4 Nisan 2015 Cumartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2430 İNCİ BEYİT

2430-  Bayram geldi, hoş geldi;
Gönüller çeken sevgili (Şems Hazretleri) geldi;
Her ölü, mezardan sıçrayıp kalktı, tapısına geldi onun.

Canı savaşa çağırmaya dil geldi gönle, o dost, baş çekerek (Ön, önayak olmak için) geldi, can da ayak sürüyerek gelir artık.

Can, onun kaynağından ballara, şekerlere gark oldu;
Ay o aya benzer Türk yüzünden (Şems Hazretleri) harmana düştü, ağıllandı (Toplanıp bir arada durdu).

Can, onun nefesindeki ışık yüzünden meleklere kıble (Yardımı istenilen yer) kesildi;
Su bile ateşin yanında durunca ısınır kaynar, ateş tabiatını elde eder.

Meleklerin canları, gönülleri, Tanrı havasına eş oldu (Hazır oldu) da o yüzden gökyüzü, meleklere yaygı kesildi, döşeme haline geldi.

Er ol da gönül aynanı cilala (Benlikten, dünyalık güvencelerden, bağlardan temizlen de), oraya vuran yazıları, nakışları oku;
Altı yan (Yukarı, aşağı, sağ, sol, ön, arka) da, nakışsız (Sade), cihetsiz (Yönsüz), türlü nakışlarla (İşlemelerle), türlü yazılarla bezenmiş.

O Lâ’li (Parlaklığı), sonucu koynunda bulursun, yüreği temiz kişilerin gönüllerine saçılmıştır onun nuru.

Bid’at (Sonradan gelen) şerbetindeki afyondan sarhoş oldu, uyudu kaldı;
Devlet, onun rahmet direğinin üstünde taht kurdu, oturdu.

Ne akıllıdır o kulak ki bir el, onu tutmuştur da çekmiştir.
Ne aktır o yüz ki o tırmalamıştır o yüzü.

Sus da şu beşten, altıdan dışarı olan gökten gelen beş vaktin nöbetini dinle.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Şems Hazretlerinin meleklerin bile hayran olup yararlandığı nurlu kişi olduğunu öğrendik.
2.    Şems Hazretlerine yaklaşabilecek olanların er olması ve dünyalık bağlardan ve isteklerden kendini kurtarmış, Allah’a yalvarış ahlakında olmaları gerektiğini öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin nurunun ancak gönülleri temiz olanların görebileceğini öğrendik.
                                *   
İşte böyle yaren,
Yeryüzünde emredilen 5 vakit namaz ile 6 imanın şartından başka olan gökten gelen beş vaktin olduğunu bunu ancak gönül aynası temiz olan kişilerin görebileceğini, okuyabileceğini öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

3 Nisan 2015 Cuma

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2420 İNCİ BEYİT

2420-  Ey yaratılış canının piri!
Ey vehimden doğan (Olmayacak bir işi olacak gibi düşünmekten) değil, görünüp duran pir (İhtiyar)!
Amma kocalıp kadit kesilen (Çok zayıflamış), bu yüzden saçı-başı süt gibi ağaran pir değil;

Ey pir!
Hileyle, düzenle, küstahlıkla işi tersine çevirerek pire pirlik etmeye kalkışan kişiye pirlik etme (Yol gösterme, önderlik yapma).

Senin için ölene, ululuğun karşısında hor- hakıyr (Kendini değersiz, önemi olmayan, aşağı olarak görene) bir hale gelene pirlik (Yol göster, yolunu aydın) et.

Kaşının kılını yeniay sanan kişinin gözüne nasıl olur da güneş, değirmi (Yuvarlak) görünür?

Ululukla bıyığını burup duran kişi, ululuk nurundan nasıl aydınlanır, nurlanır?

Ey zengin, malını-mülkünü gösterip durmaktan vazgeç, kendini yok et de varlığının zerresi güneş kesilsin.

Beş duyguya da bu kara sellerden bent kur da koru (Benliğe, dünya varlığına güvenmekten vazgeç), sonucu Aklı-Küll (Doğadaki uyum), altı cihetten (Yukarıdan, aşağıdan, sağdan, soldan, önden, arkadan) de, rahmet yağdırsın sana.

O hamurun mayasıyla şu ten hamurunu mayalayamazsan yüz yıl fırına koyup kızdırsan gene de ekmek mayasız olur.

İki ok atımı kadar yaklaşmayı istiyorsan ok gibi dosdoğru ol;
Onun yayına, ancak ok gibi olan girer, gerilir, atılıp menzile varır.

