4 Ağustos 2015 Salı

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 100 İNCİ BEYİT

100. Bayram geldi, bayram geldi, o kaçan sevgili (Şems’i Tebrizi) geldi, bayramlıklar çoğaldı,
Hep böyle olsun oldukça.

Ey gönül sahibi!
Ey halden anlar çalgıcı, zir (Tiz) perdesinde karar kılma;
Çünkü o Zühre Mizan burcuna (Mutluluk ve uğurluluk zamanına) girdi;
Hep de böyle olup dursun.

Yoksul Feridun kesildi (Güce kavuştu), kesesi Karun’un kesesiyle aynı halde (Zenginliğe kavuştu), onunla bir keseden harcanıyor, padişahla aynı tastan yemek yiyor,
Hep böyle olsun dilerim.

Şu esen yele (Rüzgâra), şu aşk yeline dikkat et, şirin dudakların afsunuyla  (Helal sihriyle) neye uydu (Ruh âleminin diline uygun oldu), onunla feryat etmeye (Yüksek sesle konuşmaya), koyuldu,
Dilerim hep böyle olsun.

Firavun o kadar sertliğiyle, kabalığıyla, o kadar talihsizliğiyle beraber, hele bak, şimdicek İmran oğlu Musa (Allah’la konuşan peygamber) kesildi,
Oldukça da hep böyle olsun.

O kurt, o kadar çirkinliğiyle, o kadar bilgisizliğiyle, unutkanlığıyla gene de şimdi Kenan Yusuf’u (Hazineyi yöneten) oldu,
Oldukça da böyle olsun.

Ey Tebrizli Tanrı Şems’i, bizimle öylesine birleştin, öylesine bize karıştın ki Tebriz, Horasan (Harcı) oldu (Kiremit ve tuğla tozlarının kireç ve suyla karışmasıyla elde edilen yapı harcı olup) gitti,
Dilerim hep böyle olsun.

Şeytanım Müslüman oldu sırrı zuhur (Kendini gösterdi) etti de nefsin rabbani bir nefis oldu, İblis İslam’a geldi,
Hep böyle olsun dilerim.

O Ay doğdu da (Karanlığımıza aydınlık oldu da) iki dünya (Madde de mana) da gül bahçesine döndü, bütün tenler can kesildi,
Dilerim hep böyle olsun.

Işığın ruha vurdu, onu yalımlaştırdın (Alevlendirdin), parlattın;
Can baki kaldıkça
Hep böyle olsaydı bu.
Parlaklığın yalım-yalım Yalımlaştı (Alev-alev alevlendi);
Oldukça böyle olsun bu.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Allah’tan iyilikler bağışlar gelince yoksul kişinin sevdiğine kavuşacağı, sevineceğini, padişahlar seviyesine ulaşacağımı, büyüklerle bir arda olacağını, her anının bayram olacağını öğrendik.
2.    Şems Hazretlerini ve Mevlana Hazretlerini tutku ile sevip bağlanın sertlikten, kabalıktan, çirkin olmaktan, talihsizliklerden, bilgisizlikten, unutkanlıktan kurtulacağını sevilen güzel bir kişi olarak Allah’ın dostları arasına gireceğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren;
Şems Hazretlerinin ve Mevlana Hazretlerinin ışığının ruhumuzu aydınlattığını, bizi harekete geçirdiğini, coşkunluk verdiğini, canımızı ebedi yaşamın içinde güzelleştirdiğini öğrendik, anladık. 
                                  *

RAVLİ

3 Ağustos 2015 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 90 İNCİ BEYİT

90. (Şems Hazretlerini anlatım)
Akıl; şu toprak yeryüzüne, şu âleme aşka düşmek için geldi, yoksa vefası (Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı) olmayana aklın ne lüzumu var?

Gerçekler güneşi Tebrizli Tanrı Şems’idir;
Gönül, o devlet kuşuna (Şans getiren, kaderi değiştiren, uğurluluk veren Şemsi Tebrizi Hazretlerine) benzer canın tapısında yerlere kapanır da yeryüzünü öper.

