3 Nisan 2013 Çarşamba

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 31

SEKİZİNCİ MAKALE

Yaradılışa ve aklın büyüklüğüne dair:

1300- Varlıklardan ilk yaratılanlar henüz Tanrı’nın cömertlik denizinden su içmemişti.

(Levh (Yaşamın yazıldığı levha), Kalem (Söz), Arş (Çatı), Kürsü (Dünya makamları), ukul(Akıl) , eflak (Semalar, felekler, gökler, küreler, zamanlar) ve anasır (Ateş, hava, su, toprak))

Cihanda bu değişiklikler, dünyanın yollarında bir toz tanesi bile yoktu.
Yaratılacak şeylerin henüz sırası gelmemiş, perdede oyunlar başlamamıştı.

Gece ile gündüzün savaşı, varlığın can ve gönül oyunları yoktu.
Henüz canlı yaratıkların uzuvlarında hareket başlamamış, adaletin varlığı ile yokluğu henüz belirlememişti.

1305- Tanrı’nın rahmet ve sevgisi cömertlik feyzi gösterdi.
Kendi denizinden bir damla (Hayâ, utanma, sıkılma) düşürdü.

Kudret denizinden dökülen o damla derhal bu gök kubbeyi harekete geçirdi.
O sudan meydana gelen felekler yuvarlak bir şekle girdi.

Senin cevherin de o arazdan (Kendi kendine vücut bulamayıp, başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet) yoğruldu.

Bu âlemden göçtüğün zaman da aynı yoldan kendi aslına döneceksin.
Cihanın sensiz olduğu günler ne bahtiyar günlerdi?

O zaman senin nefsin suretsiz, canın bedensiz idi.

1310- Feleğin gözü bu arayıp tarama kaygısından uzak, yerin kulağı bu dedikodulardan kurtulmuş bir halde idi.

Sen bu yola henüz ayak basmadığın zamanlarda varlık, yokluğundan çok müteşekkir idi.

Cihan bağı diken zulmetini çekmemiş, başı dönmüş yer yuvarlağı henüz tozlanmamıştı.

Gece ile gündüz gebelikten uzak, hayat kısır, tabiat bekâr idi.

Hizmete el bağlanış olan “ Cevza”nın (İkiler burcu) talihi, başından ve kuyruğundan kemer kuşanmak derdinden kurtulmuştu.

1315- Ayın yüzü, hiç kararmamış, sen (Su dolu) leğen içinde onu böyle düşkün bir durumda görmemiştin.

Zühre henüz yüzsuyunu bu toprağa dökmemiş, Harut’un (Balil’de sihir ve büyü yapan peri) kanadı Babil’e düşmemişti.

Yer ve gök senden ayrı idi.
Sen henüz ortada yokken, onlar senin gamını çekiyordu.

Senin yaradılışınla dünyanın şerefi tazelenince her iki cihan seslerle doldu.
Fakat ey yıldızlara tapan (Falcılıkla uğraşan) zavallı, senin kötümser görüşlerin yüzünden yıldızların parlaklığı kaçtı.

1320- Sen yıldızlarla (Falcılıkla) uğraşmazken aylar, yıllar değişmiyorlardı.
Cihanın yüzü tertemiz bir ayna gibiydi.

Onun parlaklığını birkaç nefesle sen bulandırdın.
Sabah kandilini sen karartın, seher aydınlığına “ Subhi sadık (Tan yerinin ağarması)”, “ Fecri kâzip (Sabaha karşı doğuda görünen aydınlık)” adlarını sen koydun.

Semaları elinin altına aldın.
Eğer öyle olmasaydı, önünde böyle el pençe divan dururlarımıydı?

Dokuz felek, sana can meyvesi demiştir.
Bu iltifatı sana dille yaptıklarını işittim.

1325- Yazık ki (Bu mertebede) çul köpekten, torba eşekten daha değerli dedikleri gibi senin tacın da başından yücedir.

Bu laf meydanında senin için çok söz söylendi.
Cihan devletini tozlu bir arpa tanesine sattığından (Bahsettiler).

