27 Nisan 2013 Cumartesi

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 55

BÜLBÜL İLE DOĞANIN İKAYESİ

2165-Bağ çimeninin güllerle bezendiği bir bahar çağında bülbül doğanın yanına gitti.
Dedi ki:

“ Sen bütün kuşlardan daha güzelsin.
Niçin böyle dilsiz duruyorsun?” Söyle bana de ve devamla:

“ Dünyaya geldiğin günlerden beri kimseye güzel bir nağme dinletemedin.
Hâlbuki senin yerin sultanlar durağı, yemin keklik göğsüdür.

Bense ruhlar âleminden nefesler üfledim, cebimden yüzlerce delinmiş inciler çıkardım.

2170- Neden ben çayır otu ile geçineyim, niçin bir diken üstünde yuva kurayım?”

Doğan:
“ İyi dinle, dinle” dedi ve:

“ Benim sukutumu gör de sen de susmayı öğren.
Ben ki biraz işten anlamayanlardanım.

Yüz iş yapar hiçbirisini söylemem.
Git zavallı.
Sen zamane aşığısın, hiçbir iş yaptığın yok.
Bin türlü gevezelik edersin.

Tanrının keremine bak ki bana şu avlakta hem keklik göğsü, hem de padişah kuvveti veriyor.

2175- Sözün kısası senin gibi dili dikenlilerin yiyeceği çayır, durağı dikenliktir.

Hutbe Feridun şahın adına okunur.
Davul sesine kimse değer vermez.

Sabah horoz sesleriyle ağarmaya başlar ama onun gülüşü ancak horozun haline acımaktan başka bir şey değildir.

İşte o kadar”

Feleğin çarkı sessiz sedasız döner, fakat hiçbir baş onun çemberinden kurtulamaz.

Sen de şiirlerinin tatlı sesini fazla yükseltme ki Nizami gibi şehirde kapanıp kalmayasın.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:
1.   Doğan (Şahin) kuşunun kendi avladığı kekliğin göğsüyle beslendiğini, bu bakımdan duyulduğunu, padişahların elinde gezdiğini, padişahların av zamanı dışında kendi elleriyle beslediklerini öğrendik.

2.   Bülbülün güzel sesiyle nağmeler söylediğini sevilip beğenildiğini ama otla beslendiğini için doğan kadar saygı gösterilmediğini öğrendik.

3.   Çok iş yapıp aç konuşmanın saygıyla karşılanıp değer verildiğini öğrendik.

4.   Kâinatın düzeninden haber versek de vermesek de doğanın sesiz birbiçimde kendi düzenini uyguladığına şahit olacağımızı öğrendik.

İşte böyle yaren,

Neyle beslendiğimiz ve nasıl avlandığımız (Geçim sağladığımız) saygı, sevgi ve takdir görmemize neden olduğunu ve buna göre yer belirlendiğini anladık öğrendik.

Güneşin doğuşunu haber versek de vermesek de o doğacaktır.

Önemli olanın bizim başka güneşi haber vermek yerine kendimizi güneş yapmak için çalışmamız gerektiğini öğrendik, anladık.

Fayda sağladığına inandığımız zaman konuşmamız, diğer zamanda da susmamız gerektiğini öğrendik.

RAVLİ SUSMAK yazarak susmanın değerini incelemelisin.

                                     *
RAVLİ

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 54

Zamane çocuklarının vefa (Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı) ve himmeti (Çalışma, emek, gayret, Lütuf, iyilik, iyi davranma.)

Biz ki benlik davasından el çekmişlerdeniz, böyle aciz bir halde toprağın başını ne bekliyoruz?

2125- Seni bu dünya dostluğu böyle zebun (Güçsüz, zayıf, aciz) düşürdü.

Toprak bu tabiye oyununu (Strateji) pek çok yapmıştır.

Bütün ömür kervanı gitti, biz alçaklardan daha aşağı düştük.

Kafileden kafileye pek geri kaldık.

