapma) var;

Amma ne çıkar bundan;
Bunca sarhoşun toplandığı bir yerde bir kadehin sözü mü olur?

Şu kadehimi kırsa da ben gam yemem;
O sakinin (İnsan ruhuna Allah sevgisi, Allah nuru saçan kimsenin) koltuğunun altında bir başka kadeh var.

Topraktan yaratılmış beden bir kadehtir, cansa arı-duru şarap.
Bana bir başka kadeh (Beğenilen beden) bağışlar, zaten bu kadeh kusurlu (Kullandığımız vücut bilerek veya bilmeyerek bir işi gereği gibi yapamama eksikliğinde).
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1.    Büyük insana hizmet edenin, ona yol arkadaşlığı edenin yücelerde emrinde olan kuvvetleri olacağını öğrendik.
2.    Kuyu dibinde bile yüce makamların olduğunu öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Ruhumuza Allah sevgisi, Allah nuru saçan kişiye hizmet ederek yakınlaşmamız, dediklerini doğru kabul ederek uygulamamız, sevgiyle bağlanmamız ve bize yeni bir kimlik ve kişilik kazandırmasını beklememiz gerektiğini öğrendik, anladık. 
                               *

RAVLİ

1 Eylül 2015 Salı

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 380 İNCİ BEYİT

380. Ey bağ, sen mi daha hoşsun, yoksa sendeki gül bahçesi mi, gül mü?
Yahut da bitiren, yüzlerce nergis meydana getiren mi?

Ey akıl, sen mi daha iyisin, bilgide, görüşte sen mi daha üstünsün, yoksa her an yüzlerce akıl, yüzlerce görüş belirten mi?

A aşk, gerçi dağınıksın, açılıp saçılmışsın, pek tez canlısın, fakat bir şey var, birisi var mı ki aşka da ateşten bir kemerdir, kuşatıyor.

Ben onun yüzünden kendimden geçmişim, onun yüzünden başım dönüyor, şaşırıp kalmışım;
Gâh kolumu-kanadımı yakıp yandırıyor, gâh baş veriyor bana, kanat bağışlıyor.

Gönül denizi, onun lütfuyla söz katrelerinden Husrev’e (Sevene) de, Şirin’e (Sevilene) de yüz çeşit inciler düzüp (Şekli değişmeyen güzelliği bir araya getirip) sunmada.

Fakat bütün o incileri aşkla kırıp dökmede;
O şaşılacak aşkta bir başka şey var.

Tebrizli Tanrı Şems’i, güneşe benzeyen gönlümüzü, iş bakımından kılıç (Etkili silah) haline getirmede, öz bakımındansa kalkan (Öze yapılan saldırılara karşı koruyucu) etmede;

Ey can,  bu gece de uyku (Uyaranlara karşı bilincin bütünüyle veya bir bölümün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı dinlenme durumuna), bir yol bulur da gelirse şaşarım doğrusu.
Senin gibi bir padişahı bulan göz nasıl olur da uyur.

Ey yolu-yordamı hoş âşık, sakın uyuma (Bilincin açık olarak, her türlü etkinliğe hazır ol) bu gece, çünkü o bahaneler arayan sevgili bunu suç sayar.

Kuluyum (Sevgiyle bağlanırım), kölesiyim (İşlerinde yardım ederim) o aşığın ki er  (İşini iyi bilen, yetenekli, yiğit)  olsun, gerçek olsun da çevikliğinden, geceleri uyumazlığından Ay (Karanlıkta kalanların yolunu aydınlatan), kendisine külah (Başında koruyucu)  kesilsin.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik;
1. Mevlana Hazretlerine bağlanıp, âşıklık yoluna giren yiğit karakterli kişilere yardım ettiğini, yolun inceliklerini gösterdiğini, yolunu anlattığını öğrendik.
                               *
İşte böyle yaren;
Sevenin bir müddet sonra sevilen olacağını öğrendik, anladık.
                               *

RAVLİ

Popüler Yayınlar