Sevgili bezendi, güzelleşti, hep böyle olsun dilerim;
Küfrü iman haline geldi, var oldukça böyle olsun.

Darmadağın olan saltanat, perişan olan diyar, Şeytanın yomsuzluğundan (Uğursuzluğundan) o hale gelmişti, saltanat gene Süleyman’a geçti, mülk gene onun oldu, böyle olsun boyuna (Devamlı).

Gönlümü inciten, yüzüme kapıyı kapayan sevgili, dostların gamıyla gamlanmaya başladı, hep böyle olsun dilerim.

Şarabı da yalnız içerdi, zevki de yalnız ederdi;
Bak, şimdicek konuklara baş vermede, dilerim hep böyle olsun.

O padişahlara lâyık yüzün parıltısından, o evi ışıtan meşaleden her bucak, meydan yerine döndü, böyle olsun boyuna.

O yalancılıktan kızışlardan, o tatlı mı tatlı işvelerden (Aldatıcı tavırlardan), edalarından (Anlatış biçiminden) dünya, bir şeker yurduna döndü, hep böyle olsun dilerim.

Gece geçip gitti, sabah şarabının içilme çağı geldi çattı;
Gam  (Üzüntü, tasa, kaygılar)gitti, neşeler, feyizler yüz (Bolluk, bereket kendini) gösterdi;
Güneş doğdu, parıl-parıl parlamaya başladı;
Dilerim hep böyle olsun.

Hüzünlere batanların devleti (Dünyanın geçici ve aldatıcı âleminden iç âlemine dönenlerin elde ettiklerinin), deli-divane olanların himmeti (İyiliği, yardımı) yüzünden o zincir sallanmaya (Dünyaya bağlayan kuvvetli bağların gevşemeye) başladı, oldukça da böyle olsun hep.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Aklın aşk ile en verimli hale geleceğini öğrendik.
2.    Şems Hazretlerinin iç âlemimizi aydınlatan bir ışık olduğunu, bilmediklerimizden bize haberler verdiğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren;
Akıl, akılıyla git diye emreder.
Akıllı bu işin ustasına git diye emreder.
İşin ustası da bana teslim ol diye emreder.

Ben bilirim, ben yaparım diyen, ben başarırım diyenlerin ancak hayal elde edebileceklerini öğrendik, anladık.
RAVLİ AKIL yazarak konuyu daha detaylı Googleden okumalısın.
                                  *

RAVLİ

2 Ağustos 2015 Pazar

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 80 İNCİ BEYİT

80. Fakat bu (Tanrı) şarabın bir katresi (Damlası) bile işini altına döndürür;
Şu altına benzeyen kadehe canım feda olsun.

Bu iş olsa-olsa, yatağını yastığını derip devşirişin (Toplayıp yani yatakta yatmayan, uyanık) kişiye seher çağında olur, uyanık er, seher çağında bu feyze erer (Bilgiye ulaşır).

Sürçüp sendelemesin de padişahlarla olan ahdını (Verdiği sözü), amanını (Yardım isteğini) bozmasın sakın;
Çünkü kötü dost, vesveseye (Şüphelere) aldırmaz.

Yüzün yaralanırsa aldırma, yürü, bir başka yara arayadur;
Rüstem bile olsa safta rastladığı gül, nesrin (Yaban gülü) demetine ne yapar ki?

Cana canlar katana, içmek için abıhayat gerek;
Tanrı denizinin balığı, tamamıyla can olmalı.

Şu balçıktan yapılan yıkık yer, baykuşun yurdudur;
Zümrüdü Anka gibi yücelerde uçan kuşa bu alan, nerden lâyık olacak?

Bu devletin parıltısına karşı yüzlerce göz kamaşır kalır, sen, öyle sopasına dayanarak yürüyen her körü, kulağından tutup çekme bu yana.

