25 Temmuz 2015 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 2 CİLT 0 İNCİ BEYİT

Meyhane dilberi (Ruhumuza Allah sevgisi veren, Allah nuru saçan) bizi eve götürmeye geldi, bizi gençleştirmek, ter-ü taze (Çok körpe, Çok taze) bir hale getirmek için ilkbahar çağını belirtti.

Yolumuzu vurmak (Gittiğimiz yoldan çevirmek) için dağarcığını açtı (Eski bilgilerini aklına getirdi), belini sıktı (Kaslarını gerginleştirdi), okunu koydu, yayını gerdi.

Yüzlerce nükteler (İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı sözler) savurmada, yüzlerce düzenler yapmada, bizi yutmak, alt etmek için yüzlerce şaşılacak oyunlarla satranç oynamada.

 Fidan gibi sonunda bizi kökümüzden söküp çıkaracak amma, aldırma, yürü onun selvi (Uzun) boyuna gölge kesil, önünde, ardında koştur.

Dostum, mermer gibi (Beyaz, parlak, sert, sağlam ve pürüzsüz) bir yüreğin varsa dayan, kaçıp gitme.
Çünkü o, önce bizi öldürür, fakat sonra alır bağrına basar.

Gönlümüzdeki gizli sevgili nazlanır (İsteksiz gibi gözükürse), naza başlarsa biz de artık bütün padişahlara yüzlerce nazlar (Şımarıkça davranarak), edalar ederiz (Buyruklarını yerine getiririz).

Gene geldi, gene geldi, o uzun ömür geldi.
Yüreğimizi dağlamaya (Akan kanı dindirmek, hasta bölümleri ortadan kaldırmaya) o güzellik, o naz, gene geldi.

O cihanın canı geldi, o gizli hazine geldi, perdelerimizi yırtmak için o padişahların bile övündükleri güzel geldi.

Geliyor, o gereken güzel geliyor.
Gelişiyle yüreğimiz ağzımıza gelse yeri (Aşırı sevinç veya korkudan fazlasıyla heyecanlanmak uygun davranıştır).
                          ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Ruhumuza Allah sevgisi verenin, Allah nuru saçanın bir arada olması uygun olmayan benlik ve değersiz istekleri ve bunlara bağlanmış sevgileri söküp atacağını, yeni kimlik ve kişilik vereceğini öğrendik.
                                  *                                                           
İşte böyle yaren;
Güzel, yeni, geçerli, ebedi bir kazanım almak için:
Bizi düzeltecek, bizi değiştirip dönüştürecek Allah dostuna kendimizi teslim etmemiz, her dediğini doğru kabul edip bize şekil vermesine olanak verip yenilenmemiz gerektiğini öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

24 Temmuz 2015 Cuma

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 3600 İNCİ BEYİT

3600. (Mevlana Hazretlerine tutkulu bir sevgi ile bağlanıp ilgiyi devam ettirenlere ne yapar?)

Seni gâh incilere (Şekli değişmeyen değerlere) gark ederim (Bol-bol veririm), gâh (Bazen de) zehirlere (Büyük üzüntülere, acılara, kederlere, sıkıntılara sokarım);

Tanı beni, bil beni artık, elimde âdeta bir kilesin (İçine ölçü oluşturan değişik maddeleri koyacağım kapsın) sen.

Bana bir habbe (Tahıl tanesi, su köpüğü) gelse de teslim olsa, onu altınlarla dolu yüzlerce maden haline getiririm;
Yalçın bir tepe olsa onu tutar, uçsuz-bucaksız bir deniz yaparım onu.

Senden yokluk (Bana muhtaç olmak), benden kerem (Sana büyüklüğün, ululuğun, asaletin gereğini yapmak).

Senden razı (Beni benimsemen, isteyen, kabul eden) olmak, benden kısmet (Sana uygun yaşam) vermek.

İpekböceğinin bile önüne yüzlerce atlas (Sık dokunmuş, yüzü parlak ipek kumaş) korum, ona bile yüzlerce ağır kumaşlar ihsan (Karşılık beklemeden yardım) ederim.

Her an ümitsiz (Düzelmesi, iyileşeceği sanılmayan) bir hale düşene öylesine bir harman veririm (Birçok çeşitten birer parça alıp yeni birleşim oluştururum) ki ne ekmiştir, ne biçmiş.

Her an, dervişe öylesine bir yakınlık (Duygusal bağ) ihsan ederim (Bağışlarım) ki bunu elde etmek için ne savaşmıştır, ne çileye (Bir durumun sonuçlanması beklemek işine) girmiş.

Şeker kamışının daracık gönlüne şeker kaynağı akıtırım;
Akla-fikre güzel, güzel hoş düşünceler getiririm.