Sus da gücün yeterse manaları harfsiz söyle;
Harfsiz söyle de söz alanına gönül hâkim olsun.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    40 yaşını aşmış, görünüşü ihtiyar olana değil, kendini yetiştirmiş, ululuk seviyesine ulaşmış, yolu bilen ve aydınlatan kişiye pir dememiz gerektiğini öğrendik.
2.    Ulu kişilerden aşırma suretiyle öğrendikleriyle kendini ulu olarak göstermeye çalışan kişiye önderlik etmenin yanlış olduğunu öğrendik.
3.    Ulu kişinin yanına varanın bütün bildiklerini sıfırlaması, söylenenlere ve işaret edilenlere çok dikkat etmesi, kendi anlayışına, işine geldiği gibi değiştirmemesi gerektiğini öğrendik.
4.    Kendini büyük sanan kişinin ondan çok daha büyük kişinin nurundan, aydınlığından faydalanamayacağını öğrendik.
5.    Kendini büyük görenin, başka hiçbir büyüğü göremeyeceğini, anlayamayacağını, faydalanamayacağını inkâra doğru sürükleneceğini öğrendik.
6.    Mana erlerinin manalarını özümseyerek içselleştirerek faydalı ürün veren kişi olmamız gerektiğini öğrendik.
7.    Allah’a ulaşmak isteyen kimselerin doğru yolda ve doğru gidişte olmaları gerektiğini öğrendik.
                           *   
İşte böyle yaren,
Allah’a yakınlaşmanın sevgi, aşk, doğrulukla, gönülden olacağını, fazlaca sözlere dalarak manadan uzaklaşmamak gerektiğini, sessiz ve suskun bir halde manaları içselleştirmemiz gerektiğini öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

2 Nisan 2015 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2410 İNCİ BEYİT

2410-  Canı, şu topraktan yudu (Yıkadı, temizledi), arıttı (Katışıksız duruma getirdi) da ondan sonra miraca ağdı gönül (Yücelerde Allah’ı gördü, konuştu) orada konaklayınca da orası daha hoş geldi kendisine.

Tazelik, parlaklık âleminde çok tatlılıklar buldu, lale yüzlüleri vasfa koyuldu  (Bu yaşantıyı öteki yaşantılardan ayırt etmeye yarayan ölçülebilen özellikleri gördü) da yüzü safran gibi sarardı (Korku, kuşku, üzüntü ve başka sebeplerle yüzün solgun olması).

Kim o Ay’dan geri kalırsa bu nakşı, bu sureti, bu güzellik yazısını okuyamaz, din nakşında kalır, and olsun Tanrı’ya, kâfir olur gider.

Ben, kendi vasıflarımdan (Niteliklerimden) geçtim, kendimden soyundum, çırılçıplak oldum;
Çünkü çıplakların süsü püsü, giyim kuşamı güneştir.

Varlık âlemindeyken “ Tanrı uludur” demek hoş değildir;
Bu baş kurban oldu mu (Tanrı’ya yaklaştı mı?) sözü gerçekleşir, Ulu Tanrı’nın gerçek varlığı zuhur eder (Kendini gösterir).

Bezgin (Yaşama ve iş görme isteğini yitirmiş) candan bu ululuk uzaktır, aşktan usandın mı gemi hareketten kalır, demir atar, durur.

Ey Tanrı güneşi Tebrizli Şems, gönül senin güneşine karşı öylesine mutlak bir yokluğa düştü, öylesine zerreleşti ki zerreden de küçük, ondan da değersiz bir hale geldi, yok oldu gitti.

Kaçıp kurtulacağın kişiye, muhtaç olmadığın kişiye yahut da ayağının altındaki topraktan başka bir varlığın sana yardım edeceğini, elini tutacağını umduğun kişiye kız (Sinirlen);
Öfkelen (Engellenme, incime veya gözdağı verme karşısında saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet göster) .

Tutalım bıraktın onu, geçtin ondan;
Padişahsın, beysin, eşin yok;
Çaresiz bir gün gelecek ölüm, bey kesilecek sana.

