4 Mart 2015 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2120 İNCİ BEYİT

2120-  Görülmemiş, eşsiz bir güzel gerek ki dille övülmesi mümkün olmasın, böylece de tertemiz Âdem’e secde etmek doğru olsun.
(Allah insanoğluna meleklerden, cinlerden, ifritlerden ve başka mahlûklardan gizli olarak verdiği özelliğe sahip olanlar ancak Âdemoğlu olmak sıfatını kazanır, böyle insana itaat edilir.
Her insan âdemoğlu adayıdır)

Bir Tûr (Dağı), amma nasıl Tûr;               
Bir nur,  amma nasıl nur?
Her lahza (An) yüzlerce sönmüş ışığa nur bağışlasın, yaksın yandırsın onları.

Güneş doğunca her zerre meydana çıkar, yüz gösterir, fakat gizli zerrelerin meydana çıkması için de bir başka nur gerek.

Varlıkların aslı o, cömertlikler denizi o;
Nasıl da olmayacak şeyleri avlamada o.

Ey esirgeyici sâkiler, sevda gene arttı, sevda gene arttı;
Şu sararmış benizlere bir kızıllık verin, bir kızıllık.

Ey sâkiler (İnsan ruhuna Allah sevgisi, Allah nuru saçanların) beyi!
Ey canımın elinden tutan!
Ey efendim benim, iş çağı geldi çattı, ercesine davran.

Sevgili, akıl da senin sarhoşun, ruh da;
Nedir o iki elinle tuttuğun?
Getir, koy ortaya, gizleme.

Ey göğü kararsız hale getiren!
Ey aklı sarhoş eden!
Bir an olsun aç kucağını, safraya uğradım, safraya.

Ey fütüvvet ulusu (Erlerin, yiğitlerin, büyüğü)!
Ey peygamberlik kitabının dibacesi (Önsözü, başlangıcı)!
Ey mürüvvet (Sevinçli güne şeref vermesiyle sevinçli kişilere unutulmayacak mutluluk katan) padişahı, helvayı yalnız başına yeme!

Bizden kaçıp bir bucağa gittin, o güzelim yüzü senden başka kimsecikler görünmesin diye eline bir ayna aldın.

                             ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Işık olunca karanlıkta gizlenenlerin görünür hale geldiğini fakat her şeyin görünmediğini, bazı perdelenmişlerin görülebilmesi için başka bir ışık olan nurun gerektiğini öğrendik.
2.    Her şeyi görebilmek için gören göz, ışık, perdelenip gizlenmişleri görmek için de nur gerektiğini öğrendik.
3.    Kendisine âşık olunacak kadar güzellikleri kendinde toplamış, Allah’ın dostu olmuş kişilerin yalnız ve nazlı olduklarını bu yüzden onlara herhangi biri gibi davranılmasının yanlış olduğunu, bizden uzaklaşıp her an kaçabileceğini öğrendik.
                                    *
İşte böyle yaren,
Öyle bir güzele âşık olmamız gerekiyor ki, bu güzelin secde edilecek kadar Allah’tan güzellikler almış olması gerektiğini öğrendik, anladık.

Bu güzelin gizlenmişleri, hileleri, oyunları ortaya çıkartıp gösterecek ışığa yani nura sahip olması ve bize bu ustalığı öğreten olması gerektiğini öğrendik, anladık.

Böyle güzellikleri kendisinde toplamış kimseleri kolayca bulmanın mümkün olmadığını, çünkü kendilerini gizlediklerini Allah’a yalvararak böyle bir dost istememiz, o kişiye saygı ve sevgi göstererek ve onu sevgili olarak bilerek hizmet etmek gerektiğini öğrendik, anladık.
                                 *                                          
RAVLİ


3 Mart 2015 Salı

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2110 İNCİ BEYİT

2110-  Canlar (Mevlevi dostları)  şu koca, şu kaba kalıplarla (Vücutlarıyla) oynuyor, şu ağır yüklü bir attılar mı seyret oyunlarını o zaman.

Doğmadan önce de ayak vurup sıçramada, (Ana) rahimlerin karanlıklarında candan şükretmek için oynayıp durmadaydık.

Hepimiz de oynaya-oynaya şu besbedava (Karşılık ödemeden) nimetlere şükretmek için tekkeden gelmiş sufileriz (Kendini Tanrıya adamış, gizemli kimseleriz).

Şu nimetlere can versek yerindedir, zaten şu, bol mu bol defineye karşı sufinin canı da nedir ki?

Şu cihan nimetlerinin konduğu kabın kapağı göktür;
Sofrasından nasıl bahsedeyim, dilin harcı mı bu bahis?

Yola düşmüş sofileriz biz, padişahın nimetlerini yiyenleriz biz;
Yarabbi!
Bu kâseyi şu sofrayı ebedi kıl.

