4 Eylül 2014 Perşembe

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 340 İNCİ BEYİT

340-  (Şemsi Tebrizi Hazretlerine çağrı):
Çaresiz kalmış karıncalarız biz, harmandan ayrı düştük, o yana, bu yana dönüp dolaşıyoruz, feryadımıza sen yetiş.

Elinde bir avuç toprağız biz, âdeta kuluz (Sevgiyle bağlanmış, hizmet etmeye hazır), köleyiz sana;
Bunca körlüğümüzle gene de o güzeli görmedeyiz, gözetlemedeyiz.

Bize bakma (Bizi değerlendirme), kendi lütuflarını (İyiliklerini) hatırla, “ ‘(Allah’ın) Hiçbir şeye ihtiyacı yok, her şey ona muhtaç” (İbrahim suresi 8) diye övmüştün kendini, her kötülük edene, hatta iki âlemde de suçlu olana sen lütfet (İyilik et).

(Allah ile aynı renge bürünenin, huyunu alanın; Allah’ın kullarına nasıl davranıyorsa öyle davranır, yani Şems Hazretlerine Allah kullarına SAMED sıfatıyla davrandığı gibi bize de sen davran çağrısı yapıyor)

Ey ululuk ıssı (Sıcaklığı), ey güzel, gönül seni görmüştür, sadaka olarak lütfet ona;
Senden başkasını nasıl göreyim yeryüzünde yahut senden başkasını nasıl göreyim yeryüzünde yahut senden başkasını nasıl gözleyeyim gökyüzünde?

Gönül, o kutlu yüzlü padişahlar padişahından şaraplar içti, böylesine bir gönül, arı-duru abıhayat (Ölümsüzlük suyu) içse gene boğazında kalır.

Güzellikte, alımda ay gibi parlak olan o güzeli görene, güneş bile karanlık görünür, can sıkar, bir kıvılcıma döner gözümde.

Ululanmadığı halde yüzlerce ululuğa sahip olan o güzel padişahın ayrılığına düşen âşıklara, tatlı can bile acımsı olur, kekremsi (Tatsız, kokusuz) gelir.

Ey can, sözü kısa kes, bu sözleri söylerken yol almaya bak, tertemiz Tebriz’e doğru yürü, yürü o padişahlar padişahının yoluna.

Ey beden, köpek gibi tembel olma, havlamaya kalkışma, varlığından geç de varlık padişahının yoluna düş.

Yüzlerce varlık, elindeki bir avuç topraktan, yüzlerce Âsaf (Hz. Süleyman’ın veziri), şahlar padişahı, safında bir kuldan (Sevgiyle bağlanıp hizmet etmekten) ibaret olan güzel, ey yüzlerce Âsaf, kulu, kölesi kesilen, Süleyman’ı bile aşkıyla hayran eden dilber.
                            ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Şems Hazretlerinin peygamberlerin sevdiği bir kişi olduğunu öğrendik.
2.    Hazreti Mevlana’nın gönül alçaklığı ile Şems Hazretlerinden iyilik yapmasını, yardım etmesini istediğini öğrendik.
3.    Şems Hazretlerini tanıyarak, kalben bağlanarak onun aziz yolundan gitmemiz gerektiğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Şems Hazretlerinin Malakat adlı söylediği sözlerinin yazıldığı eseri açıklayarak blogumuzda yayınladık okumalısın.

Şems Hazretlerinin Mevlana Hazretleri ve dostlarıyla olan ilişkisini, söylediği sözleri Ariflerin menkıbeleri olarak geniş olarak blogda yayınladı okumalısın.

Hakikat sırlarını ve sonuçlarını Şems Hazretlerinin dilinden yalın biçimde öğrenmemiz gerekmektedir.
Yaren, sözler ve ifadeler önceleri kılıç darbesi gibi gelecektir.
Çünkü iltihap toplamış yaramızı deşip akıtırlar, sonra merhem koyup sararak iyileşme sürecine koyarlar.

Özeleştiri yapma gücü olmayanlar, hakikatle yüzleşme cesareti olmayan korkaklar Şems Hazretlerinin sözlerini okuyunca bahanelere sığınarak okumaya devam etmek istemezler.

Yeni güzel bir binanın yapılması için eski binanın tamamen sökülmesi gereklidir.

Meyve veren bir ağaç dikileceği zaman zemin temizlenir ve hazırlanır.

Günümüz şartlarında hemen olsun, benim olsun diyenler bizden uzaktırlar.

Ey yarenim!
Acının da tatlının da verdiği bir lezzet vardır.
Lezzeti bilenler acıya, tatlıya bakmadan lezzet alma yolunu bakarlar.

