4 Kasım 2012 Pazar

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 29

Şah gitti, dediler.
Divane (Kendimi kaybettim) oldum.
Pabuçsuz dışarı fırladım.

Müjde dediler, şimdi geri geliyor.
Şah mı geliyor? Dedim.
Evet dediler.

Yeniden canlandım, kendime geldim.
Ey Âdemoğlu!

Şimdi yanına geleyim, bir şey okuyayım ki, yolcuları da umutsuzluğa uğratayım, dedim.
Dışarı çıktım, öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki, önüne koştum, neredeydin ki, gelmedin? Dedim.

Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim?
Bir abdal sana erişemez mi?
Ben bu nefsin elinden acizim, sana nasıl yaklaşayım!

Ona öyle şeyler söyledim ki, eğer o sırada yanımda olaydın, boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin.

Öyle bir yumruk vur ki, şu duvara vursan delerdi.
Zavallı ben, kim bilir ne hale gelirdim!
Eğer kuvvetli, semiz bir delikanlı da olsaydı, o hal sırasında hiç bir şey yapamaz, ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı.

Diyelim ki, benim de tanıdıklarım, kardeşlerim var, gideyim danışayım.

Eğer git derlerse, işin içyüzüne bakarım.
Beni kurtarırlar mı, yoksa kurtaramazlar mı?

 Eğer onların hatırları benimle beraber ise, ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum, ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz, bu işin sonunun neye varacağını sorarsam, beni uğursuz bir kapıcının oğlu farz et.

Zavallı kapıcı, acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur.
Hâlbuki şimdi yürümek zamanıdır.

Çünkü o taraftan, bu varlığa doğru her an ayrılık var, diye sesleniyorlar.
Her lâhza,, gel git, diyorlar.
O taraf aynı renkte, aynı şekildedir.

Hak âlemi hoş bir âlemdir.
Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler.

O der ki: Allah arş üzerindedir.
Bu der ki: o mekândan münezzehtir.
Artık biz de şaşırdık.
Her nerede ki, yaşa!

Ömrün uzun olsun, vaktin hoş geçsin! Sözleri vardır, böyle konuşmayı ayıp sayarlar.
(M. 250) Bir zaman din bilgini idim; ayrıca, Sofilerin fıkhı olan Tembih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum.

Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor.
Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır, karşıma geçer.

Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa ah git der.
Bari sen gel, dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır.

Yemin, ant içme için Arapçada üç harf vardır: Vav, B, T harfleri. Bazıları vallahi, billahi, tallahi derler, işin içyüzü böyledir.


Evet.
Onun arı ve yüce benliği, o ulu Allah'ın temiz zatı hakkı için o kimseler de, o medresede o ciheti (Yönü) öğrendiler.

Marifet öğrenelim, falan medreseye yerleşelim dediler.

O devreleri iyi değerlendirmek gerektir.
Bu toplulukta hep bundan bahsederler.

Falan yeri tutalım, çabuk meşhur olalım derler.
Bilgiyi, dünya lokması uğrunda niçin tahsil etmeli?

Benim kim olduğumu, cevherimin ne olduğunu, niçin geldiğimi nereye gideceğimi, aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar?


Eğer bu manalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum.
Arap dilindeki manalar, Arap kılığına bürünmüştür, istiyorum ki, bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım.

Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir.

Mısra:
Kâbe’den, put haneden maksadım sensin!
Benim put haneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir.

Bu şiirin kelimeleri, istediğim o manaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar (Tanrı) olacaktır.

Şimdi nereye gidelim?
Kendimizi nerede kurtaralım?
Bir ayranın içine düşmüşüz.

O nasıl ayrandır ki, ucu bucağı yok.
Onu çevreleyen bir kâse de yok.
Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım.

Yahut bal içindeyiz.
Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz.

                 ***

MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                   ***
Neler öğrendik:

1.   Allah bizi kendi halimize bıraktığı zaman bunalıma girdiğimizi, tekrar bizimle ilgilenince sevinç içinde olduğumuzu öğrendik.