Üstünsün, eşsizsin, Hızır’ın içtiği abıhayatı (Ölümsüzlük suyunu) içtin diyelim;
Onun suyumu içmeyen, mutlaka ölüme tutsak olacak.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Toprak âleminin isteklerinden ve bağlayıcılığından canımızı kurtarıp Allah’ın huzuruna gitmek için hazırlık yapmamız gerektiğini öğrendik.
2.    Tanrı huzurunda, hoş bir duruma geleceğini öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin Tanrı’yı temsil ettiğini, Şems Hazretlerinin huzurunda yer almak için kendimizi arındırıp temizlememiz yani tüm bildiklerimizi yaptıklarımızı sıfırlayıp çıplak hale gelmemiz gerektiğini öğrendik.
4.    Şems Hazretlerinin Allah’ın huzuruna bizi hazırlaması için canımızı dünyalık ve ahretlik isteklerden temizlenmesi, o andaki durumumuzu ve konumuzu hiç durumuna getirmemiz, canımızı tertemiz hale getirmemiz için yardım ettiğini öğrendik.
                           *   
İşte böyle yaren,
Allah kendini bazen insan kılığına girerek yardım ettiğini, yardımı gerçekleştirdikten sonra da gizliliğe gittiğini öğrendik, anladık.

Çerçöple doldurulmuş bir yere değerli bir şey konulmaz.
Pisliklerle dolu olan bir yere değerli şeyler konulmaz.
Dolu bir kap bir damla bir parça daha almaz.

Gerçekten Allah’ı istiyorsak tertemiz, boş bir hale gelmeliyiz ki dostlarından birini bize sevdirerek yardım etsin, huzuruna alacak şekle ve terbiyeyi getirsin.

Şems Hazretlerini tanıyarak gönül bağı kurmamızın çok önemli olduğunu öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

1 Nisan 2015 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2400 İNCİ BEYİT

2400-  Peki diyorsun, orası ne taraf gelir?
(Allah’tan gelen mesajı ne tarafa dönersek duyarız, görürüz)
Aranıp durulan taraf.
Diyorsun ki:
Ne yana döneyim yüzümü?
Şu başın geldiği yana.

O yana ki meyvelerle bu olgunluk oradan gelmede;
O yana ki taşlara mücevherler vasfı (Nasıl olduğu ve başkalarından ayıran özellikler) oradan ihsan (İyilikler) edilmede.

O yana ki kızarmış balık, oradan gelen feyizle (Bollukla, bereketle) Hızır’ın (A.s) huzurunda dirilmişti;
O yana ki oradan gelen keremle (Ululukla, büyüklükle, asaletle, soylulukla)  Musa’nın eli parlak Ay’a dönmüştü.

Bu yanış, gönlümüze aydın Ay gibi doğdu, bu hüküm başımıza övünülecek bir taç gibi kondu.

Cana izin yok ki bunu anlatsın, söz açsın bundan;
Yoksa bir söze gelseydi nerde bir kâfir (Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inanmayan) varsa küfürden kurtulurdu  (Dinin temel inancını tanıdı, kabul etti).

Kâfir de dara (Sıkıntıya, tehlikeye) düşünce o yana yüz çevirir, bu yanda bir dert gördü mü o yana inanır.
Dertli ol da dert, sana kılavuz olsun, o yana götürsün seni, o yana ki dertten bunalan görür o yanı.

O yüceler yücesi padişah, kapı da adamakıllı kapanmış, kilitlenmişken insan hırkasını giydi de bugün kapıya geldi, giriverdi içeriye.

Ansızın tuzağımıza tutulan kuş bütün tuzakları yırttı, hepsini kırdı geçirdi de mekânsızlık âlemine uçtu.

Şarap manasız boş şarap olmaktan çıktı, öylesine arındı ki safın safından da saf bir hale geldi, iki dünyanın derdinden de coştu, köpürdü, tortuyu dipte bıraktı, küpün ta ağzına çıktı.
                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Yaşam tercih ve seçeneklerinde Allah’ın emrettiklerini yapmamız ve yasakladıklarından uzak durmamız gerektiğini öğrendik.
2.    Allah’a inananın ve inanmayanında sıkıntıda ve tehlikeli durumlarda yardım istediğini ve beklediğini öğrendik.
3.    Allah yardım edeceği zaman insan şekline girerek yardım isteyen kuluna yardım ettiğini, bizim bu durumu aklımızın anlayamadığını, canımızın açıklayamadığını fakat yaşayarak etkisini gördüğümüzü öğrendik.
4.    Yardım eden Allah’ın yardımını yaptıktan sonra tekrar perde arkasına geçerek gizlendiğini öğrendik.
                           *   
İşte böyle yaren,
Her işinde Allah’ın adını anıp başlayanların ve Allah’ın hükümlerine göre davranışını düzenleyenlerin sıkıntıya girmeden Allah’tan yardım alacaklarını, zevkten sarhoş olacaklarını, temiz kalacaklarını, eminlikle coşkunluğa ulaşacaklarını öğrendik, anladık.
                                 *  

RAVLİ

Popüler Yayınlar