Evet, sen bir avuç toprağı bir can pahasına, toprakta yetişmiş bir arpa tanesini bir cihana değiştin.

Ey semaları ıstırapla dolduran insan!
Senin yerin toprak altındaki hazineden daha değerlidir.

Senin dimağının cıvayı andıran cevheri bu sincap renkli toprakla soğumuştur.

1330- Şu alaca renkli topraktan vazgeç ki, seni fındık gibi daracık kabuğu içinde hapsetmesin.

Gece ile gündüz (Senin hoşuna giden birer) sincap ve fındık rengi değildir.
Bu ikiyüzlü tilki belki de bir kaplan, bir ejderhadır.

Kedi değilsin.
(Her sofraya) el uzunluğu etme.

Sen karar sahibisin, dönek tilkilerle oyuna girme.
Bu yol üzerinde ölüm aslanı tuzak kurmuştur, başını sığınlar gibi (Saldırı karşısında sinmişler ) kuyu tarafına niçin çeviriyorsun?

Felek sana bir saadet cilvesi gösterirse aldanma.
O bir seraptır.

1335- “ Nefis atını” o kadar hızlı koşturma.
Çünkü aldanmışsın.

Tatlı su içmeğe bak.
Çünkü tuz yemişsin.

Nefsin tedbirlerine bağlanmazsan sabah aydınlığı gibi harmanını yakmaya bak.

(O zaman) nefsinin Yusuf’u kuyudan dışarı çıkar, Tanrısal ülkenin saltanatı gözlerinin önüne serilir.

Gök kubbe altına sararmış bir yüzle geldin, çünkü bu kuyunun içine düştün.
Senin bu sararmış çehrenin rengini hiçbir sirke gideremez.

1340- İçinde yağlar (Gurur ve heves) yüz yıllık kandil yağı gibi olduktan sonra yüzünü ekşitmekten ne çıkar?

Yedi kat yerin altında babanın kanını gördün, bari şu birkaç parça ekmek için yüz suyu dökme.

Kendi harmanına ateş veriyor, kendi devletine tekme atıyorsun.
Koş, atıl ki meydan senindir.

Hükmünü yürütmeye bak, ferman senindir.
Kalabileceğin şu birkaç gün içinde hoş geçin, iyi yaşa, rahatına bak.

1345- Hem sana çok cefa ettiler.
İhtiyarının (Seçme, seçilme, katlanma) ipini kaderin eline verdiler.

Ayağın topal belin kambur oldu.
Hala kendi yağınla kavruluyorsun.

Şüphe yok ki dünyada ocak külü, kıyamet gününde cehennem kütüğüsün.
Bu mideye ekmek ve su ile dolu farz et, ey zavallı, yine ağırlaşamayacaksın.

Eğer insan yalnız yemekle yaşasaydı çok yiyenler daha çok yaşarlardı.

1350- Ömür, azlığından dolayı değerlidir.
Hayatın kıymetini ömrün azlığında ara.

Az ye, de rahat bolluğuna bak.
Çok yersen ağrı ve ıstırap duyarsın.

Aklın, mideni doldurmakla ıstırap çeker.
Oburluk sevdası hırsını ayaklandırır.

Hırsınla beraber aklın, sana helal olmayan şeyleri yememek için verilmiştir.
Hırsın dayanılmaz bir fitnedir (Bela, sıkıntı, ayartma, azdırma, arabozuculuk, karışıklık, dinsizlik, cahillik, delilik).

Akıl sahiplerini aldatan bu cahile uymaktan kaçın.

1355- Korkarım ki önüne çıkan bu fitne seni kendi rengine boyamasın.
Çünkü bu alanda her iyilik ve kötülük (Bazen) birbirinin rengine girer.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***

RAVLİ KÂİNATIN YARATILIŞI yaz Google den incele.

RAVLİ HIRS yaz Google den incele.

RAVLİ TEK RENK yaz Google den incele.                                  

RAVLİ ÖMÜR yaz Google den incele.

RAVLİ BÜYÜ yaz Google den incele.