Padişahların kâselerindeki nimetleri elde etmek için boş kâseden başka ağımız yok, kâsemizi o nimetlere uzatmaktan gayri kârımız (Kazancımız) yok;
Zaten her ham kişide bu kâseyi, bu ekmeği elde edemez.

O nimetlerle dolu kâseyle pis, bulaşık kâse arasında, sineğe, o ev sahibine utanç veren mahlûka göre ne fark var ki?

Fakat adam olan kişi, yemediği, tatmadığı halde o nimetleri görüp bazı kere dilini ısırır (Hayretler içinde şaşkın kalır), susar;
Bazı kere de ağzını açar, onları övmeye koyulur.

Felsefenin verdiği inkârı gönlümden sürdüm, çıkardım;
Gönlümü yudum, arıttım;
Gözümde de Yusuf’a (Güzel insanlara) ait şekilleri yerleştirdim.
                              ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Kendini Allah yoluna adamış kimselerin halktan istek ve beklenti içinde olmadıklarını öğrendik.
2.    Allah’a kendini adamış kimselerin sadece Allah’tan isteği ve beklentisinde olduklarını öğrendik.
3.    Allah’a kendini adamış kimselerin halktan sadaka, fitre, zekât kabul etmediklerini, yalnız hediye kabul ettiklerini öğrendik.
4.    Allah’a kendini adamış kimselerin dünyalık ihtiyaçlarını helal yoldan kazanmakla karşıladıklarını öğrendik.
5.    Vücuduna sevgiyle bağlanmaktan kurtulan kişilerin sevinç içinde güle oynaya yaşadıklarını öğrendik.
6.    Şükretmekle Allah’ın yaşamak için vereceklerinin çoğalacağını öğrendik.
                                    *
İşte böyle yaren,
Gördüğümüzü istediğimizden göremediklerimizi istemediğimizi öğrendik, anladık.

Hamlıktan kendini kurtaramayan kişinin perdelenmiş güzellikleri,  yiyecek ve içecekleri göremeyeceğinden istekli olmadığını, bunlardan payı olmadığını, elde edemediğini öğrendik, anladık.

Kendini uygunluğa getiremeyen, olgun birine sevgiyle bağlanmayan kişilerin ham olarak kalacağını,  ham kişinin sinek davranışları sergileyeceğini öğrendik, anladık.

Hamlıktan kurtulan kişinin elde edemese bile var güzellikleri gördüğünü, hayretler içinde kaldığını, övgüler düzdüğünü öğrendik.

Allah’ın bilinen 18.000 âlemi olduğunu, bunlardan pek azını ham insanlar görebildiğini, olgun kişiye olgunlaştıkça bu âlemleri Allah’ın gösterebileceğini öğrendik, anladık.

Aklın görüş ve değerlendirme gücünün Allah âlemlerini görmek için sınırlı ve yeterli olmadığını, Allah’ın yarattığı güzelliklere hayran olmamız ve gönlümüzü isteklerden temizlememiz gerektiğini öğrendik, anladık.
                                 *                                          
RAVLİ


2 Mart 2015 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2100 İNCİ BEYİT

2100-  Selvi (Ağacı) yanar, ay, son üç gece görünmez olur, canların aslına asıl olandan başka hiçbir şeyin aslı yok.

Güneş tutulur, ay tutulur, vaktin Halil’iysen (Batanları,  kaybolanları sevmeyen İbrahim peygambersen) ikisini de istemem sizi de, ikisinden de yüz çevir.

Dediler ki:
Bütün dostlar öldü gitti, yok oldu;
Tanrı’yı seven, ona sevgi besleyen yok olmaz.

Abıhayat Tanrı’dır (Ölümsüzlük Tanrı’ya aittir), kaçıp Tanrı’ya sığınan ruh, kölesi (Hizmet edeni) olur, Ruh-ul Kudüs lalası (Cebrail bakımıyla, eğitimiyle, öğretimiyle uğraşır). 

Yüce Tanrı lütfuyla (İyiliğiyle) candan kopan gülüşten başka halkın şu gülüşleri, hep çakıp sönen şimşektir adeta.      

Ey sucu başı, o akar çeşmeyi aç,  aç da bahçe de uyansın, çiçekler de göz açsın.
İki gözünün karanlığında lütuf abıhayatın gizlenmiştir;
O gözbebeğiyle gözleri denize çevirmiştir.

Senin lütfunu görmedikçe kimsecikler oynamaz;
Hatta rahimdeki çocuklar bile lütfunla oynar.   

Rahimde  (Anne karnında) oynamak da nedir ki?
Yoklukta oynamak da bir şey mi?
Mezardaki kemikler bile nurunla raksa girer.