Bu satırları okuyorsan, önemsiyorsan, bilesin ki sıradan bir insan değilsin.

Önce Mevlana Hazretlerinin dostlarından Mevlana Hazretlerini öğrenmeye çalışmalıyız sonra da Şems Hazretlerini.

Mevlana Hazretlerinin Şems Hazretlerinin hakikatini ve güzel yüzünü anlamak için gösterdiği çabaları bu satırlarla öğreniyoruz.

Anlamakta acele etmemelisin, çünkü bu ders öğrenmenin ötesinde bütünü öğreten kavramsal bir öğretidir.

Yüz bin kişide bir kişiye nasip olan faydası sayılamayacak kadar çok olan bir uğraşı içindesin, aferin sana.
RAVLİ ŞEMSİ TEBRİZİ
RAVLİ MALAKAT yazarak Googleden blogda anlatılanları okumalısın.

                                           *

RAVLİ

3 Eylül 2014 Çarşamba

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 330 İNCİ BEYİT

330- Bu yüzden binlerce kervan yoldan kalakalmış, bu yüzden nice geminin kolu kanadı sınmış (Kırılmış, parçalanmış, bozulmuş) , karaya vurmuş. 

Bütün kırılıp dökülenler, canla gönülle ümitlerini sana (Şemsi Tebrizi Hazretlerine) bağlamışlar,
Senin (Şemsi Tebrizi Hazretlerinden) sonsuz bilginden bilgiler, hünerler (Beceri isteyen ustalık) elde etmeyi umuyorlar.

Umuluyor ki o senin lütufların lütfu olan lütfun (Allah’ın Şems Hazretlerine bağışladığı yücelikten bize iyilik olarak bağışlaması), keremin (Büyüklüğün, ululuğun), kahrı (Derin üzüntüyü, acıyı, sıkıntıyı) ortadan kaldırır da her taraf barışa kavuşur, savaşları yok eder.

Umulur ki yelip yortma (Sürekli koşuşturmak) bir başka çeşit olur, yol yürüyüş bir başka tarza döner, her gönülde zincir gibi birbirine ulanmış nağmeler (Güzel ve uyumlu sesler) belirir.

Tebrizli Şems’in güzelim davetinden, alımından (Çekiciliğinden) her zerre yücelir, göklere ağar (Yükselir), her kıl bir yiğit kesilir.

Ey padişahlar padişahı, kan uyumaz zaten.
Ey ay yüzlü, gözüme nasıl uyku girer ki cefadan (Layığınca hizmet edememekten), mihnetten (Sıkıntıdan) gözümden bir kan deryasıdır, coşup akmada.

Dudağımı yumsam içimden gönlüm coşup kabarıyor;
Üstüne su serpsem daha da fazla kabarıp coşuyor.

Halk aşkımı hoş görmüyor, beni kınıyorsa mazur (Kendimi özürlü) görürüm;
Fakat ah, özürlü kişi (Eksiğini tamamlamasını bilmeyen kişi) nerden  (Hangi yoldan, hangi sebeple) devlete erişir (Sevdiğine ulaşır, kavuşur), nasıl olur da aydınlığa kavuşur.

                            ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Ulu erleri bırakıp, şişirilerek büyütülmüş ve meşhur olmuş din adamlarının peşine takılanların Tanrı yolundan pay alamayacaklarını öğrendik.
2.    Şems Hazretlerin sonsuz bilgiye sahip olduğunu, bu bilgilerden faydalanıp usta olmak isteyenlerin olduğunu öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin sırlardan bilgi vermesiyle, bu bilginin aydınlığında ayrılıkların ortadan kalkacağını öğrendik.
4.    Şems Hazretlerinin çekici bir güç barındırdığını, kendine çektiği kişileri yücelere götürdüğünü öğrendik.
5.    Şems Hazretlerine hizmet yoluyla yaklaşabilineceğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Bir erkeğin diğer bir erkeği sevmesi olarak gören halkın; bu aşkı kınadığını öğrendik, anladık.

Mevlana Hazretlerinin halkın anlayış şeklini  ve seviyesini bildiğinden bunu kusur sayıp hoşgörü içine aldığını öğrendik, anladık.

Nasıl ki Musa Aleyhisselamın Allah dostu arayıp da Hızır Aleyhisselam ile buluşup birbiriyle yolculuk yapmasının ile bu iki Allah dostunun aynı örnekte yorumlanması gerektiğini öğrendik, anladık.