Din yolunda at süredur, fakat atın sakatlandı mı meraklanma;
Arık (Zayıf, sıska) bir at yerine her yanda bir yılkı (Başıboş bir binek) bulursun.

Sus, böyle değildir deme, Tanrı’nın ihsanından (Bağışlarından, iyiliklerinden) başka bir şey arama;
Razılık helvası, helva kazanından coşup ateşlere dökülüyor.

Tebrizli Tanrı Şems’inin nuruyla her zerreyi yakıyn (Sağlam bilgi) nuru (Işığı ile) gör;
Eğer söylemede bir zevk olsaydı her zerre söze gelirdi, söyler dururdu.

Bütün gün seninleydik, yüzlerce kutlulukla gün, geldi geçti.
Feryat!
Feryat!
Hayırlı akşamlar deyip gidivereceksin, bundan korkuyorum.

Bana gecen hoş olsun diyorsun;
Ateş, hiç hoş olur mu?
Ayrılığın bir ateş, hatta ondan da üstün.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1. Mevlana Hazretlerini tanımamız, sevmemiz ve kendimizi ona teslim ederek teni bir kişilik ve yaşam oluşturmamız gerektiğini öğrendik.
                                  *                                                           
İşte böyle yaren;
Yüksek değerlere sahip olan ve bizlere ücretsiz hizmet veren Mevlana Hazretlerinden büyük ölçüde yararlanmamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Sıradan bir kişi olmaktan kurtularak Allah’ın ve dostlarının sevdiği bir kişi niye olmayalım?

Ne ve nasıl olursak olalım bizi kabul eden, özeleştiri ile bize yeni kimlik ve kişilik kazandıran Mevlana Hazretlerinden kendimizi niye mahrum edelim?
                                  *

RAVLİ

23 Temmuz 2015 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 3590 İNCİ BEYİT

3590. Susuzlar gibi havuzun çevresinde dönüyor, su arıyordu, ansızın kuru nane gibi havuzumuza düştü, ıslandı, ekmeğimize katık oldu.

A bilgin, kulak asma bu söze, tıka kulağını, duyma bu afsunu (Büyüleyen bu sözü);
O zaten bizim afsunumuzla efsane haline geldi (Olağan üstü başarılar gösterdi), başına gelenler, dillere destan (Şiirlere konu) oldu.

Kulaklar bu küpeden kurtulamaz;
Çünkü o başlardan akılları, fikirleri aldı, buğday gibi değirmene götürüp, un haline sokmak için bir kaba boşaltıverdi.

Ey can!
Bu işi oyun sanma, bu işi oyun sanma;
Burada canınla oynamaya giriş, benimse bu işi.
Onun siyah, kıvırcık saçları yüzünden nice başlar, baş aşağı dönmüş, bir tarağa benzemiştir.

Aklına mağrur olma (Aklına güvenip kibirlenme, gururlanma, kendini beğenme).
Âleme direk kesilmiş nice sözüne inanılır üstat, hannâne direğinden (Peygamber efendimizin sırtını dayayıp hutbe okuduğu direği bırakıp minbere çıkması ile direğin inlemeye başlaması) daha ziyade (Fazla) inlemeye koyulmuştur.

Ben candan ayrıldım, elbisemi gül gibi yırttım, öyle bir hale geldim ki aklım bile yabancı kesildi bana.

Bu akıl katreleri (Damlaları) onun denizinde mahvoldu gitti;
Şu can zerreleri, sevgilinin yoluna harç edildi, yok olup bitti.

Susayım, nuruna güneşle ayın bile pervane kesildiği (Işığın etrafında dolaştığı kelebek gibi) o mumun karşısında şu mumun ne lüzumu var?
Bunu söndüreyim artık.

Şu aşk, başına bir tabla almış, sokak-sokak geziyor;
Nerde bir ölü varsa hilesiz-düzensiz diriltivereyim onu diye bağırıyordu.

Diyordu ki;
Keremimden (Büyüklüğünden, ululuğundan, soyluluğundan), lütfumdan (İyiliklerinden, bağışlarından) gezip duran, akan, fakat tükenmeyen bir sofra kesildim;
Nerde bir yüzsüz dilenci ki gelsin, soframdan çıkınını doldursun.