2.   Allah bize şah damarımızdan daha yakın olduğu halde nefsimizin, isteklerimizin kuvvetli etkisinden Allah ile meşgul olamadığımızı öğrendik.

3.   Nefsin etkisinden kurtulmak için dostlara kardeşlere gidilmesi yardım istenmesi gerektiğini öğrendik.

4.   Yardım istemeye gideceğimiz kardeşlerin gücünü düşünerek nefsin tesirinden kurtarıp kurtaramayacağını düşünüp içsel bir değerlendirme yapılması gerektiğini öğrendik.

5.   Yardım almaya gittiğimiz zaman işin sonu ne olur diye uygun olmasa da sormamız gerektiğini öğrendik.

6.    Her davranışımızda bir ayrılığın kendini gösterdiğini öğrendik.

7.   İnsanların defalarca gel demelerinden sonra git demelerinden, sebebi belli olan veya olmayan ayrılıklarından kurtulmak için Allah âlemine gitmenin doğru, beğenilen ve faydalı bir davranış biçimi olduğunu öğrendik.

8.   Yanlış veya yeterli olmayan görüşe ait bilgilerin arkasından gidersek Allah’a gidiş yolumuzun üzerinde karşımıza geçip duvar gibi engel olacağını öğrendik.

9.   Bir şey öğrenmek için gittiğimiz yerlerde hep masal anlatıldığını, masal dinlemek arzusunda olmadığımızı anlarlarsa oradan gitmemiz için hareketler yaptıklarını öğrendik.

10.           Genelde dünya işleri için öğrenim yapıldığını ve bu konunun devamlı konuşulduğunu öğrendik.

11.           Kim olduğumuzu, değerimizin ne olduğunu, niçin dünyada yaşadığımızı, ölünce nereye gideceğimizi, nerden geldiğimizi, aslımızın ne olduğunu öğretmeyen bir öğretimin istenilen faydayı sağlayamayacağını öğrendik.

12.           Kalıba girmeyen manaları aramamız bunlara ait işaretleri önemsememiz gerektiğini öğrendik.

13.           Bütün amaç ve uğraşının sevgiliyi ya da Tanrı’yı bulmak olduğunu öğrendik.

 
İşte böyle yaren,

Allah âlemine gitmemizi geciktiren, engel olan nefsimizin, yoğun isteklerimizin, olgun kişiler olmayanların anlatımlarının yanlış yönlendirmeleri ve bizim de bunlara doğru diye kabul etmemizle olduğunu öğrendik.

Allah âlemine gitmemiş kişilerin anlattıkları parça-parça olduğundan Allah âlemine giden yolu gösteremez.

Mevlana Hazretlerinin sistemli bir şekilde yolun inceliklerini güzel anlattığını biliyoruz ve bu yolu böyle bir büyüğün önerileriyle gidenlerin çok olduğunu görüyoruz.

Şems Hazretleri önemli olanları işaret ederek yanlışa düşmemizi istemez.

Allah âlemine gitmek önce Allah’tan izin alman gerekir.

Allah’tan izin çıkarsa sana Allah bir dostunu sevdirerek yakınlaştırır ve yolu öğretir, sende böylece o âleme katılırsın.

Ben kendim bulurum giderim dersen çok uzun bir yol olduğunu bilmelisin, çok ciddi çalışmanla birlikte tahminen bin senelik bir ömür gerekir. 

                              *

RAVLİ

3 Kasım 2012 Cumartesi

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 28

Bir kaç kişi vardır ki, Allah rüyada görünebilir derler.
Birçoğu da onun ne rüyada, ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler.
Bunlar taklitçilerdir.

En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler.

Bir zümre vardır ki, gönül taklitçisidir; bir zümre safa (Temizlik, saflık) taklitçisi, bir tayfa da Mustafa (S.A.) taklitçisidir.

Bir zümre de Allah taklitçisidir.
Allah’tan söz açarlar.

