26 Eylül 2014 Cuma

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 560 İNCİ BEYİT

560-  Yazık daima kuru toprağa düşen balığa, eyvah kimyaya âşık olmayan bakıra.
(Doğru yaşam ortamını kaybedene acınır, kendini değiştirip, geliştirmeyen, pişman olur)

Canın aslına kapılmayan can nerede?
(Can verenin güçlü etkisinde kalmayan can yoktur)

Nasıl olur da demir, mıhladıza (mıknatısa) âşık olmaz!
(Kişi kendisine aşırı sevgiyle çekene bağlanır)

Ecel kapısı kapalı, tezce kurtulmasına imkân yok;
Hem yaşamaya lâyık olmamıştır o, hem ölüme âşık değildir.
(Canını veren Allah’a âşık olmayan kişi doğru yaşamaya ve Allah’a kavuşmayı hak etmez)

Kimdir o, kimdir o ki gönlü gamlandırır (Allah’a kavuşmayı kendine dert eden, ulaşamama korkusuyla üzülen kişi), fakat tapısında (Eşiğinde) ağladın mı da canını tatlılaştırır.

Önce yılan (Sinsi ve hain) görünse bile sonucu define (Değerlerin toplandığı kişi) olur, inci kesilir.
Öylesine tatlı bir padişahtır ki (Allah) acıyı bir anda yolu-yordamı güzel bir hale sokar.

Karşısındaki şeytan olsa huri yapar onu;
Yasa batmışsa düğün, dernek haline kor;
Anadan doğma körü, bilgi, görgü sahibi kılar.

Karanlığı aydınlatır, tikeni gül bahçesi haline getirir, avucundaki tikeni çeker, çıkarır, gülden yastık düzer sana.

Halil’ine yalım-yalım (Alev-alev) ateş verir amma Nemrud’un yaktığı o ateşi de çiçek haline, ağustos gülü haline kor.

Yıldızları aydınlatan o, çaresizlere çare kılan o.
Hem kula (Sevgiyle bağlanmış) ihsanlarda (Karşılıksız bağışlarda) bulunur o, hem de kulu hoş görür beğenip takdir eder.

Bütün suçluların suçlarını, kış mevsiminde dökülen yapraklar gibi döker, kendisine kötü söyleyenlerin kulaklarına özür getirme sözlerini telkıyn (Telkin: Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama) eder de: (Devamı DİVAN-I KEBİR 570 İNCİ BEYİT’te.)

                                 ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Her ne hal ve konumda olursak olalım daha doğrusunun daha iyisinin olduğunu bilerek kendimizi yetiştirip yücelerde yer almak için doğru yaşamı seçmemiz gerektiğini öğrendik.
2.    Mevlana Hazretlerinin buyruklarının iyiliğe ve güzelliğe yönlendirdiğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Her şeyin Allah’ın elinde olduğunu, doğru yolda olana yardım ettiğini, kapısında yalvaranı, ağlayanı geri çevirmediğini öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

25 Eylül 2014 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 550 İNCİ BEYİT

550-  Buyruğumuza uy ey oğul!
Bize karşı vefakâr ol (Sevgiyle bize bağlan, sevgin gelip geçici olmasın) ey oğul!
Veresiyeyi bırak (Sonra bakarım, yaparım deme) ey oğul!
Bak, bugün emir gelmede, buyruk gelmede.

Gök gibi nurlan, gül bahçesi gibi yeşer, geliş, balıklar gibi yüzmeye bak, o uçsuz bucaksız deniz geliyor.

Aklını başına al ey oğul, aklını başına al!
Bana bakma, kendine bak!
Çünkü safran kokusu, söz söyleyeni güldürür durur.
(Mevlana Hazretlerinin sözleri söyleyen kişiye güzel koku ve renk verir.
Bu güzel sözleri söyleyen kendisi bu sözlerin faydasını anlayıp içsel kazanım sağlamadıysa bu söz onda eğreti durduğundan gülünç duruma düşer, yani yakışmaz)

Gene geldin, gene el çırpmadasın, gene böylece evleri yıkacaksın, çünkü yıkık yerlere parıl-parıl parlayan güneş gelmede.