(Günah ve sevabımızı yazan kâtibin melekleri) Şu iki melek bizim derdimize düşmüş, şeytan bizim dostluğumuzun yüz karasını (Utanılacak şeyler yapmaya ) çekmekte, dünya işlerinde pek hızlı koşar, kulluk bahsinde pek soğuk davranırız.

Tembellikte buza, sıcaklıkta küle benzeriz.

Gönül ışığı, göz aydınlığı nerede?
Şaşırmış insanlarda rahat ve güvenlik olur mu?

2130- Kıyamet yıldızının ışıkları belirdi.

Seher vakti ibadete gidenlerin izleri kayboldu.

Ağzında gaflet handesi (Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumuyla gülme, gülüş), canda ömür arzusu kalmadı.

Kendini sihir ve efsunla bu toprağın elinden kurtarmaya bak.

Nasıl can vereceğini düşün de bir çaresini ara.

Şu kanlı tuzaktan uç.

Bunun için en iyi çare uyanık davranmaktır.

Kurt tilkiden daha güçlüdür.

Fakat tilki kurnazlığı ve uyanıklığı ile ondan yakasını kurtarır.

2135- Gayret et ki vaktiyle Tanrı’ya verdiğin sözü yerine getiresin. Kendine değil, Tanrı’ya kulluk (Sevgiyle bağlanıp hizmet etmek) edesin.

Alçak gönüllü ol ki, fazilet (İnsan yaradılışındaki bütün iyi huylar, erdem) ondadır.

Bu güzel huyda insaf denilen gülden bir koku vardır.

Gönül kitabından öğrenilen her hüner vefa kumaşının eteklerine işlenmiş bir sırma gibidir.

İnsanda bir hüner görür de beğenmezsen o, kaybolmuş bir cevher sayılır.

Fakat beğenirsen değeri başkalaşır.

O hünerin kaynağı birkaç misli daha gürleşir.

2140- Yetişmiş insanlar bir tarafta bir hüner görürlerse onu canla beslerler.

Yerdeki toprak temiz bir cevherden başka bir şey değildir.

Fakat bu cevher bugün bu toprakta kalmamıştır.

Hepsi de riyazet (Nefsin isteklerini kırma ) denilen meziyeti temaşa (Hoşlanarak bakma, seyretme) sanırlar, erenler hakkında daima kara düşüncelere kapılırlar.

 İyiliğin adına biraz ziyan, vefanın adına bedava kulluk dediler.

(Hünerlileri canlarından bıktırır, onların hünerlerine kıskançlıkla ziyan verirler.
Hünerli isen başını ezer, hünersiz isen bundan dolayı zevk duyarlar
)

Onlar, vefa yazısını buz üstüne yazar, Ay’ı, güneşi bile (Işık saçtığından dolayı) kınamaya kalkışırlar.

2145- Cömertliğe; biraz kaygı, öğüde; kendi tarafına yontma derler.

(Cömertlik yaparken kendini sıkıntıya sokacak çokluktan sakınmalısın, öğüt verildiği zaman kendine ders almalısın.)

Kutlu (Uğurlu, hayırlı mübarek) bir nefes, huzur ve rahat veren bir merhem bile olsan bu halk nazarında cerahat (İrin, yara) sayılır.

Bir dudaktan tatlı bir şerbet (Güzel bir söz) tatsalar, elleriyle dişlerini kırmak isterler.

İncir gibi tatlı ve pişkin ciğerlere ham koruk gibi sirke saçarlar.

(Ergin, olgun insanlara karşı yüzlerini ekşitirler.)

Hiç kimsede hüner ve fazileti görebilecek dürüst bir göz kalmadı, ayıp ve kusur aramaktan başka bir şey bilmezler.

2150- Denizin bütün mahsulleri inci değildir.

Âdemoğlu için bir hüner bile az değildir.

Körün gözünde (Dicle) bir damlaya benzer, karıncanın gözüne çekirgenin ayağı kanat gibi görünür.

