4 Ocak 2013 Cuma

ŞEMSİ TEBRİZİ 43

Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu.
Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı.

Nasıl ki bir gün o Mansur der ki:
Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese, onu yürütür.

Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır, iki kere yere eğilir.
Mansur, ey minber!

Der, ben sana söylemiyorum, sen yerinde dur!
Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır, tatlılaşır.

Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil, ancak adları söylendiği için meclis kızışır, coşar.

Ben onlara şöyle diyorum:
"Bilim Hak yönünden verilir, kendiliğinden gelmez."

Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş.
Gökten şeker yağıyormuş...

Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş.
Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu.

Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi, seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi.

Onlara dedi ki:
Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz, yani Allah'ın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz, atının dizginlerini benim elimden kapardınız.

Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız, onu da öylece benden kıskanırdınız.

İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti.
Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış, hem de inkâr etmiştir.

Çünkü şeyh, böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönül alçaklığı ve iltifat göstersin? Diye kuşkulanıyor.

Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki, panzehir ocağıdır, diyor.

Fetih Sûresinde buyrulduğu gibi Allah'ın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez.

"Hele, Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse." (M. 339)
Anlamındaki ayetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu.

Beyit:
Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma!
Çünkü orada tiryak (Panzehir) taşları da var.

Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı, içinde parlak düşünceler belirirdi.
Sonra tekrar gölgeye daldı mı, karanlık kuruntular baş gösterirdi.

Diyelim ki onun durağı orasıdır.
Sanki halkı yoldan çıkarmak, kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir?

Şeyh onu görünce selâm sana, dedi, bizi düşünmek hususunda nasılsın?
Tekrar unutuyor musun?

Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım, diye şüpheleniyor musun?

Allah geceyi ve gündüzü değiştirir.
Kaç kere, gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur, kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar.

Kur an'da, "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe, sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?"
(Ankebut Sûresi, 1) buyrulmuştur.

Âlemde hangi şey vardır ki, bir imtihan geçirmeden kabul olunur yahut imtihansız ise geri çevrilir?

Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur, doğru yolu tutarsın, o zaman kim olduğunu da anlarsın!

Veli, veli olduğunu bilmez mi?

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
 ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Evreni ve olayları konu edinip deney yolları ile gerçeğe dayanarak kanunlara yükselmeye çalışan bilgiye, ilime bilim denildiğini öğrendik.

2.   İnsana Meleklerin bile sahip olmadığı bilgi verildiğini öğrendik.

3.   Cenabı Hakk’ın Âdem Aleyhisselâma bütün eşyanın kendisini, sıfatını ve ne iş yapabileceğini, neye yaradığını öğrettiğini öğrendik.

4.   Hazreti Âdem’den başlayan bu bilgi ikramının zamanımıza kadar gelmiş olduğunu öğrendik.

5.   İnsanların çeşitli yollardan ve bilhassa peygamberler ve onların getirdiği kitaplar aracılığı ile bilgilendirilmiş ve aydınlatılmış olduğunu öğrendik.

6.   Bilmek ve düşünmek yoluyla anlamanın insana şeref verdiğini öğrendik.

7.   Olmuşu, olanı, olacağı, gizliyi, açığı, kısacası her şeyi bilmek ve iradeli olarak doğruyu yanlıştan akıl kullanılarak ayırt edilmesi bilim sayesinde olacağını öğrendik.

8.    Bilimin özü bozulmadan değişik kalıplara girip kendini gösterdiğini öğrendik.

9.   Bilimin iyilik ve uğurlu olacak amaçla edinilmesi gerektiğini öğrendik.

10.                  Bilimin sadece öğrenmek için olmadığını, öğrenilenin hayata geçirilmesi gerektiğini öğrendik.

11.                  Bilimin lazım olduğu, gerekli görüldüğü için öğrenilmesi gerektiğini öğrendik.

12.                  Bilimin dilekle ve istekle geliştiğini öğrendik.

13.                  Bilgiye saygı duyarak, özenerek, dikkat ederek dikkatlice yaşamımıza kazandırmamız gerektiğini öğrendik.

14.                  Öğrendiklerimizi başkalarına örnek ve misal olması için yazarak ve söyleyerek kalıcı olmasını sağlamamız gerektiğini öğrendik.