A eve kapanan, sen gölgede yetişmişsin, yürü, çık dışarı, çünkü taş bile güneşin tesiriyle Badehşşan La’li (Değerli taş) olmada.

Gâh kanlıdır, gâh kan içmede, bazı-bazı da hastalara çare bulmada, derman vermede;
Hele bu çaresize dermanın ta kendisi, çünkü onların yanından geliyor.

Bu gün sarhoşları ara, gizli şeylerimi gör, ayıbımı görüp söyleme;
Çünkü onun yüzünden öylesine sarhoşum ki harflerim ağzımdan darmadağınık çıkıyor.

Vefa sahibine (Sevgi ve dostluk bağıyla bağlı olana) âşık olmayan can, ne de vefasızdır (Sevgisi çabuk geçen, hakikatsiz);

Tanrı lütfuna âşık olmayanı (İyiliklerine, yardımlarına, bağışladıklarına önem vermeyeni) Tanrı kahretsin.

“ Gördüğünden gözü kaymadı” (O, Tanrı’nın bildirdiği şeyi bildirdi) sözüne mazhar olan padişah (Hz. Muhammed), dünyayı gezip dolaştığı zaman nihayet bir şekil gördü ki o, şekillere âşık değildi.

Ben dün, bu şehrin kapısında toplanan bir bölük periden duydum, bizim şehrimize âşık olmayana ev verin köyde diyorlardı.
(Âşık olmayanlar, âşıklar şehrinde kalmasın, barınmasın köye gitsinler)
                                 ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Vaktin adamı olmak gerektiğini, yani sonraya bırakmadan doğru olana kendimizi bağlayarak hemen harekete geçmek gerektiğini öğrendik.
2.    Hazreti Mevlana’nın sözlerini doğru kabul etmemiz gerektiğini, çünkü söylediği sözlerin yukarıdan gelen buyrukları bildirdiğini öğrendik.
3.    Buyrukları doğru kabul edip yaşantımıza kattığımız takdirde; nurlanacağımızı, ışıklı bir hale geleceğimizi, güzel kokulara sahip olacağımızı, boğulma tehlikesinden uzak olacağımızı öğrendik.
4.    Buyrukları sadece aklımız ve ağzımızda kullanmayacağımızı, gönlümüzün derinliklerine indirerek kalıcı yasalar oluşturmamız gerektiğini öğrendik.
5.    Her ne kadar yıkık dökük bir halde isek de aydınlığın bize geleceğini, hakikatleri apaçık görme imkânına kavuşacağımızı öğrendik.
6.    Değerli hale gelmek için çalışmak, mücadele etmek, gerektiğini, Tanrı yardımının her an bizle olduğunu bilmemiz gerektiğini, saklananların, korku içinde yaşayanların hiçbir zaman değerli hale gelemeyeceklerini öğrendik.
7.    Hak için kendinden geçmiş kişileri aramamız, onların sırlarını görmemiz fakat ayıplarından hiç söz etmememiz gerektiğini öğrendik.
8.    Sözünde ve sevgisinde duran kişiyi sevmemiz ve büyük saygı göstermemiz gerektiğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Âşık olmayanın, aşk yolundan gitmeyenin Mevlana Hazretlerinin gönül şehrinde kalamayacağını, yerleşemeyeceğini öğrendik, anladık.

Mevlana Hazretlerine sevgiyle ve kararlıkla bağlı olunması ve bu bağlılığın gelip geçici olmaması gerektiğini öğrendik, anladık.