Şu birkaç sahte vakarlı (Olgunlaşmadığı halde kendini olgun gibi göstermeye çalışan) ayıp tellallığı yapar, hünerli, hünersiz herkesi kıskanırlar.

Bunlar çamura düşmüş cesetten daha bulaşık, gönül gamından daha bulaşık, gönül gamından daha acıdırlar.

Bir dimağ (Beyin, akıl, şuur) görseler, kurt gibi kemirir, bir ışık görseler rüzgâr gibi söndürürler.

2255- Cihanın haline bak ki, başbuğları büyükleri, ünlüleri kimlerdir?

Kendi aile ocağının adını kirletmiş şu birkaç soysuz, verdikleri söze nasıl vefasızlık yaparlarsa benim şerefimi de öylece kırmak isterler.

Ben ahlak ve fazilette (İnsan yaradılışındaki bütün iyi huylar, erdem) gökteki ay gibiyim.

Küçülsem bile yine bedir (Dolunay) haline gelirim.

Diyelim ki haddinden fazla ıstırap çektim, felekle bu düşmanlığı niçin sonuna kadar götüreyim?

Bunlar, benim ruh bağımdan derlediğim taze şiirlerimi eski Nuh kavmi gibi inkâr ederler.

2160- Ey Hızır’ın bayrağı, bir gaza et!

Ey Nuh’un kutlu nefesi, bir dua oku.

Benim kalbimde onlar gibi kötülük sevdası yoktur.

Onlar o cefalarını anmazlarsa ben de hatırıma getirmeyeyim.

Çünkü onların ölçüsüz fenalıklarına karşı benim ses çıkarmamaklığım en kuvvetli bir cevaptır.

Hokkanın (Mürekkep konulan kap) çok ses çıkarması, içinde tek inci bulunmasındandır.

İçi mücevherle dolunca dilsiz olur.

Def çok gürültü çıkarır, fakat içi dolu olursa sesi çıkmaz.

                                 ***

Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***

İşte böyle yaren,

İnsanların temel özelliğinin verdiği sözde durmamaları, sevgilerinde ve bağlılıklarında devamlı olmadıklarını, benlik ve bencil davrandıklarını, çıkarlarının peşinde olduklarını bilip kabul edersek rahat ederiz.

Bu bilinçte olmakla beraber insanlara muhtaç olduğumuzu, işbirliği yapmamıza engel olmayacak şekilde kötü görmemize ve soğumamıza neden olmamalıdır.

Tanrı arayışı içinde doğru yolu bulmuş, aydınlanmış ve başkalarını aydınlatma isteğinde olanlara, hiçbir maddi karşılık bekleyişinde olmayanlara hediye vererek yakınlaşmamız, onlara hizmet ederek yararlanmamız akıllıca bir seçenek olur.

Küsmek, kızmak, kendini toplumdan uzaklaştırmak eğer Tanrı ile beraber olma isteği yoksa yanlış olur ve ruhsal problemlere neden olur.

Önerilen güzel huylarla davranmak; başlangıçta bizi sıkıntıya soksa bile sonuçta kazançlı biz olur.

Tanrı’nın beğendiğini kullar da beğeneceğinden hedefimiz Tanrı beğenisini kazanmak olmalıdır.

On ikinci yüzyılda yazılan ve dile getirilen gerçeklerin bu gün de aynı ve geçerliliğini görerek anlarsak o zaman insanın karakter yapısının değişmediğini ancak kullanılan aletlerin değiştiğini anlarız.

Ben insanları kendim gibi bilirdim ama değillermiş dediğimiz zaman zarar gördüğümüzü, kendimizi bilmediğimizi, insanları ve insanlara tesir eden kuvvetlerden habersiz olduğumuz anlaşılır.

Ey yaren,

Bloğumda özenle seçtiğim büyüklerimizin sözleri ve yaşam öyküleri en ideal olanı sana sunmak ve heveslendirmek içindir.