                                  *
RAVLİ

2 Nisan 2013 Salı

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 30

FERİDUN ŞAHIN CEYLAN AVI HİKÂYESİ

1280- Bir sabah Feridun şah birkaç nedimi (Yardımcı) ile birlikte seyran maksadıyla saraydan çıkmıştı.

Avlanmak üzere bir yeşilliğe uğradı.
Orada pek hoşuna giden bir ceylan yavrusu gördü.

Öyle latif gerdanı ve kulakları vardı ki insana hiç düşmanlık duygusu vermezdi.

Gözleri, kalçaları sanki kendisini öldürmek isteyenden şefaat (Suçlarının bağışlanmasına aracılık) dileniyordu.

Yavru (Biraz sonra) şahın kendisine takılan gözleri önünden bir hamlede sıçrayıp kaçtı.

Şah onu avlamak için o kadar merak sardırdı ki artık kendini tamamıyla bu sevdaya kaptırmıştı.

1285- Atın sürati, ceylana karşı şahın yüreği gibi şefkatli, yayın sırtı, şahın gönlü gibi yumuşak geliyordu.

Koşarken ardından ok yetişmiyor, at o süratiyle tozunu bile tutamıyordu.

Oka soruyor:
Haniya senin o kin dolu uçuşun?

Ata çatıyor:
Nerede senin eski kaçışın?

Ok baştan-başa dil kesildi:
Ey padişah!
Bu ağızsız dilsiz yavru gözlerinin önünde idi, senin adaletinin çevresinde dolaşırdı, senin zırhının üzerine (Düşmanlık yapmak) ok atmak kimin haddine düşmüştür?

1290- Büyükler nazarında çalgıcılardan başkasının kendi teflerine el vurması hoş görülmez.

Ey akıl sahibi, yücelerin iznini ara ki büyüklerden sana erişecek dert ve kederlerden uzak kalasın.

İyilik insan sanatıdır.
İnsanın boynuna yüklendiği hizmet ise adamlık şerefidir.

Hünerli insan için ilk yaratılışta verilen sözü tutmaktan daha makbul bir iş yoktur.

Vefa (Sözünde, sevginde, dostluğunda durmak, devam ettirmek) kemerini ahit (Yemin) kemerine koy, çalış ki, sözleşmeyi bozmayasın.

1295- Hazineyi bekleyen yılanın ona ihtiyacı yoktur.
Fakat (Onu korumak için) başından kuyruğuna kadar kuşanmış olduğu hizmet kemerinden fazla da bir şey yoktur.

O hizmet peşinde felek baş tacı oldu.
Hizmet uğrunda bütün varlıklar kemer bağladı.

Bu hünerin ipine yapışan her insan hizmeti yolunda bir kemer kuşanır.

Mum (Bal mumu) ki, ışık kaynağıdır, bu devleti arıya hizmet yolunda bulmuştur.

Kalk, ey Nizami!
Mademki sen de hizmet uğrunda kemer kuşandın, artık bağlı değilsin.
 
                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Vücudun ve bakışların temasta olana değerlendirilecek işaretler verdiğini öğrendik.

2.   Kaçma eyleminin kovalama ve avlama hareketini tetiklediğini öğrendik.

3.   Büyüklerin yakınında olanlara zarar vermek o büyüğe zarar vermek gibi olduğundan dikkat edilmesi gerektiğini öğrendik.

4.   Büyükler hizmet etmekle onların ışığından yararlanabileceğimizi öğrendik.

5.   Büyüklere bağlanıp hizmet etmekle bir zaman sonra hizmet edilen olunacağını öğrendik.

                                      ***
İşte bu işler böyle yaren,

Hizmet etmenin, sözünde durmanın, verdiğimiz sözü yemin etmiş gibi önemsememiz gerektiğini, aklımızda bulundurmamız gerektiğini öğrendik.

Geniş bilgi için RAVLİ HİZMET yaz Google den incelemelisin.
RAVLİ SÖZÜNDE DURMAK yaz Google den incelemelisin.

                                           *
RAVLİ

 

1 Nisan 2013 Pazartesi

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 29

YEDİNCİ MAKALE

İnsanlık mertebesinin bütün canlı yaratıklara üstünlüğü:

Ey yeryüzünde felekler (Yıldızlar) gibi yüce ve değerli olan insan!
Yerler, gökler senin nazını çekmektedir.