Hazreti Ebubekir’in Peygamber efendimizi sevmesi, yolunda her şeyini feda etmesi bu örnekle birlikte yorumlanması gerekli olduğunu öğrendik, anladık.

                                           *

RAVLİ

2 Eylül 2014 Salı

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 320 İNCİ BEYİT

320-  Onu sudur döndüren, o da döner durur;
Fakat Tanrı, suyu kesti mi yerinden bile kımıldayamaz.

Sus ki şu sözlerimiz sırlarımızdan uçup geliyor;
Sen sus da sözünde hiç sürçmeyen (Konuşma sırasında kelimeleri doğru söyleyen) söylesin.

Öylesine feryatlar (Haykırayım, çığlıklar atayım) edeyim, öylesine tedbirlere (Önlemlere) girişeyim ki, sonucu her münkirin (Kabul etmeyenin) gönül aynasındaki pası sileyim, gidereyim.

Gönül senin aşk atına binmiş de öylesine yol alıyor ki her adımda can ülkesini bile fersahlarca (Çok uzun mesafeler) geçmede.

Her çeşit karanlığın inadına o aydın Lal dudaklarını göster de taş yüreklilerin başlarına arştan taşlar (Felaketler) yağsın.

Böylesine (Şems Hazretlerinin) aydınlığını neden inkar (Kabul etmiyorlar) ediyorlar, biliyor musun?

Bu devleti, bu ikbali (Yüksek bir makama, durama ulaşmış olduğunu), görüyorlar, kendilerinden utanıyorlar, seni kıskanıyorlar da ondan.

Böyle olmasaydı bu çeşit kör (Gördüğünü görmezlikten gelme durumu) oldukları halde sonunda gözleri açılmaz, o yandaki yıldızlar gibi salkım-salkım olmuş binlerce ay parçası güzeli görmezlerdi.

Zaten senin (Şems Hazretlerinin) nurundaki neşeden körlerin gözleri açılıp duruyor, yolunun güzelliği de topalları bile rahvan (Koşar adım, hızlı) yürütüyor.

 Yürütüyor amma yol alan, gene de yolda ansızın kendisinden geçivermede.
Zaten her akıl, senin yeşilliğinde boy atıp gelişmede, o havaya uymada.

Bu yüzden nice kişiler görüyorum, içleri bomboş, ney gibi feryat ediyorlar (Konuyorlar, haykırıyorlar);

Bu yüzden yüzlerce ulu erin boyu, gamla çenge (Eğri, büğrü çalgıya) dönmüş, bükülmüş.

                            ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik:
1.    Allah’tan güç gelmedikçe hiçbir işin olamayacağını, kendi çabamızın bir işi başaramayacağını öğrendik.
2.    Kıskançlık, çekemezlik edenlerin görüş yeteneklerini fenaya kullandıkları için kendilerini kör bir duruma getirdiklerini öğrendik.
3.    Şems Hazretlerinin bakışındaki nurunun kuvvetiyle ışığın akılla, ahlakla birlikte görmeye sebep olduğunu, Hz. İsa gibi baş gözü körleri görür hale getirdiği değil.
4.    Şems Hazretlerinin yolundan gidenlerin çok hızlı Hak katına doğru hızlı mesafeler alarak gidebileceğini öğrendik.
5.    Şems Hazretlerini yolundan, izinden gidenlerin yolda sarhoş olup kendilerinden geçeceklerini, ruh gibi olacaklarını, bu arada ansızın akıllarının gelişip güçleneceğini öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
İçi boş, bilgisiz, değersiz, bağıra-bağıra dini konularda konuşan meşhur olmuş çok kişinin olduğunu, Ulu erlerin de böyle durumları görüp üzüldüklerini, kendilerini ortaya çıkarmadıklarını öğrendik, anladık.

Şemsi Tebrizi Hazretlerinin Ulu er olduğunu, etkili ve yetkili olduğunu, meşhur olmaktan kaçındığını, Hazreti Mevlana’nın sözünden ve bize tanıtmasından öğrendik, anladık.
                                           *

RAVLİ

1 Eylül 2014 Pazartesi

DİVAN-I KEBİR 1 CİLT 310 İNCİ BEYİT

310-  Bulutun coşup kükremedikçe (Liderliğin, gücün, etkileyiciliğin, canlılığın harekete geçmedikçe) nasıl olur da güneş Eset burcuna (Aslan burcuna)  girer mi?

Sensiz, zahitlerin (Dinin buyruklarını yerine getirenlerin) ellerinde, ayaklarında bir tek damar bile nasıl olur da atar?

Ölümde anlayış gizlersin, uykuda uyanıklık.
Taştan su çıkartırsın, şimşekten vefa izhar (Sözünde ve sevgisinde kararlılığı gösterirsin) edersin.