Biz onlar gibi olamasak da onları seven, beğenen, gıpta eden olmamız ve kendimizi o toplulukta sayarak sıradan biri olmaktan kurtulamayız.

RAVLİ

25 Nisan 2013 Perşembe

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 53

HARUN HALİFE İLE BERBER HİKÂYESİ

Halifelik nöbeti Harun’a geldiği zaman, Abbas oğullarının bayrağı göklere erişmişti.

Halife bir gece yarısı yatak odasından çıkarak istirahat için hamama girdi.

Başını tıraş etmekte olan saray berberi o sırada kendini bir nimetin hayaline kaptırmıştı.

2100- Halifeyi tıraş etmek için her gelişinde bir şeyler söylemek istiyor, sonra hemen vazgeçiyordu.

Berber o sırada:

“Ey benim üstatlığımı bilen halife, bugün beni kendine damat edinsen, düğün hallerimiz her tarafa yayılsa, kızını bu kuluna nişanlasan ne olur?”
Diye mırıldandı.

Halife, bu tekliften, önce biraz öfkelendi, fakat tekrar kendini topladı.
“ İçinden, benim heybet ve siyasetim onun ciğerini yakmıştır, yaptığı şuursuzluk herhalde benden korkusu dolayısıyla aklını kaçırmış olmasındandır.” Dedi.

2105- Bu saçmaları ona söyleten, kendine malik olmamasıdır.
Yoksa benden böyle bir şey isteyemezdi.

Başka bir gün berber tekrar tecrübe etti.
O kalp akçe  (Sahte altın) üzerindeki damga yine aynı idi.

Böylece birkaç defa daha sınadı.
Berber kararından dönmüş değildi.

İşi artık aydınlatmak zamanı gelmişti.
Halife hikâyeyi vezirine anlattı, “ Adi bir berberin kaleminden başıma böyle bir alın yazısı yazıldı” Dedi.  

2110- Ona benim damatlığım şerefi yaraşır mı?
Edepsizliğine bak ki benden neler istiyor?

Kaza ve kaderin başıma getirdiği bu bela bana ve halifelik cevherine atılan bir taş olmuştur.

Ağzında hançer, elinde ustura, yazık ki başı iki kılıç arasına teslim ediyorum.

Vezir onun maksadından emin misin? Dedi.
Belki de ayaklarının altında bir hazine var.

Bu cahil delikanlı yanına geldiği vakit her zaman durduğu yerden biraz daha yukarı geçmesini emretti.

2115- Sözünü dinlemezse boynunu vurdur.
Dinlerse yine eski yerine gitmesini işaret et.

Halife vezirin tavsiyelerini dinledi, onu olduğu gibi tatbik etti.
Berber, ilk durduğu yerden birdenbire rengi değişti.

Artış sesi kesilmiş, ağzı tutulmuş, gözünde, dilinde edep ve terbiye izleri belirmişti.

Meğer önce ayak bastığı yerde bir hazine varmış.
Orada kendini şahlar aynasında görmüş.

2120- Berberin ayakları bu hazine üzerinden ayrılınca doğruca kendi rütbesine döndü, çarçabuk ayak bastığı yeri kazdılar, altında bir hazine bulundu.

İşte ayağını böyle bir hazine üzerine basanların ağızlarından inciler, mücevherler saçılır.

Nizami’nin tılsımlar bozan hazinesi de temiz bir yürek ve aydın bir gönüldür.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Paraya, mala ulaşanın büyük biri olarak kendini gördüğünü, büyüklerle kendini bir ayarda saydığını, büyükler karşısında sesini yükselttiğini, edep ve terbiyeden uzaklaştıklarını öğrendik.

İşte böyle yaren,

RAVLİ AYAZ VE SULTAN MAHMUT yaz Googleden okumalısın.

                                      *
RAVLİ

24 Nisan 2013 Çarşamba

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 52

ON DOKUZUNCU MAKALE
Zamane insafsızlarından şikâyet:

Bak, halvet meclisi (Toplumdan ayrılarak baş başa kalma) bezenmiş, on dört günlük eskizsiz bir ay gibi aydın ve hoş.