Ününün nerelere yükseldiğini bilmiyor musun?
Senin zan ve tahmin edebileceğin mertebeden daha yükseklere!

Önce seni beslemiş olan o sütnineden (Tanrı’dan) şeker yemedikçe süt içmedin.
Sana bundan daha çok iyilik olamaz.

Gerek ki sen de iyiliğini artırsın.

1245- O kudret kalemi (Kader) sana latif bir sevgili tasviri işledi.
Can ipinin ucunu ciğerine, din mücevherini de kemerine bağladı.

Sen bu dünya çimenliğinde pek zayıf olduğun halde sırasında en semiz geyikler bile seninle yarışamaz.

Bütün canlı yaratıklar senin kölelerin, senin tuzağına düşmüş kuşlarındır.
Sen onların başında bir “ Hüma” gibisin.

Makamında otur.
Az ye, az söyle, az incit!             

1250- Aktan, karadan her ne görürsen hepsi de bu iş alanında bir görevin başındadır.

Baykuş bile, masallara göre faydasız ve uğursuz bir kuş iken viranelerde Tanrı hazinesinin bülbülüdür.

Bu varlık perdesi içinde görünen her şey tenine göre de bir canı vardır.
Bunlar gerçi senin denizindeki cevherlerle nispetle çok eksiktirler.

Fakat onlar da senin gibi âlemin birer cevherine sahiptirler.
Dikkat et ki artıktan eksikten sayıya gelen bütün yaratıkların canları kadar da ıstırapları vardır.

1255- Şu varlık âlemi içinde iyi kötü her yaratık senin gibi savaşmakta, iyilikte, kötülükte sana ayna tutmaktadır.

Sana külah verenlere sen pabuç ver, perdeden dışarı çıkarsan ay gibi perdeni yırtarlar.

(Uyan, sabah gibi perde arkasında kalma, sonra sana gece gibi karanlık adını verirler.

Bal arısının kovanı kızıl çamurdandır.
Senin kovanın da bu arı gibi kaynaşan yaratıkların perdesidir)

Boğaz derdiyle daha ne kadar şu örümcek ağının kapısında sinek gibi çırpınacaksın?

Cihanı kuşatmış olan Tanrı erenleri senin sırlarını gözlerden sakladılar.
Artık bu perdenin etrafında fazla dolaştın, şüphesiz ki perde dışına çıktın.

1260- Perdeli olmayan gönülden uzaklaş.
Gizli olmayan sözleri dinleme.

Bu perde arkasında gizlenmiş bir hokkabaz başına bu örtüyü desise (Hile, oyun, el altından yapılan iş) ile bağlamadı.

Elini bu perdeden başka tarafa uzatma.
Bu perde dışında başka bir ahenk tutturma!

(Evet) Bu perdeden dinle de aklın başına gelsin.

Esrar perdesinin (Gizlenilen ve bilinmeyen şeyler, aklın eremeyeceği işler) halvetinde oturanlardan ol!

Bu perdenin feyzi (İlmi, irfanı, bolluğu, çokluğu, verimliliği, ilerlemesi) cismini ruhtan daha arı kılar.

Çünkü kırk gün seni zindanda bekletir.

1265- Er olan zindanda yatmakla şeref kazanır.
Yusuf bundan dolayı zindanda yattı.

Gönül kadri (Gönlün tükenmeyen kuvveti, gücü) ve can mertebesi (Seviye) bulmak riyazetten (Oruçla birlikte ibadet) başka bir şeyle nasip olmaz.

Tabiat unsurlarını riyazetle meydana gelmiş farz et!
Riyazet altınını da tabiata bırak.

Riyazet sayesinde öyle bir mertebeye erişirsin ki, seni bayağılıktan insanlık derecesine yükseltir.

Tabiatın serkeşliği (Dik başlı, başkaldıran, inatçı, itaatsiz) sana boyun eğer, ihlâs sikkesi ( Her yerde geçerli katışıksız, temiz, doğru sevgi, gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık) senin adına basılır.