Hazreti Mevlana’nın sözlerini olduğu gibi görmek ve söylemek gerektiğini, kendi görüş ve düşüncelerini karıştıranlardan, çıkarı için kullananlardan Mevlana Hazretlerinin razı olmadığı gibi Tanrı’nın da böylelerini cezalandıracağını, çünkü sözlerin İlahi kaynaktan geldiğini öğrendik, anladık. 
                                  *

RAVLİ

24 Eylül 2014 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 540 İNCİ BEYİT

540-  O güzelim candan (Allah sevgisinden) ayrı geçen ömür, donmuş, kaskatı kesilmiştir.

Yoldaki (Allah’a kavuşma yolunun) belden, yardan (Geçitlerle, dönemeçlerle, yokuşlarla, vadilerle, tepelerle, sırtlarla, yamaçlarla yani kolayca gidilen düz yol olmadığından) haberi olmayanın beyni kokmuştur.

Şu gökyüzü, bizim gibi âşık olsaydı, şu gökyüzünün, bizim gibi başı dönmeseydi bu dönüşten usanırdı da yeter artık derdi, niceye bir dönüp duracağım, niceye bir?

Âlem bir ney’e (Üflemeli çalgı) benzer, oysa her deliğinden üfürüp durmadadır.
Her feryat (Haykırış, çığlık), o şeker mi şeker, o tatlı mı tatlı, iki dudağın zevkini (Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haz) duyar, bilir.

Bak da gör, her toprağa, her gönüle üfledikçe ona bir ihtiyaç (Güçlü istek) vermede, bir aşk sunmadadır da o yüzden elemlerle (Acılarla, üzüntülerle, dertlerle, kederlerle) feryada (Haykırış, çığlık), gelmededir.

Gönlünü Tanrı’dan ayırırsan artık neye gönül vereceksin, söyle!
Cansızdır o kişi ki bir an bile gönlünü ondan ayırabilsin.

Susayım artık, sen tez ol da geceleyin şu dama çık, ey can, yüce sesle şehre bir gürültüdür, sal.

Bugün gülüyoruz, hoşuz, çünkü o gülen baht (Gelecekteki olayları kaçınılmaz bir biçimde belirleyen ilahî iradenin insan ve toplum için çizdiği yaşayış biçimi, kader, talih.) geliyor.
Geliyor padişahlar padişahı güzelimiz meydandan.
(Şansımızı, kaderimizi hoşluğa çeviren Şemsi Tebrizi Hazretleri geliyor)

Bugün bozacağım tövbemi, kırıp uşatacağım (Parçalayacağım) perhizi.
Çünkü Ken’an ülkesinden güzellerimin Yusuf’u (Şems Hazretleri) geliyor.
(Yusuf peygamberin babası Yakup peygamberi uzun ayrılıktan sonra hasretle görmek için gitmesi benzetmesi yapılıyor)

Sarhoş bir halde, salına-salına gidiyorum, can gibi gizlice gidiyorum, o padişahın gelmekte olan tarafa, sora-sora, araya-araya gidiyorum.

Devlet sarayı yapıldı, göğün sarığı çözüldü, düşe-kalka gitmede, çünkü sarhoşlar meclisinden (Kendinden geçmiş bir halde) geliyor.
                                 ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Aynı işi devamlı yapmak için aşkın gerekli olduğunu öğrendik.
2.    Her sıkıntıda Allah’tan yardım istediğimiz zaman; o sıkıntının acısının tatlılığa dönüşerek dayanma gücü ile ferahlık verdiğini öğrendik.
3.    Allah’ın vereceği bir şeyi insanın gönlüne istek olarak koyarak kendisinden istettiğini, elde edilmesi güç olan istek için kendisine yalvartarak, ağlatarak bu isteği verdiğini öğrendik.
4.    Allah’a gönlünü vermekten meydana gelen sevgiden, düşünüşten, duygudan anıştan gönlümüzü bir daha geri alamayacağımızı, bu sevgi ve dayanışmadan ayrılamayacağımızı, güçlü bir dostluk oluşacağını, kendimizden geçip Allah ile var olacağımızı öğrendik, anladık.
5.    Baba oğul arasındaki sevgi bağının ayrılıkla kuvvetlenip aşka dönüştüğünü, kavuşma halinde insanı kendinden geçirecek kadar kuvvetli güce sahip olduğunu öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Şemse Hazretlerine övgüler olurken Allah’a seslenişler birbirine karışmış gibi anlayıp anlam kaymasına uğramaman için isimleri parantezle açıklıyorum.