2045- Mumlar parlamakta, şekerler saçılmakta, tahtlar döşeli, güzel kokular her tarafa yayılmış.

(RAVLİ HALVET yaz Googleden oku)

Yarın rakipleri seslensinler:
Eğer dünya denilen kadını arıyorsan dinden vazgeç.

Çünkü zulüm kapısı açıldı.
Bu halvet perdesine çekil.

Dünya denilen çölün sıcağından bunaldın, gizli işlerin artık üstü örtülü kalmayacak.

Dünyaya tapan kurnaz tilkiler, o öfkeli köpeği yumuşak görünce kürklü gezmeğe başladılar.

2050- Bu karanlık çöl kükürt cehennemidir.
Ne bahtiyardır o kimse ki, buradan çabuk gider.

İçinde biriken hasret ve imrenme duygularını edeple topla da bu kükürt kaynağının ateşine at!

Yücelerden gelen bu Tanrı emanetini (Ruhunu) yerine gönder.
Alçak yerden doğan şu toprak özünü de yerine at!

Hepsine de uygun tedbirlerinle birer-birer at ki, onlardan kurtularak serbest kalsın!

Bu yolda benlik davasına kalkışanlar sana ve bana yol kesicilik yaparlar.

2055- Akrebin düşmanlığı ejderhadan beterdir.
Çünkü o senden gizlenmiştir.

Öteki ise görünür bir düşmandır.
Görünen büyük bela küçük bir düşmandır.

Gaflet (Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumu) ondan daha büyük bir hatadır.

Düşmana karşı kinini (öç alma isteği) azaltma.
Onu küçük görürsen sonra sen küçük düşersin.

Karınca o küçüklüğü ve kuvvetsizliği ile beraber yılan yavrusunun gözüne mil çeker.
Ev hırsızlarla dolu, cevahirlerini (Değerlerini) sakla.

Çölü gulyabaniler (Karanlık ve ıssız yerlerde, insanın gördüğünü sandığı korkunç hayalet) kaplamış, tespih ve duaya çalış.

2060- Gönül yolunu kesen soyguncular, tam menzile (yaklaşırken saldırırlar.

Korkarım ki son gecede bir gece baskını yapsınlar da vurgunlarını bu dairenin dışına çıkarsınlar.

Sermayeni selamet menziline (Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan yer, konak), yalpalayan gemini, kıyıya ulaştır.

Soyguncular sana rastlamazsa uyku gibi gizlen, seni kovalamazlarsa su gibi ak.

Bu tapınak (Tanrı tapısı) herkesin ayak basacağı yer değildir.
Çünkü buraya boş çuvalla girilmez.

2065- Burada ilerleyemezsen ciğerine kan doldururlar.
Yükünü tapınaktan dışarı atarlar.

Dünyadan göçüp gitme hüner olmasaydı, gece ile gündüzün çarkı daima harekette olmazdı.

Bari yakayı ele vermeden kalk (Ecel gelmeden), dinin eteğine yapış, imanın sığınağına kaç.

Dinin sana buyruklarını dinle.
Tabiat senin malın değil, ona veda et.

Din tatlı bir seher rüzgârıdır, onu canına sindir.
Tabiat ise bir tozdan ibarettir, onu cihana bırak.

2070- Din seni bir gül kokusu gibi sarar.
Tabiata tapacağına ona tap.

Saba gibi herkesin kapısında nazlanma!
Hava gibi her çör çöpün arkasından koşma!

Bu gördüklerin hep gölge gibidir.
Sen nur ol!

Bütün varlıklar senin olsa bile onlardan uzaklaş!
Bu yuvarlak felek senin etrafını çevrelemiş bir çemberdir.

Sen bu halkadan başını nasıl kurtarabilirsin?