15.                  Bilmediğimiz çok şeyi Peygamberimizin bize öğrettiğini öğrendik.

16.                   Allah’ın bize bildirdiğini anlamaya çalışmamız gerektiğini öğrendik.

17.                  Allah’tan korkan ve Allah’a hesap vermeyi kendini hazırlayanlardan zarar gelmeyeceğini öğrendik.

18.                  Allah’ın değiştirdiğini öğrendik.

19.                  Allah’ın sadece inandık demekle kurtulamayacağımızı, imtihan edildiğimize sonra değiştirildiğimizi öğrendik.

İşte böyle yaren,

Bu dünyadaki yaşam imtihan yaşamıdır.
Allah’ın dilemesi ile bizde değişiklik olabileceğini öğrendik.

                                       *
RAVLİ

ŞEMSİ TEBRİZİ 42

Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu.

Dedim ki:
Bu, bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer.

Bakkal her müşterinin kâsesinden bal yahut yağ aşırır, müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş.
Çırak içinden kızar, fakat bir şey söyleyemezmiş.

Bir gün büyük bir tulumun ağzı açık kalmıştı, içindeki bal hep dökülmüştü.
Bunu fırsat bilen Hintli köle, evet, dedi, parmak-parmak topladın, şimdi tulum-tulum boşalt!

Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer.
Kötülük yapma.

Kötülük görürsün!
Kuyu kazma, içine sen düşersin!

Biri dedi ki:
Falanın cenaze namazına gidelim.
O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu.

Onu Allah yargılasın dedi.
Gerçekte cenaze namazı onu Allah'ın bağışlaması demektir.

Asıl budur.
O aslı, kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar, elbet de tersine ve yanlış söylerler.

Yine bir hikâye vardır:
Biri balıktan bahseder.

Onun büyüklüğünü, iriliğini anlatırmış.
Başka biri sus demiş, sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin?

Öteki ben bilmez miyim, bu kadar deniz yolculuğu yaptım, demiş.
Peki, o halde balığın nişanını söyle nasıldır.

Palavracı hemen atılır:
Deve gibi iki bacağı var.

Adam, yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım, şimdi görüyorum ki, sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun!(M. 337)

Tabiat ehli olmamalı, gönül ehli olmalı.
Gönül ara, tabiata bakma!

Gönülün yeri nerede?
Gönül gizlenmiştir.

O Allah adamıdır, kıskançlıktan ona gönül ehli derler.
Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa, gönül sevinçlidir.

O ışık, bir anda kaybolur, ancak gönül (Kalpte oluşan duyguların kaynağı), gönül olmak için çok kere böyle olur.

Yanar, çok kere gönül kırılır, aradan kalkar; Allah kalır.
Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti:

Davud, Allah’tan sordu:
Seni nerede arayayım?

Buyurdu ki, "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz, ama bir mümin kulumun kalbine sığarım,"

Bir de,
"Ben, benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim," buyurmuştur.
Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun.
Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir.

Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. "Onları (Velileri) benden başkası bilmez," buyrulmuştur.

Bir derviş dedi ki:
Bana aksi gerektir.

Bir an dedi ki:
Her peygamberin bir mucizesi vardır.
Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti.

Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun, "Kendini bana göster" dileği, bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir.

Bundan dolayı Musa, "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyor.

"Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl! “diye yalvardığı anlaşılıyor.

Çünkü Musa gördü ki, bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü.

Benim işim değildir, "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı.

Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi.
Hızır’da, "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu.

Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var.
İsa'ya bakarsın o nur içinde şaşırmış bir halde bulursun.

Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün.
Muhammed (S.A.) öyle bir nurdur ki, bütün nurların en parlağı, en üstünüdür.

Nihayet gör ki, o çilede ve o zikir âleminde, hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır?

Evet, Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi.
Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki, Musa onu dilememiş olsun! (M.338)

Belki, "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır.

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
 ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Kötü düşünmenin, kötülük yapmak için tuzak kurmanın en büyük zararını kendimizin göreceğini, çünkü huyumuzu bozacağını öğrendik.

2.   Haksızlık ederek topladıklarımızı hepsini birden kaybedeceğimizi öğrendik.

3.   Allah’ın yargılamasından kişiye olan faydanın çok olduğunu, cenaze namazında merhum için yapılan duadan çok daha kıymetli olduğunu öğrendik.