1270- Akıl ve tabiat (Huy, adet, mizaç) sana yar (Sevgili) olduktan sonra iş demirci ile attarın hikâyesine varır.

Demirciye gidersen ocağından yüzüne kıvılcım sıçrar.
Atara varırsan saçlarına nefis kokular sürer.

Tabiatın urganından (Kalın ipinden) kurtuluş ihtimali az olduğu gibi dünya kafesinde de hayat pek kısadır.

Âdete (Görenek, usul, tabiat, alışkanlık) uygun gelmeyen her şey sonunda saadet getirir.

Boş sevdalardan baş çevirmek büyüklük alametidir.
Arzularını yenebilmek peygamberlik kuvvetidir.

1275- Nefsinin isteklerini buyruğunun altına aldınsa (Korkma)
Sözün doğrusu, feryat sesi gelir.

Dinin kölesi ol, şeytana ırgatlık etme.
Din sığınağında barınmaya bak ki, kıyamet gürültülerinden kurtulabilesin.

Cehennemin o kadar keskin ateşine karşı Hazreti Muhammed’in sevgisi, amcası “ Ebu talip” e bekçilik edecektir.

Uluların nazarında (Bakışında) hakikat vardır.
Tanrı korkusu aydın gönüllerde yerleşir.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Gördüğümüz tanıdığımız göklerdeki her varlıktan daha değerli olduğumuzu öğrendik.

2.   Tanrı’nın sütüyle bizzat beslediği kişiler olduğumuzu öğrendik.

3.   Tanrı’nın din mücevheriyle bizi süslediğini öğrendik.

4.   Zayıf bedenli olduğumuz halde aklımız ve çalışmamızla yaratılan mahlûklardan hızlı olduğumuzu öğrendik.

5.   Yaratılan her şeyin bizim emrimize verildiğini öğrendik.

6.   Az yememiz, az uyumamız ve incitmekten kaçınmamız gerektiğini öğrendik.

7.   Yaratılan her varlığın bir faydaya göre olduğunu bununda insana hizmet için olduğunu öğrendik.

8.   Canlıların hareketlerine bakarak iyi ve kötüyü görebileceğimizi, anlayabileceğimizi, kendimize bir ders çıkarabileceğimizi öğrendik.

9.   Tanrının bir perde yarattığını, birçok sırrını bu perde ile sakladığını, özel kişilerin bu perdenin arkasına geçip esrarı gördüğünü, sırları öğrendiğini, orada olanlarla dost olduğunu öğrendik.

10.                  Yanına gidip hizmet ederek dostluğunu kazandığımız ulu kişilerden ve iyi ortamlarda bulunmak gayreti gösterdiğimizde perde arkasına geçebildiğimizi, geçemesek bile perde arkasında olanların bahşiş olarak verdikleriyle saygın olabileceğimizi öğrendik.

11.                  Allah’a ulaşmak, nefsi terbiye etmek için oruç tutarak, ibadet ederek, yalnızlığı çekilerek günlük uğraşılardan kurtulmak suretiyle öz eleştiri yapmamız, olgunlaşmamız gerektiğini öğrendik.

12.                  Halkın adet ettiği, usul koyduğu, alışkanlık yaptığı her şeyden sıyrılmamız, sonu olan sevgilerden temizlenmemiz ve kişisel arzulardan vazgeçmenin insana peygamber kuvveti vereceğini öğrendik.

13.                  Din öğretisi ve inancı nefsi kontrol etmeyi ve şeytanın hilelerinden koruduğunu öğrendik.

14.                  Tanrı erlerini koruyup gözetenlerin kıyamete kadar o kişilerin koruması altında olacaklarını öğrendik.

15.                  Aydın gönüllülerde Tanrı korkusu ve nurlu bakış olduğunu, nurlu sözleri ve nurlu işler yaptıklarını öğrendik.

                                                 *
RAVLİ

MAHZENİ ESRAR SIRLAR HAZİNESİ 28

AVCI İLE TİLKİ HİKÂYESİ

1195- Pek tecrübeli bir avcı vardı.
Dere tepe dolaşırdı.