Bir topluluk da hem onu taklit etmez, hem de ondan söz nakletmezler, ancak kendiliklerinden konuşurlar.

Kuran' da, "Ey Resulüm söyle ki, eğer Rabbi'min sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbi'min sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi,"
(Kehf Suresi, 109) buyuruyor.

Rabbimin sözleri diye söyleyen odur.
Derler ki: O, yani Allah'a işaret eden zamir (İç, iç yüz) iki kısımdır.
Biri doğrudan doğruya ona, yani Allah'a, öteki de onun hakikatine işarettir.

Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir; böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor, dedi.

Gaibi (Yokluğu) anmak, ondan uzaklaşmak, hazır olanı anmak da ürkmektir, derler.
Zikreden bir kimse, iki halin dışında değildir.
Ya hazırdır, ya gaiptir (Orada yoktur).

Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor), hazır ise vahşet, ürkeklik gösteriyor, denilebilir.

Onun yanında çok zikretmek, tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin, sultan şöyle yaptı, (M. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer.

Bu bir nevi küstahlık olur, hoşa gitmez.
Gıybet ise büyük günahlardandır.'

Dört büyük günah, yani gıybet, bühtan, kan dökme, zulümdür.
Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz.
Meğerki sultan ona yardım etsin.

Allah karpuz gönderdi.
Şimdi bizim nasibimiz armut değildir.
Armut boğazda düğümlenir, hâlbuki karpuzun tadı hoştur.

                 ***

MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Allah’tan söz edenlerin taklitçi olduklarını öğrendik.

2.   Allah’ın sözleri sonsuz derecede çok olduğundan birkaç sözün söylenmesi tamamını anlatamayacağı için eksik olacağını öğrendik.

3.   Allah’ın sözlerinde doğrudan doğruya içi anlatan yani görünmeyen ama var ve etken olanı anlatan sözler olduğunu işaret edildiğini öğrendik.

4.   Allah’ın sözlerinde kendi görülebilir gerçekliğini, düşünce yolu ile doğruyu gösteren, tanıma ve bilme işaretleri verdiğini öğrendik.

5.    Allah’ın kendisi ile daima beraber olduğunu bilmeyenler Allah’ın ismini anarlar ki bu davranış küstahlık olduğunu bunun da hoş bir durum olmadığını öğrendik.

6.     Allah’tan sanki kendisi ile beraber değilmiş gibi söz etmenin gıybet olduğunu bunun da büyük günahlardan olduğunu öğrendik.

7.   Allah’a karşı günah işlediğimiz zaman farkına varır da af dilersek Allah da affederse ancak o günahtan kurtulabileceğimizi öğrendik.

8.   Her şeyi yerli yerine koymamız ve yerinde davranışlarda bulunmamız gerektiğini öğrendik.

9.   Allah ne nasip ettiyse razı olup memnun olmamız gerektiğini öğrendik.

 İşte böyle yaren,

Allah ile birlikte olanların sözlerinde Allah adı söylenmeden söylenen sözler olduğunu öğrendik.

Sözü dinleyenin de o sözü  söyleyenin dilinden vasıtasıyla söylendiğini, bu sözlerin Allah'tan gelen bir hitap bir işaret olduğunu anlayacaklarını öğrendik, anladık.

İçten gelen söz, kişinin çıkarlarından, beklentilerinden temizlenmiş sözlerin herhangi bir söz olmadığını, dikkate alınması ve değerlendirilmesi gerektiğini öğrendik, anladık.

Allah söyletti diye de tanımladığımız saf temiz, katışıksız kişi veya olağan dışı söz söyleyen çocuğun sözüne de Allah söyletti deriz.

Bir bütünlük içinden gelen bir sözün tatlılığı, hoşluğu, işe yararlılığı ile nefsin isteklerinden gelen sözün aynı olamayacağını öğrendik, anladık.

Olgun büyüklerimiz sözü söylerler ama onun detaylı izahını yapmazlar ve “Anlayana bir işaret yeter” diyerek sözü uzatmazlar.