4.   Allah’ın kalpte olduğunu yani gönülde olduğunu, gönül arayışı içinde olmamız gerektiğini öğrendik.

5.   Allah’a ulaşamadığından, göremediğinden üzgün, istek ve uğraşı içinde olmasına rağmen elde edemediğinden dolayı incinmiş olmak gerektiğini öğrendik.

6.   Görünen bizi etkileyen kuvveti herkesin göreceğini, bizi etkileyen görünmez kuvvetler ile ilgilenip bilgilenmemiz gerektiğini öğrendik.

7.   Musa, İsa, Hızır Aleyhisselâma da Muhammed Mustafa’nın nurunu dilemekte ve onun topluluğundan olmak isteğini dua ile Allah’tan istediklerini öğrendik.
İşte böyle yaren,

Babam rahmetli Müftü Fehmi BAYRAŞA:
Hakkınca helal kazanana Allah o kazancını yedirmek nasip eder derdi.

Şimdi yaren iyi dinle!
Talihin bir eseri olarak uğraşmadan Müslüman bir ailenin çocuğu olduk, kendimizi Muhammed ümmetinin içinde bulduk.

Bu hazineyi fazla emek sarf etmeden bulduğumuz için sakın ola ki değersiz sanma, değersizleştirmeye de asla çalışma.

Şükürler olsun ki kendimizi nimet içinde bulduk.
Bu nimetin değerini bilerek bir sonraki kuşağımıza daha bilinçli aktarmak şerefini kazanarak öbür âleme gitmeye hak kazanalım ve iman emanetini baş tacı ederek verelim.

Bu duaya hep birden ÂMİN diyelim.
Âmin ki Müslüman’ın Müslüman’a duası hoştur, güzeldir, beğenilendir, kabul edilendir.
                                    *
RAVLİ

ŞEMSİ TEBRİZİ 41

Dervişin azığı yoksulluktur.
Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir.

Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki, her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır.

Her gün on koyun kesilir.
Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır.(M. 335)

Hazreti Muhammed (S.A.), "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki, aramıza ne bir mahlûk, ne de en yakın bir melek giremez," buyuruyor. Allah’ına erişiyor.

Bu Şeyhlere sordum:
"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki," sözü ile işaret edilen hal sürekli olur mu?

Bu ahmak şeyhler, hayır, dediler.
Sürekli olmaz.

Dedim ki:
Dervişin biri Hazreti Peygambere (S.A.) dua ediyordu ve diyordu ki: 
Allah sana daima topluluk versin.

Hazreti Peygamber buyurdu ki:
Hey, hey bu duayı bana etme!

Bana dua ederken, Allah’ım topluluğu ondan kaldır, Allah’ım ona dağınıklık ver diye yalvar!

Ben topluluk içinde aciz kaldım, örs oldum.
Ulu Allah, "Sanır mısınız ki, sizi gereksiz yarattık,"
(Müminun Sûresi, 115) buyuruyor.

Derler ki:
Bazı fenalık vardır ki, neticesi iyiliktir.

Yani ben yüz orduyu yağmaladım, yüzümü sana çevirdim, sen başka bir yerde uğraşıyorsun.

Sana saygı gösteriyorlar, bana göstermiyorlar.
Ben yüzümü hep sana çevirmişim.

Benim bütün varlığım, senin bütün varlığınla dolu.
Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol-bol senin varlığın yaşıyor.

Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar.
Giremezsin, sana izin yoktur derler.

Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler; bu nasıl olur?

Efendi, herkes kendi halini anlatır.
Allah kelâmının mânasın söylüyoruz, derler.

Hele bir hadiste, "Allah, ruhları tenlerden önce yarattı," buyurmuştur; bu nasıl olur?

Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir.
Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir.

Hades, yani sonradan meydana gelen şey, elbet de abdest almayı gerektirir.
Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki, namaza ve Allah katına yol bulasın.

Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allah'ın sözünü nasıl kavrayabilir?

Ancak gerektir ki, gizli-gizli Hak yolunda yürüsün, ruhu yok oluncaya kadar, geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin.

Nasıl ki o hikmet ehli zat, donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir:

Muhammed gerçi orada idi, varlıktan her ne varsa hep orada idi. 
Haktan başka her şey orada idi, ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti.

Evet, her şey yok olur.
Denilebilir ki o gelir, selâm sana, seni yalnız buldum, der.(M. 336)

Herkes bir şeyle uğraşır.
O işten hoşnut ve memnundur.