Bu adamın koşarken ceylanlara aman vermeyecek kadar çevik, son derece hassas yavuz bir köpeği vardı.

Boynu gergedanı titretir, yaban eşeği dişlerinin darbesinden korkardı.
Yolculukta onun dostu ve arkadaşı idi.

Birkaç defa işine yaramıştı.
Bu gerçek yoldaş için gönlünde artan bir sevgi uyanmıştı.

Geceleri avcıya bekçilik yapar, gündüzleri geçimini sağlardı.

1200- Bu yavuz köpek bir gün kayboldu.
Adamcağız o sevgili dostun ayrılığına çok ağladı.

Kılavuzu kaza olan bu yolda bir it ayağı bir aslan başına bedeldir, dedi.
(Tesadüflere bağlı yolculukta küçük de olsa yol gösteren, koruyan büyük değerdedir)

Her ne kadar bu acı arasında hayatından bezmiş, sabrı tükenmiş bir halde idi, fakat buna katlanmak lazımdı.

Çünkü sabrın kapısını çalanlar daima kârlı çıkarlar.
Uzaktan alaylı bir tavırla bir tilki geldi.

Sabret” dedi.
Ey canı tez adam!

1205- İşittim ki o eşsiz hüner sahibi dünyadan göçmüş, köpek gitmiş, başın sağ olsun.

O köpek ki (Bir zaman) önünden ceylan geçse yakalardı, çok çevikliği yüzünden bugün ölüm onu avladı.

Şimdi onun ölümü dolayısıyla getirdiği taze avın (Kederin) bereketi sana iki ay yetişir.

Kalk, o avdan gönlüne bir kebap ziyafeti çek.
Özünü sen ye, derisini de muhtaçlara ikram et.

Bundan önce yemeklerin pek yağlıydı.
Artık daha fazla semiz tilkiler avlayacaksın.

1210- Artık bizim azamızın yağlı veya yavan olması kaygısından uzaksın.
Mizacını da (Huyunu) bizim soframızdan “ Bizi takip kuruntusundan” kurtardın.

Sevgilinden ayrı yaşıyorsun.
Bu nasıl vefakârlık? (Sözünde, dostluğunda, sevgisinde duran)

Hala gam çekiyorsun.
Bu ne biçim teessür?

Avcı cevap verdi:
Eh geceler gebedir!

Bu benim için bir günlük kederdir.
Fakat şundan memnunum ki şu ölümlü dünyada keder de sevinç de birbirini kovalamakta gecikmez.

Şu daima değişen kalıpta (Fani varlıkta) gördüğün saltanatın da, kulluğun da değeri yoktur.

1215- Yıldızlar, felekler geçip gideceklerdir.
Rahat da, minnet de (Çalışma, çabalama) sona erecektir.

Gönlümde gam duyduğum zaman sevinirim, çünkü gam sevinç müjdesi getirir.

(Kaderin kaleminden çıkan şu söz” Güçlüklerle beraber kolaylıklar vardır” Tanrı sözü olduğuna inanırım)

Köpeğin hasreti, beni Yusuf gibi belâya uğrattı.
Fakat kurt değilim ki bu teessürden dolayı elbisemi yırtayım.

Lakin ey hilekâr tilki!
Felek onu benim elimden aldıysa ne çıkar?

Senin gibi bir av bir gün yine elime düşer.
Avcı bu sözü söylemişti ki uzaktan bir toz belirdi.

Köpek bu toz perdesi arkasından çıkageldi.

1220- Tilkinin etrafında bir iki defa dolaştıktan sonra hemen yakaladı, postuna dişlerini geçirdi.

Galiba, dedi geç kaldığımdan dolayı beni ayıpladın.
Evet, geç geldim ama aslan gibi yetiştim.

(Sahibine dönerek) Boynuma yüklediğin lütfu ve insanlarının hatırası senin dinin gibi sağlam olduğu halde tilkinin saçma sözleri sana neden yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) göründü?

Hâlbuki ancak yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) inananların işi saadet yoluna girer.

Her işinde yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) yolunu tut, bu menzilden daha mübarek bir yol yoktur.