                          ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Şems Hazretlerinin su arayan bir susuz gibi Hak dostlarını ararken Mevlana Hazretlerinin birlik yurduna geldiğini, benimsendiğini, sevildiğini, değerli olarak davranıldığını öğrendik.
2.    Şems Hazretlerinin verdiği bilgi, açıkladığı sırlar ile tüm akılların farklı gösterdiği değerlerin parçalayıp bir kaba konduğunu, farklılıkları yok ettiğini, bir hale getirdiğini öğrendik.
3.    Mevlana Hazretlerinin kendi aklını bırakıp Şems Hazretlerinin aklını aldığını öğrendik.
4.    Allah dostlarından ayrı düşen bir ağaç parçası bile olsa ayrılık acısından inlediğini öğrendik.
5.    Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretleri karşısında sustuğunu, kendi bilgilerini ortaya dökmeden dinlediğini öğrendik.
                                *
İşte böyle yaren;
Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerine olan tutkulu sevgisinden dolayı bitmez tükenmez gıdaların olduğu sofraya sahip olduğunu, herkese sofrasının açık olduğunu, herkese verecek gıdalarının olduğunu öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

22 Temmuz 2015 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 3580 İNCİ BEYİT

3580. Derken o kasırga içinde gene de güzelliği, nuru parlar, o kuşluk güneşinin ışığıyla her zerre güler, sevinir.

Zerreler, o güneş yüzlüden öğrenirler de evvelce acizken yüzlerce defa güzelleşirler, gönül alıcı zerreler haline gelirler.

Her gece ihsan (İyilikler, bağışlamalar) ve vefa sofrasının başındayım (Sevgiyi sürdürenlerin, dostluk bağlılığına devam edenlerin çeşitli gıda almaları için üst düzeyde yönetimleriyle görevli ve yetkili kişiyim), her gece padişahın konuğuyum;
Devlet sahibine konuğum ben, devleti ebedi olsun.

Maymunun (Taklitçi) biri, bir gece nasılsa aslanların (Cesur ve yiğit kişilerin) sofrasına oturmuş;
İnatçı değilsen insaf et;
O nerde, aslan nerde?

Padişahın kılıcının korkusundan kahramanın bile yüreğine ığıl-ığıl kan akıp otururken bu ne küstahlıktır?
Vallahi de yanlıştır bu iş, billahi de yanlış.

Bir aslan yavrusu, ansızın anasının yüzüne bir pençe atabilir, fakat sen kendine düşman değilsin ya, sakın ona pençe atmaya kalkışma.

Aslanlardan süt emen, aslan olur, adam değildir o;
Nice insan şeklinde yaratık gördüm ki ejderhanın (İri yılanın) ta kendisi.

Nuh insan şeklindeydi amma insanları silip süpüren bir tufandı;
Bir zerrede ateş varsa o zerrede ışıklar da vardır elbet.

Kılıcım, kanlar dökerim ben.
Hem yumuşağım, hem keskinim, sertim ben.
Şu geçici dünyaya benzerim, görünüşte hoşum da içim beladır, gerçekte yoğum.

A nazlılar, a nazeninler, bir nazlı-nazenin çıldırdı, deli-divane oldu;
Tası damdan düştü, sırrı bilindi, işte bak, hemencecik tımarhaneye gitti.
                          ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Duygularımızın patlamasıyla, büyük heyecanlar yaşarken, coşkulandığımız zaman Allah’ın güzel etkisini gösterdiğini, en ufak parçamıza kadar nurlanacağımızı, karanlıklardan, şüphelerden, bilinmezliklerden kurtulacağımızı, sevinip güleceğimizi öğrendik.
2.    Allah’ın nuru gelince en çirkin kişinin bile güzelleşeceğini, gönül alıcı kişi olacağını öğrendik.
3.    Mevlana Hazretlerinin Allah’a sevgiyi sürdürenlerin, sevgide ve dostlukta bağlı olanların lideri olduğunu, her gece Allah’tan çeşitli nimetler alarak sofrasında olanlara manevi maddi gıdalarla beslediğini öğrendik.
4.    Mevlana hazretlerinin sofrasının erlerinin mert ve yiğit kişilerden olduğunu, taklitçi kişilerin bu sofraya oturması halinde mahvolacağını öğrendik.
5.    Mert ve cesur kişilerden beslenenlerin mert ve cesur olacağını öğrendik.
6.    Mert ve cesur kişinin gücüne güvenerek bize zarar vermeye kalkışsa bile ona nazik davranmak gerektiğini öğrendik.
7.    Allah’a aşk ateşi olanın ışıklı ve nurlu olduğunu öğrendik.
                         *
İşte böyle yaren;
Mevlana Hazretlerinin hassas, dikkatli, kıvrak bir zekâsı olduğunu, Allah’tan etkili ve yetkili olduğunu, dostlarına yumuşak, düşmanlarına sert kırıcı olduğunu, öğrendik.

Kolayca gönlü olmayanların, kendini ağır satanların, ısrar bekleyenlerin, şımarık nazlı yetişmişlerin bize deli gözüyle baktıklarını öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

Popüler Yayınlar