Sağlam para isen nasıl oluyor da borca kapılıyor, o hevesle sarhoş oluyorsun?
Bu kerem ve ihsan hazinesini ne sanıyorsun sen?

Gönlü daralan kişi, lütfa, insafa uğrayacağı yeri iyiden iyiye bilir;
O ebedi cana yüzlerce gönül feda edilse yeri vardır.

Gönül demirden de aşağı değildir ya;
Demir bile mıhladızın (Mıknatısın) karşısına çıkan taşı bilir, o taşın mıhladız tarafından çekilmeyeceğini anlar.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Sabahleyin gün doğmadan önceki tan ağarması sırasında Allah’a yapılan duanın kabul olduğunu, bolluk ve bereketin bu zamanda verildiğini öğrendik.
2.    Allah’a Rabbimsin sözünü unutmayanın, sabah vaktinde uyanık olarak Allah’tan yardım isteyenin Allah’tan nasip alacaklarını öğrendik.
3.    Allah’ı arayış yolunda yaralansak bile aramaya devam etmemiz, bu yoldan ayrılmamak gerektiğini öğrendik.
4.    Tanrı nuru olan Tanrı şarabını içmek için sadece istemenin yeterli olmadığını, ebedi yaşam için canımızı feda etmemiz gerektiğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren;
Daralan, sıkışan, bunalan kişinin kendisini neyin ve kimin kurtaracağını bileceğini, iyilik edecek olanın da bu kişiyi mıknatısın demiri çektiği gibi kendisine doğru çekeceğini öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

1 Ağustos 2015 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 70 İNCİ BEYİT

70. Onun gümüşe benzer göğsü yüzünden betimiz-benzimiz altına döndü;
Bizim bu gümüşümüze, altınımıza yüzlerce define, yüzlerce hazine feda olsun.

Bizim şu insan kalıbımızı melek haline getiren nur, nerden bir renge boyanacak, nasıl bir şekle sığınacak, imkân var mı buna?

Bir şeye benzetilemez amma lütfeder de benzetişi reva (Yerinde, uygun) görür;
Çünkü bakışımızın, görüşümüzün zayıflığını bilir.

Nurum buyurmuştur, kandile benzer.
Göğsümüzle gözümüze de kandil konan yer ve sırça demiştir (Nur suresi 35).

Sus da bunu herkes duymasın;
Zaten hayrımızı, şerrimizi anlayabilecek kim var ki?

Ey can sakisi (Canımıza Allah sevgisi veren, Allah nuru döken), o yıllanmış, o eski şarabı, o gönlün yolunu kesen, o din yoluna kılavuzluk eden şarabı (Tanrı şarabını) sun.

Gönülden kanayan, ruhla kaynaşan, coşup köpürüşü Tanrıyı gören gözü mahmurlaştıran şarabı sun.

O üzüm şarabı İsa ümmetinin;
Bu Mansur şarabıysa Yâsin ümmetine (Doğru yol üzerinde olanların, Peygambere ve Kur’an’a uyanlara) mahsus.

O şaraptan da küpler dolusu var, bu şaraptan da küpler dolusu;
Fakat o küpü kırmadıkça (Üzüm şarabından sarhoş olmaktan vazgeçmedikçe) bu şarabı (Tanrı şarabını) asla tadamazsın.

O (Üzüm) şarabı alsan da bir an olsun gönlü neşelendirmez, gamı (Kederi, üzüntüyü, sıkıntıyı) asla öldürmez, kini (Gizli düşmanlığı) asla kökünden söküp atmaz.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR 2 CİLT MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Dünya şarabını terk edip Hak şarabını istememiz ve gereklerini yapmamız gerektiğini öğrendik.
2.    Mevlana Hazretlerinin içine Allah’ın sönmeyen ışığı koyduğunu, bizleri bu ışıkla aydınlattığını öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren;
Bedenimizi melekler seviyesine getiren nura ulaştırmamız gerektiğini öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

Popüler Yayınlar