Allah’ı anlatmak görevinde olanların anlatımları taklitçilik yönünden olup burada fazla kalmayıp hakikate yönelmeleri gerekir.

Kendinde Allah’ı görmeyenlerin, bilmeyenlerin, farkında olmayanların taklitçilikte kalacaklarını sonraki mana âlemine giremeyeceklerini öğrendik, anladık.

                                            *
Allah sözlerinin iç yüzü öğrenmeye ve anlatmaya işaret, kiminin de hakikatini anlatmaya çalışıldığı işaretler olduğunu, öğrenenler işaretleri bu yönüyle ayırıp dikkatli dinlemeleri ve karışıklığa sebep vermemeleri gerektiğini öğrendik, anladık.
                                              *
RAVLİ ŞEMS-İ TEBRİZİ VE DÖRT BÜYÜK GÜNAH okumanı öneririm.

                                                 *
RAVLİ

2 Kasım 2012 Cuma

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 27

Ebu Said bir topluluğa rastladı.
Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı, ikinci hafta, şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü.

Ona dediler ki:
Ne peşinden koşarsın?
Hep ona bağlanmışsın?

İçlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi; hemen bir hüner gösterdi, çabucak yemek geldi.
Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu.

Ona dedi ki:
Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur.
Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler.

Tekke, lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil, ancak, böyle bir topluluk için açılmalıdır.

Katır, deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun, ben ise çok kere kervanın başındayım.

Deve cevap verdi:
Birinci sebep şu ki, ben yüce himmetliyim (Yüce işler için gayretle, emek vererek çalışan biriyim), başım havadadır.

Yüksek bir başım, aydın bir gözüm vardır.

Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim.

Anlarım, neresi düzlük, neresi yarı düzlük, neresi bozuk yoldur.

                 ***

MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6

                    ***
Neler öğrendik:

1.   Yemek içmek, mal ve para toplamak derdinde olmayan bir topluluğun arkasına düşmek onların bizi kabul etmesini beklemenin doğru olacağını öğrendik.

2.   Tanrı’dan gelen nimetleri bekleyen olmamız gerektiğini öğrendik.

3.   Halktan Dini kullanarak insan ve para toplayan topluluğun arkasından gitmenin yanlış olduğunu öğrendik.

4.   Önderliğin, liderliğin önde gitmekle olunamayacağını öğrendik.

5.   Önderin, liderin başı yukarıda olması için Yüce işler için gayretle, emek vererek çalışan biri olması gerektiğini öğrendik.

6.   Önderin, liderin yüksek bir başı olması için gizlenenleri bile görebilecek ve açığa çıkarabilecek aydın bir göze sahip olması gerektiğini öğrendik.

7.   Önderin, liderin yüksek bir anlayışa sahip olması için işin başından sonuna kadar nasıl problemlerle karşılaşılacağını görebilme yeteneğine sahip olması gerektiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Tanrı yolunda olan toplulukta para, mal, makam, meşhur olma istekleri yoktur.

Adı ne olursa olsun dünyalık getiriler ön planda olup gizleyen, Tanrı adı anılarak bu amaçlarına perde yapanlar çölün ortasında yapayalnız kalacaklardır.
Tanrı adını ve ilmini para için kullananlar; Tanrı adını ve ilminin değerini bilmeyen kişiler olup, amaç yapması gerekeni araç yapma yanlışına düşmüşlerdir.

Önderimizi, liderimizi, kılavuzumuzu doğru seçmemiz gerekmektedir.

Seçmezsek yanlış yola bizi doğru diye inandırarak bilinmeyen ve tenha bir yere götürüp bizi uyutarak elimizdeki avucumuzda her ne varsa alıp terk ederler.

Kendini önder diye takdim edenlerin önce kendilerini şişirip büyütecek, efsaneler üretecek kazançtan pay alacak kişileri seçerler.