Dünya perdesinde çok oynadık, dostlar, çabuk olun,  davranın o dünyadaki raksa.                                                                                                                                                                                                                                                                                          
                              ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Allah’ı sevenin, sevgiyle bağlananın yok olmayacağını öğrendik.
2.    Allah’a sığınana Allah’ın yardım ettiğini, yardım ettiğini, tehlikelerden kurtardığını öğrendik.
3.    Gerçek gülüşün Allah’tan görülen iyilikle candan gülüş olduğunu öğrendik.
4.    Karanlıkta olanı, gizlenmiş olanı görmemiz gerektiğini, çünkü ölümsüzlüğün karanlıkta gizlendiğini, herkese kendini göstermediğini öğrendik.
                                    *
İşte böyle yaren,
Allah ölümsüz olduğundan ruhumuzu Allah’a taşırsak bizimde ölümsüz olabileceğimizi öğrendik.

Dervişin yolu Allah’a ulaşmak, kavuşmak, buluşmak, beraber olmaktır.                                                         
                                 *                                          

RAVLİ

1 Mart 2015 Pazar

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 2090 İNCİ BEYİT

2090-  Nedir, nasıl güneştir bu güneş ki (Şems Hazretleri) güzellik göğünde parıl-parıl parlamaktadır?
Bu abıhayat, (Ölümsüzlük) nasıl oldu da onun lütfuyla (İyiliğiyle) coştu, böyle bir derya (Deniz) kesildi?

Birisi, tapısında hizmetler edilen Şemseddin’in eğer örtüsünü başına koydu (Sözlerini değerli bularak saygı duydu, benimsedi), fakat o da kim oluyor ki?

Şemseddin, öylesine bir er ki güzelliği, yüceliği yüzünden Cebrail bile ayağının altına kanatlarını sermiştir.

Tebriz (Şehri, yöresi), onun yüzünden sırrını açarda can gözü görmeye başlar.
Ona haset (Kıskançlık) edenlerin görmeyen gözleri de sonucu büsbütün kör olur gider.

Nice demdir (Ne biçim özü vermektir?), toprağımıza katre-katre, yudum-yudum öylesine şarap döktü ki toprağımızın her zerresini feryada getirdi, her zerremizde bir çığlık var, bir feryat var.

Göğsümüz yarıldı, açıldı;
Gönül aşk dokumaya koyuldu;
Ulu Tanrı’nın kadehiyle şişe saf, tertemiz bir hale geldi.

Çiçekler açılmış,  kötü gözler görmüyor.
Gayret, ağzını yalama diyor bana, şarap içmeye koyul.

Ey can, görünür görünmez canımı da kaptın, gönlümü de;
Müşteri sen olduğun için kumaş değerlendi.

Bulutun yeşillikler yağdırır, kadehin can verir, derdin insanın içine ne de güzel siner;
Artık san bu derde başka dert katma.

Ey aşk, sağ oldukça senin şarabınla sarhoşum ben, “Yaklaştı, yakınlaştı” makamına vardığım zaman senin lütfunla yüceyim, senin lütfunla aşağı.

Sana nasıl ay diyeyim, ay hummaya tutulmuş, sapsarı kesilmiştir.
Selvi desem doğrudur bu söz, fakat
                              ***   
DİVAN-I KEBİR1 MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Şems Hazretlerine sevgiyle bağlananların canlarının gönüllerinin değerli olacağını öğrendik.
2.    Şems Hazretlerinin kişinin geçmişine ve o andaki durumuna bakmaksızın özünden o kişiyi geliştirecek, gözlerine görüş gücü verecek, gönlünü ve canını bilecek hale getireceğini öğrendik. 
3.    Şems Hazretlerinin Allah’a yaklaştı yakınlaştı makamına ulaştıracak yolu bize gösterdiğini, yardım ettiğini öğrendik.
                              *
İşte böyle yaren,
Şemsi Tebrizi hazretlerini övmek bizim haddimize olmamasına rağmen affına sığınarak; Allah var mı, yok mu, hani nerde gibi sorulara cevap arayan, şüphelerden kurtulmak isteyenlere bu büyüğümüzü bilmeleri ve yararlanmaları için açıkça söylüyoruz.

Hazreti Mevlana meşhur olduğundan herkes tarafından ismi bilinir.
Şems Hazretlerinin yüceliğini, etkinliğini ancak Mevlana Hazretlerinin yakın dostluğundan dolayı söylediklerinden, öğrendiklerinden anlamaya çalışıyoruz.

Büyük bir kişiyi ancak başka bir büyük kişi bilebilir, anlatabilir.
Büyüklerden birine sevgiyle bağlananlar diğer büyük kişilere de ulaşabilirler.

Kendini beğenmiş büyüklenenler hastadırlar ve büyüklerden yararlanamazlar, ancak böyleleri büyükleri eleştirecek, küçültecek malzeme arayarak ağızlarına sakız ederler.
                                 *                                          
RAVLİ


Popüler Yayınlar