Kimi ruh ile ilgilenir, kendi ruhu ile uğraşır.
Daha başkaları aklı ile nefsi ile alış-veriştedir.

Seni kimsesiz buluyoruz, bütün dostlar, kendi sevdaları peşine takılmış gitmişler, seni yalnız bırakmışlar.

Ben dostları olmayan bir dostum.
Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu:
"Allah, kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise, bildirdi,"
(Necim Sûresi, 10) buyruldu.

Necim Sûresinin başından bu onuncu ayete kadar dışarı çıktı, her ne kadar dışarı çıkmasa bile.
Biri, o niçin Vahy etti diyor, diye sordu.

Dedi ki:
Ne söyledi ise söyledi.
Ruhu gelir, sorar ki, o sana söyledikleri ne idi, diye sorar.

Hazreti Peygamber (S.A.) ona ne konuştuksa konuştuk der.
Akıl da böylece gelir sorar, o da aynı cevabı alır.

Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır.

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
 ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Dervişliği Allah yolunda ve halka muhtaçlık göstermeden yalnızca Allah’a muhtaç olarak yapılmasının ve yaşanmasının doğru bir davranış olacağını öğrendik.

2.   Dervişin kendisi ile Allah arasında hiçbir şeyin araya girmesine izin vermemesi gerektiğini öğrendik.

3.   Dervişin Allah ile ilişkisinin devamlı olması, kesik-kesit ilişkide olmaması gerektiğini öğrendik.

4.   Dervişin insanları veya başka şeyleri kendinde toplamasının yanlış olduğunu, her ne ona yaklaşıyorsa kendinden uzaklaştırması, Allah ile beraber olmanın uğraşısı içinde olması gerektiğini öğrendik.

5.   İnsanın dünyadaki canlılar içinde vazife ve sorumluluk taşıyan yeğene varlık olduğunu, İlahi sorumluluktan kurtulmak ve Allah’ın huzurunda hesap vermekten kaçmak hiç kimse için mümkün olmadığını öğrendik.

6.   Yüzümüzü Allah’a çevirip varlığımızı Allah’ın varlığı ile doldurmamız ve Allah’ın varlığı ile yaşamamız gerektiğini öğrendik.

7.   Kiminin İlahi âleme girmesine izin verilmediğini, kiminin de İlahi âlemden çıkmasına izin verilmediğini öğrendik.

8.   Herkesin anlattığından kendi durumunu, konumunu anlattığını öğrendik.

9.   Ruhumuza sonradan bağlanan tenin, ruhlar âlemini görmesine engel bunun bir perde olarak doğru görüşümüze engel olduğunu, bundan temizlenmemiz gerektiğini öğrendik.

10.                  Allah’tan Vahy alacak duruma gelmemiz için çalışmamız gerektiğini öğrendik.

11.                  Usulüne uygun temizlendikten sonra (Abdest alıp) namaz kılabileceğimizi ve Allah katına yol bulabileceğimizi öğrendik.

12.                  Allah âlemini ancak ruhumuzun anladığını, insandaki parça aklın bunu anlamaya çalıştığını fakat anlayıp kavrayamayacağını öğrendik.

                                                  *
İşte böyle yaren,
Yukarıda yazıdan anladığımız Allah ile aramıza hiçbir şeyi yani aklımızı ve nefsimizi sokmamamızın gerektiğini öğrendik, anladık.

Bu yolda gidip gelen büyüklerimizin bize öğrettiklerinden yararlanarak nasiplenmemiz gerekiyor.

Vahi almanın tadını ancak alanların bildiğini, bunu o kişinin aklıyla bile paylaşmaktan sakındığını, yeri ve zamanı gelince aklına ve nefsine öğrettiğini öğrendik, anladık.

Temiz olmadan kazanımımızın olmayacağını, temiz yerlere kabul edilmeyeceğimizi öğrendik, anladık.
                                   *
RAVLİ

3 Ocak 2013 Perşembe

ŞEMSİ TEBRİZİ 40

Orada bir şeyh vardı, bana öğüt vermeye kalkıştı.

Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş!
Sonra onların zevklerine, dostluklarına göre nazlan!

Doğru söylüyorsun, dedim; 
Fakat sana cevap veremem. (M. 334) 
Çünkü bana öğüt verdin; 
Sende, vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum.

Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular.
Aşağı indiler, yerleştiler, Allahsal âlemden söz açtılar.

Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır.

Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki, ona uyarlar.

Burada gerçi başka bir incelik vardır.
Bu âleme niçin indik, diye sorabiliriz.

Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti.
Yoksa nasıl olur da, "Ben Hakkım," diyebilirdi?

Hak nerede, ben nerede?
Bu ben nedir?

Bu ne sözdür?
Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı, orada söz nasıl yer bulurdu.

Elif nereye sığar, Nun nereye sıyırdı?
Biri, Allah birdir dedi; öteki, peki sana ne? Dedi.

Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin.
Her zerrede dağınık, karmakarışık, donuk âlemler var.

Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir.
Sana ne oluyor?

Çünkü sen yoksun.
"Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır, âleme sığmaz.

Yoksulluk nedir ki, o onunla öğünsün.
Evet, o Hak ışığının önünde yoksuldur, çaresizdir.

Onun göğsü, Hak ışığı önünde arıktır (Zayıftır).
Hep yanar ve der ki:

Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı, saçılıp döküleydi, tekrar tazeleneydi.

O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir.
Zevkini ancak o çıkarır.

Yüce Allah, "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik, sen. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça-parça dağılmış görürdün,"
(Haşir Suresi, 21) buyuruyor.

Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetiremez
O nur yansılanır.

                 ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
 ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Bilgin kişiye öğüt vermeye kalkışmanın yanlış olduğunu öğrendik.

2.   Ruhlar âleminin başka Allah âleminin başka olduğunu öğrendik.

3.   Ruhlar âleminin iyilik yapanların sevinç içinde kaldıkları, kötülük yapanların korkutulduğu âlem olduğunu öğrendik.

4.   Ruhlar âleminin üstünde olan Gayb âlemi (Sahip olma, idare ile kullanma, ruhlar ve nefisler âlemi) buna Melekût âlemi de denilir olduğunu öğrendik.

5.   Ruhlar âlemine sarkanın kendini Allah âleminde sanabileceğini, Allah âleminden söz edebileceğini öğrendik.

6.   Ruh âleminde ses olmadığını söz de söylenmediğini ancak gönlümüzle konuşup anlayabileceğimizi öğrendik.

7.   Tanrısal âlemde ne kendimizin ne de görüşümüzün olmadığımızı, yok olduğumuzu, her şeyin gizlendiği yer olduğunu öğrendik.

8.   Allah âlemleri yarattığı zaman bizim bir zerreler bütünü olarak Allah’tan ayrı olduğumuzu öğrendik.

9.   Her şeyin yok hükmünde olduğunu ancak bir Allah’ın var olduğunu öğrendik.

10.                  Kuran’ı Kerim bir dağa inseydi o dağ bile korkudan paramparça olacağını öğrendik.

İşte böyle yaren,

On sekiz bin âlemden bahsedilmektedir.
Ravli alem yazarak Google den inceleyebilirsin.

Âlemler birbiri ile birleşerek başka âlem oluşturduğundan değişik isimler almaktadır.

Mevlana Hazretlerinin bizi (NASÛT) yani insanlığa ait, mahlukiyet,  âleminden BERZAH âlemine, oradan da MANA âlemine, oradan da GAYB âlemine bizi çektiğini öğrendik, anladık.

Kafan karışmasın.
Kuran’ı Kerim’in nuru çok etkilidir adeta canlıdır.

Herkes kendi anlayışına ve bulunduğu yere göre gördüğünü tarif eder ve isimlendirmeye çalışır.

Tanrı yolunda olanlar öğrendiğini veya gördüğünü doğru olarak kabul ederler fakat bu doğrunun daha doğrusu olduğunu bilerek ilk doğruda sabitlenip kalmazlar.

Allah’ın ilmi bitmek tükenmek bilmeyen hazine olduğundan kendisine yaklaşan kullarına uygun bir önderi sevdirir ve onun vasıtasıyla kendine doğru çeker.

Yaren yine de anlamadıysan veya kafan karıştıysa bizim anlatamayışımızdandır bizi bağışla.

Her şeyin en doğrusunu bilen Allah bu yolda gidenleri, bu yoldan ayrılmayanları sebepsiz bilgilendirir, yolunu aydınlatır, yol gösterir.

                                        *
RAVLİ

Popüler Yayınlar