Tanrı’ya ulaşmayı isteyenleri, cennet isteyenleri, cehennemin azabından kurtulmak isteyenleri bulurlar ve onlara seni en rahat amacına ulaştıracak bu kişi diye önder durumunda olanı takdim ederler.

Seni inancından yakalarlar.
Çünkü inanç sorgulanmayan doğru kabul edilen olduğundan savunma mekanizman ve aklın direnmez, araştırma yapmadan kabul edersin.

Hilekârlar bende aynı inanca sahibim diye seni kolayca avlarlar. 

Önder diye takdim edilen kişiyi göklere çıkartırlar, küçük yaptığı iyi işleri büyültürler, bizim için acı ve ıstırap çektiğini anlatarak fedakârlığını anlatırlar ve bizi inandırırlar.

Sonra sana yakınlaşarak malın mülkün paran ne varsa hepsini tespit edip kendi elinle ve rızanla verecek şekilde oyunlarına başlarlar.

 Ey yaren,
İster adı tarikat olsun, ister adı cemiyet olsun, ister adı örgüt olsun adı ne olursa yaptıkları işlere kendin gör.
Onların sana gösterdiklerine şüpheyle bak ve hakikatini ara.

Bu işte dünyalık çıkarlar varsa bu Tanrı yolu, doğru yol değildir.
Ancak Tanrı’nın ve peygamberinin adı kullanılarak seni tuzağa düşürmek için hazırlanmış oyunlardır.

Yaren, Şems Hazretleri bu konuya dikkat etmemizi ister.
Mevlana Hazretleri Mesnevisinde hikâye ederek her aklın anlayabileceği şekilde anlatır ve bizi uyarır.

Buna açıkça anlatıma rağmen anlamadıysan, inanmadıysan bizim topluluğumuza kabul edilmezsin.

Tanrı erlerinin topluluğunda ne cebindeki parana, evindeki tapuna, ne giydiğin elbiseye bakılmaz ve önemsenmez.

Senin canına bakılır.  

                                      *
RAVLİ

1 Kasım 2012 Perşembe

ŞEMSİ TEBRİZİ VE MEVLANA HAZRETLERİNE MEKTUP 26

Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu.
O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı.

Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu.
Gittiği yerde ne bir, ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz.

Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki:
Biçare!

Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi?
İlk önce, ilk hamlede üç gün yol yürütürler.
Sonra bir çölün ucuna varılır.

Münadiler (Açıkça söyleyenler, haykıranlar), çığırtkanlar bağırırlar, herkes kendi başının çaresine baksın.

Bu yolda baba çocuklarına bakamaz, çocuk babasını göremez. Kıyamet peşin kopmuştur.
Binlerce insanı oradan geri çevirirler.

Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler.
Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. (M. 247)

Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar; o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur.

Can ne oluyor?
Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü?

Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür.
Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki:

Bırak o delileri, mal yüzünden canlarını yele veriyorlar.
Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler, sonra candan kıymetli ne gördüler?

Kuran'da, "Sizi korkudan, açlıktan veya can ve maldan, meyve ve mahsullerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz; bunlara sabredenleri müjdele,"
(Bakara suresi, 156) buyrulmuştur.
Bu da bir imtihandır.

Müjdele, bak ki, onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir, halinden hoşnut musun diye.

Çölleri aşmak başkadır, Haccın zevkine ermek de başkadır.
Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz.
Akıl sahibine bir işaret yeter.

Kudret, aşağı inmek değildir.

Kâbe’nin kapısına kadar gitmeyelim, onu düşünmek bile gerekmez. Olmaya ki, düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasın.

Bu sana uyku getirir.
Deveden düşersin.
Haccı anmakla da meşgul olma!

Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok!
Buna imkân bulamasın, meğerki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun.

O çocuk yolda kalır.
Gel demesine imkân kalmaz.

Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider.
Ona söylerim ama tekrar unutur, bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır.
Doğrudur, dedi.

Önceden söylemek gerektir ki, doğrudur, doğrudur.
Bunu sonradan söylemek yalandır.