2175- Felek, bir gün sana başından geçenleri anlatsa yahut yaşından haber verseydi, senin varlığın onun genişliği içinde pek ufak görünür.

Senin ömrün onun çağları yanında bir hiçten ibaret kalırdı.
Bu konuda son sözün sükût, son hatıran her şeyi unutmaktır.

Cihanda mademki nefesin çıkıyor, bir sevgilinin aşk kapısında yaşamalısın!
Mademki bu âleme düşmüşüz, birkaç nefesten ibaret olan ömrümüz aşk şarabından başka bir şeyle hoş geçmez.

Gökler hiçbir kaftan biçmedi ki o iki külahlı hırsız (Gece-gündüz) aradan aşırmasın.

2080- Her ne işlersen kinci felek onu hemen keskin kalemlerle üzerine yazar.
Naz ve izzet kapısından hangisini açtınsa o kapı sana tekrar açılacaktır.

(Ektiğini biçeceksin)

Gözün alay ve istihza perdesi ise aynı perdede sana da aynı oyunlar gösterilecek.

İyiyi kötüyü çok görmüş olanlar a iyiyi seçmiş kötüyü beğenmemişlerdir.
İyilik yapanlar bir eser bıraktılar, kötülük işleyenler zararını çektiler.

2085- Son menziline (Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan yer) ister iyi ister fena sermaye ile git, senin adın ve merteben ancak birlikte götüreceğin şeye göre belli olacaktır.

Dikenlerle örtülü gülün adı dikendir.
Nasıl ki amberciye de amber adı verirler.

Kalp (Sahte, içi başka, dışı başka) olma ki, mahşer gününde hem kendinden, hem de Tanrı’dan utanç duymayasın!

Şu ciğer yakan zamaneye nefretle haykır, şu kan şişesini taşa çal, şu garip renkli oyuncağı kır.

Bu saçma falcılığa bir nesih (Kaldır, hükümsüz bırak ) kalemi çek.(İnanıp bağlanma)

 2090- Şu fil halkasından el çek (Kendi ayağını bağlama), şu alaca renkli yalancı dünyayı ayaklarının altına at ki felek dokuz seyyarenin (Gezegen) kubbesinden sana şahlık hutbesi okusun.

(O zaman) Senin vazifen affetmek, benim işim de bu bayrağı açmak olur.

Âdemoğluyum.
Meleklerden üstünlük davasındayım.

Değerim boyumdan daha yüksek, uçuş alanım bu dairenin dışındadır.

2095- Suyum yok ama şu deniz gibi heybetime bak.
Mangırım  (Param) yok ama nasıl hazine aradığımı gör.

Felek gibi ayağım hazineler üstündedir.
Şüphe yok ki durağım hazineler ülkesidir.
Gence’dir.

(Zamane sana can düşmanıdır.
Kendini onun dostluğundan kurtar.

Bak ki kimleri zincire bağladı?
Onun halini görenler dillerini tuttular.)                                                                                                                                                
                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Tanrı’ya ulaşmak için dünya ve yıldızların tesirinden kurtulmamız gerektiğini öğrendik.

2.   Bu yolculuğa yalnız çıkmamız, bizi bağlayan bağlardan kurtulmamız, dikkatli olmamız, görünen ve görünmeyen düşmanlara karşı dikkatli ve kuvvetli olmamız gerektiğini öğrendik.

3.   Tanrı’ya ulaşmak için yola çıkmak için para gerekmediğini öğrendik.

 
İşte böyle yaren,
İnsan sevdiğinden ayrılmak istemez, ayrılma kaçınılmaz olduğunda çok acı çeker.
Ölüm kaçınılmaz olduğundan dünya ve yaşamını sevmememiz, bağlamamız, gönlümüzü vermememiz öğütleniyor.
Yanlış da anlamayın, bu dünyada bize verilen görev ve sorumlulukları en güzel şekilde yerine getireceğiz ama sevip bağlanmayacağız.
                                         *

RAVLİ

Popüler Yayınlar