Şunu yarenlerim iyi bilsinler ki Allah bir kişiye kendini göstermek, onunla sohbet etmek için dert verir ağlatır, istek verir yalvartır, Şems Hazretlerinin, Hızır aleyhisselamın, bir dervişin, bir dilencinin de kılığına girer birebir konuşur.

Yani; Gönlünü Allah’a vermiş kişinin aşkını daha kuvvetlendirmek, hazzını kendinden geçirerek, sarhoş edecek şekle de sokabileceğini, her şey yapabileceğini öğrendik, anladık.

Yaren yine şaşırma ki görünmeyen, bilinmeyen bir şey görünen ve bilinen üzerinden anlatılarak öğretilir.

Allah kendini peygamberler vasıtasıyla tanıttı, anlattı.
Peygamberler Allah’ı vahi sözleriyle anlattı.
Din adamları Allah’ı peygamberler ve onlara indirilen vahi kitaplarından bizlere öğrettiler.

Hak erenlerinin ismi ne olursa olsun, kime hitap edilirse edilsin ismin ve sözün son sahibi Allah’tır.
Çünkü Kendi gönlünü bilerek, isteyerek, severek, Allah’a vermiş, kendilerini yok edip Allah’ta var olmuş Hak âşıkları olan kişilerin sözlerini şimdiki aklın en alt manasından anlayabileceği açıklığa getirmeye çalışıyorum ki yanlış anlamalar olmasın.
                                  *
RAVLİ


23 Eylül 2014 Salı

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 530 İNCİ BEYİT

530-  O kavga beyine söyle:
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

O kargaşalığa, o sevdaya söyle:
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Ey yüzünü görünce Ay’ın bile utandığı güzel,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Ey gönlün rahatı, huzuru,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Ey canın canına can olan,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Ey bunca güzellik, bundan öte de daha yüzlerce güzellik,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Orda (İlahi âlemde) bir kişi bile yok ki kendinde olsun,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Burada (Dünyada yaşayan) bir tek sarhoştan başka sarhoş yok,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Ey dileklerin dileği (İstenilenin kişinin de istediği),
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Kaldır yüzünden o perdeyi,
Sarhoşlar selam ediyorlar sana.

Âşıklara, mümkünü yok, hiç kimsenin öğüdü fayda etmez.
Aşk öylesine bir sel değildir ki biri çıksın da önünü kesebilsin.

Sarhoşun zevkini (Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haz) aklı başında olan asla anlayamaz.

Kendisinden geçenin (Kendini hiç düşünmeyip sevdiğini düşünen) kapısındaki toprağın (Seven insanın) değerini, akıllı kişi asla bilemez.

Âşıkların, gönül meclisinde içtikleri şaraptan bir koku duysalardı (Doygunluk veren coşkuyu, duygusal ve manevi sevinci bilselerdi) padişahlar bile padişahlıktan bezerlerdi (Bıkıp usanırlardı).

Husrev, padişahlığına Şirin için veda etti.
Ferhad da onun için dağa külünk (Taşkıran balyoz) vurmada.
                                 ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1. Aşkın hiçbir verdiği sevinci, coşkunluğu aklın tarif edemeyeceği kadar geniş, derin ve etkili olduğunu öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Âşıklar görünüşte perişan olsalar bile sevinç içinde ve sevdikleriyle beraber olduklarını, yalnız olmadıklarını, sıradan insanların ulaşamayacağı yüce yerde ruhlarla birlikte yaşadığını, ebedi olarak ait olacakları bir toplulukla beraber olduklarını öğrendik, anladık.
                                  *

RAVLİ

Popüler Yayınlar