Allah bilgini, henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle, ama içinden elini ağzına kapa.

Dil yarası acıklıdır, Allah her kemali anlar.
Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder.
(Tanrı’nın kontrolünü öğrenmenin bedeli vardır)

Onlar, içtikleri zaman daha çok ayılırlar, mey içerler mest olurlar. Bunlar akıllı, ayık sarhoşlardır.
Ayaklarının altında öl.

O oyuncakların her biri için bu ne hoş, ne tuhaf oyuncaktır, diyordu. (M. 248)
Perdenin arkasına git.
                 ***

MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***

Neler öğrendik:

1.   Dünya isteklerinden elini çeken derviş topluluğunda üstüne örtündüğün örtüye bakılmadığını, giydiklerinle, örtündüklerinle değerlendirme yapılmadığını öğrendik.

2.   Tanrı’ya giden yolu gördüğümüz kadar ve bu yolda kılavuzluk yapan önderleri görmemiz gerektiğini öğrendik.

3.   Kendimize önderlik yapacak doğru seçim yapmazsak çaresiz bir biçimde bizi yarı yolda bırakabileceklerini, yola devam edemeyeceğimizi, boşuna yorulacağımızı öğrendik.

4.   En yakınlarımızdan bile yardım alamayacağımız kendi başımızın çaresine bakacağımız 25 günü muhakkak yaşamamız, erkekçe davranmak için bunun yaşanması gerektiğini öğrendik.

5.   Can en kıymetli varlığımız olup isteklere canımızı feda edersek en büyük yanlışlardan birini yapmış olacağımızı öğrendik.

6.   Açlık korkusu, ölüm korkusu, mal korkusu, hastalık korkusu, yoksulluk korkusu veya diğer eksikliklerden Tanrı’nın imtihan ettiğini ve sabrımıza göre değerlendirdiğini öğrendik.

7.   Hacca gitmenin görev olduğunu, haccın zevkini almanın başka bir fayda sağladığını öğrendik.

8.   Namaz kılmak için yorulmanın başka bir şey olduğunu, namazın zevkine varmanın daha başka bir şey olduğunu öğrendik.

9.   Akıl sahiplerinin bir işaretle anladığını, aklı az olana ne kadar delilli, ispatlı anlatsak bile anlayamayacaklarını öğrendik.

10.           Bir şeyi fazla düşünmenin şaşkınlık ve uyku getirdiğini öğrendik.

11.           Yapılması gerekeni önceden söylemenin uyarmak olduğunu ve bunun doğru davranış olduğunu öğrendik.

12.           Yapılması gerekeni bilip de söylemezde sonra söylersek yalancılardan olacağımızı öğrendik.

13.           Allah âlemini öğrenip henüz o âleme kavuşmamış kişi âlim bile olsa Allah âleminden anlatmaması gerektiğini, şayet anlatacak olursa kavuşmasının daha zor olacağını öğrendik.

14.           Tanrı âlemine kavuşanların ayıklık içinde sarhoşlukları, sarhoşluk içinde ayıklıkları olduğunu böyle birine rastlarsak alçak gönüllülükle her türlü fedakârlıkla hizmet ederek ve sevgiyle bağlanarak yakınlaşmak gerektiğini öğrendik. 

15.           Gerçeğin perdenin arkasında olduğunu, arka planda hazır beklediğini, görünenlerle ilgilenmenin bir oyuncakla oynamak olduğunu öğrendik.

 İşte böyle yaren,

Gördüğümüz ve bize gösterilenden daha ötesi olduğunu, arka planda olanı, gizleneni, saklanan maksadı anlamak için uyanık olmak gerektiğini öğrendik, anladık.

RAVLİ GİZLİ yazarak Google den gizlenenleri araştırmanı öneririm.

Korkular hayatımıza çok etki ettiğinden RAVLİ KORKU yazıp Google den incelemenizi öneririm.

                                 *

RAVLİ

Popüler Yayınlar