1225- Ayak, yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) yolunda yürümekle baş gibi yücelik kazanır.

Taş, yakinin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) verdiği onur ile altın olur.

Ayağını yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) hususunda sağlam basarsan denizden toz, ateşten su çıkartırsın.
(Yani aklın anlayıp kavrayamayacağı işler yaparsın)

Yakin’i tevekkülle karıştırıp yoğuran kimse kerem eliyle hikmetini yazar.
(Yani sağlam bilgi ile iş yapıp sonucu Allah’ın takdirine bırakırsan büyüklük elde eder kontrol etme sırlarını yazacak duruma gelirsin)

Önlerine gelen fırsatı nimet bilip geri çevirmeyen yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) ve tevekkül (Kaderine razı olan) erbabı, ne kimsenin sırtından geçinir, ne de sofra sineği gibi yaşarlar.

Tanrı’ya kulluk ile vakit geçir, geçim kaygısı çekme.
Sana gelecek kısmet (Ayrılmış pay) geri dönmez.

1230- Tanrı kapısında bulun ki her kapıdan yücedir.
Rızkını O’ndan iste, rızık veren odur.

Bu kapıdan hiçbirisi sebepsiz olarak eli boş dönmedi.
Yakin (Sağlam bilgi, iyi, kati olarak bilme) ehli başka bir taifedir (Topluluk).

Bizler hep ayak derecesindeyiz.
Onlar baştırlar.

Seccadeyi suya salar, şaraba bal tadı verirler.
(Yani herkesin boğulduğu yer ve konuda onlar zarar görmez, acı ve üzüntü veren her ne ise onu tatlı bir sarhoşluğa çevirirler.)

Ömür sana bir günlük bile mühlet vermezken on yıllık yiyeceği istif etmenin ne yeri var?

1235- Suretlerimizin yaratıldığı ilk günde rızıklarımız ayrılmıştır.
Sana oradan yaradılış sofrasından rızık (Yiyecek, içecek) göndermişlerdir.

Burada yediğin de sana verilen o kısmettir.
Her ne kadar bu âlemde herkes geçim için çabalar.

Fakat hiç kimse kısmetinden fazla bir şey yiyemez.
Din yolunda uğraş.

Çünkü ezelde yaptığın sözleşme din üzerinedir.
Rızık (Yiyecek, içecek)ve devlet (Saadet, mutluluk, zenginlik, refah) çalışmakla artmaz.

Bütün âlemlerde aziz olmak istiyorsan senden çalışmak gerekir, Tanrı’dan da başarmak.
(Görevini yetki ve sorumluluğuna göre kurallara uygun yapmak gerektiği, Tanrı’nın da bu çalışmanı takdir etmesi ile iyi sonuca ulaşmasına razı olmak gerektiğini anladık)

1240- Nizami’nin çabalaması soğuk bir ah!’tan ibaret kaldı.
Ona ne yaptıysa Tanrı’nın başarısının ılık nefesi yaptı.

                                 ***
Mahzen-i Esrar
Nizami
M.E. B. Şark İslam klasikleri 13

                                 ***
Neler öğrendik:

1.   Dost, arkadaş olan, iyiliğini gördüğümüz kişi kaybolunca oturup ağlamak ve yerine onu aramak, bulmaya çalışmak gerektiğini öğrendik.

2.   Üzüntüyü sevinç takip edeceğini, karanlıktan sonra aydınlık geleceğini öğrendik.

3.   Gamlanacak bir şey başımıza geldiği zaman sevinmeye başlamamız gerektiğini çünkü sevincin geleceğine müjde olduğunu öğrendik.

4.   Sağlam, kati, değişmez bilgi ile iş yapmamız gerektiğini, en iyi sonucun böyle alınabileceğini öğrendik.

5.   Yiyeceğimiz içeceğimiz için çalışmamız gerektiğini ancak aç kalırım düşüncesine asla kapılmamamız gerektiğini öğrendik.

6.   Tanrı’dan gelen, esen, görünmeyen, fakat hissedilen ılık bir rüzgâr rızkımızı bize getirdiğini öğrendik.

                                        *
RAVLİ

Popüler Yayınlar