Gecenin kapkara seli nerde akıl fikir varsa alır götürür, o selden aklı fikri, “ Hel etâ” (Allah’ı duymak ve görmek) müşterisinden (İsteklisinden) başka kim geri alabilir ki?

Ey parça buçuk şeylerin de canına can olan, tümün de, ey bağa, bahçeye giyim-kuşam bağışlayan, ey her yanda, hayrete düşmüş can, gel diye davul çalan!

Herkes öşür (Zekât) almak için beni aldatır, bana gel der, fakat anlayışım kıttır benim, bu sözü pek anlamam.

Anlayış ne yandan geliyorsa o yana gitmek gerek;
Ömrünü kim uzatıyorsa ömrü uzun olsun diye ona dua etmek gerek.

Gönlünü daraltandır seni yeşerten, geliştiren, yüzüne gül rengi veren, seni duaya zorlayan da odur, duanı kabul edip dilediğini veren de o.

Rı, ye, be, yi, nun’u elifle birleştirir de “RABBEN” demek ( Ey bizim rabbimiz! Ey bizi terbiye eden, besleyen, ey bizi yoktan yaratan koruyucumuz), için ağzına soluk verir, kuvvet bağışlar.

Lebbeyk, lebbeyk (Buyurun, emredin efendim), ey kerem (Büyüklük, ululuk) sahibi, başımda senin sevdan var, senin suyunla değirmen taşı gibi dönüp durmadayım.

Değirmen taşı döner amma bizim de gıdamız o yüzdendir, ekmekçinin kazancı da o yüzden;
Fakat değirmen bunu bilmez, ne diye döndüğünü anlamaz.

                            ***   
DİVAN-I KEBİR1
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN
Hazırlayan: Abdulbaki GÖLPINARLI
İstanbul REMZİ KİTABEVİ 93
                             ***
Neler öğrendik.
1.    Allah istemedikçe hiçbir şeyin hareket edemeyeceğini öğrendik.
2.    Ölmeden önce ölünüz” hadisi şerifinin sırrını anlayanların anlayışlarının artacağını öğrendik.
3.    Uykuda uyanıklık verenin Allah olduğunu, uyurken bile uyanık halinde olarak çok şeyler öğrenildiğini, çok işler yapıldığını öğrendik. (Yokluk âlemini incele)
4.    Allah’ın emriyle taştan su çıktığını öğrendik.
5.    Bulut ile yer arasındaki bağlılığı şimşek ile sağlayanın Allah olduğunu öğrendik.
6.    Allah’ı duymak ve görmek isteyen taliplerin üstünü örten karanlıklardan kurtulacağını öğrendik.
7.    Bütün bağ ve bahçeleri çiçeklerle süsleyenin, toprağa yeşil elbise giydirenin Allah olduğunu öğrendik.
8.    Düşünmenin önemli olduğunu, düşünme kaynaklarına doğru yönelmemiz gerektiğini öğrendik.
9.    Kim iyilik ediyorsa onun iyiliğini bilmemiz ve Allah’a dua yoluyla bildirmemiz gerektiğini öğrendik.
10.                      Gönlümüz daraldığı zaman sebeplerle uğraşmanın yanlış olduğunu, bunu Allah’ın yaptığını öğrendik.
11.                      Bizi geliştirenin, güzelleştirenin Allah olduğunu öğrendik.
12.                      Bizi hasta ve muhtaç edip kendisiyle dua yoluyla konuşmamızı isteyenin Allah olduğunu öğrendik.
13.                      Bize isteme, elde etme kuvveti verenin Allah olduğunu öğrendik.
                                  *
İşte böyle yaren,
Hakikati olduğu gibi anlamanın üç makamı vardır:
1.    Lâ faile illallah (İşi yapan Allah’tır)
2.    Lâ mesufe illallah (Bütün nitelikler sıfatlar keyfiyetler Allah’ındır.)
3.    Lâ mecude illallah (Allah’tan başka var olan yoktur)
Yarenlerimin bu yolda üç durakta bir zaman kalarak, çeşitli olaylar yaşayarak, görüş ve düşünmeleri anlama aşamasında gelişip olgunlaştıkça bir sonraki makamı geçerler.

Her şeyi bildiğimizi anladığımızı sanırız, aslında yaptığımız işi anlamadan yapmaya devam ederiz.

Allah izin vermezse, yapın diye genel emrettiği iyiliği bile yapamayacağımızı öğrendik, anladık.
                                           *
RAVLİ

Popüler Yayınlar