Bana dedi ki:
“ Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?”
Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için
sorulmuştu.
Dedim ki:
“ Eğer bu ondan değildir dersem bu o manayı azaltmaz”
Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren
kimseye yaraşır.
Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve
gönül alçaklığı ile alır.
“ Ben fakirim, yoksulum, hiçbir şeyim yok” der.
Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum.
Bu Tanrı’nın elinde pek önemsiz bir iştir.
Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini
iddia ederse, ondan delil ister.
O delil ise, mal vermek, bağışta bulunmaktır.
Nasıl ki Mevlana da beni sevdiğini iddia etti,
geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu, beni korudu.
Bunların hepsini Allah’ın lütfü sayarım.
Musa dedi ki:
“ Allah’ım!
Bana bir arkadaş verir misin ki, ben
söylemeden bana hizmette bulunsun”
Acaba verdi mi, vermedi mi?
Dedim
ki:
“ Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi? “ Hani?”
dedi.
İkinci defa sordu, Hızır ona öfke ile cevap verdi:
“ Ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin
demedim mi?
Bu öfke, nefisten gelen öfke nasıl olabilir?
Tanrı’ya sığınırız.
O Tanrısal bir öfke
idi.
Ondan sakınmak gerektir.
Musa’nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz.
“ Eğer senden bir şey sorarsam” dedi.
Hızır el çırptı, sevincinden oynamaya başladı.
Ve nihayet:
“ Çabuk söyle beni bu işten kurtar!” dedi.
“ Kendine gel!” diyordu.
Tanrı nerede?
Şimdi ne veriyorsun ki?
Büyüklerden biri bana bir şey anlattı.
Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum.
Eğer Mevlana’nın dileği o ise bana ne devlet ki,
yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti.
Musa’nın başından geçen o hali bir daha görmedi.
Bu Hazreti Muhammed’in (s.a) başından geçmişti.
Çalışın gayret edin ki, arada hiçbir perde engel
olmasın.
Size gideceğiniz yolu öğrettim.
Allah’a yalvarın:
Ey ulu Tanrım!
Bize bu devleti sen verdin.
Bizim bunu elde etmemiz için hiçbir yolumuz
yoktu.
Senin keremin (Büyüklüğünden) bize ışık
tuttu, tekrar kerem et bize!
Bu devleti elimizden alma!
Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir.
Ancak Tanrı gayretidir.
Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun
gayreti sizden geri kalacaktır.
Eğer aranıza birkaç günlük bir ayrılık girecek olursa
ona tekrar yetişmek için çalışın.
Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki
benden dinlemişsinizdir.
Araya ne evlat, ne de başka bir şey engel olabilir.
Dileğiniz öylesine hararetli olur.
O dilekteki şiddet ve hararet,
her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost
olur.
En soğuk kimselerde bile artık o soğukluk kalmaz.
Eğer o olaydan size bir hal erişirse ne mutlu olaydı
o.
Bu hale her kim engel olursa,
işte o Şeytan’dır.
İlk Tanrı gayretine engel olmak ister, ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa, sen de
ona uydun demektir.
Hayır efendi!
“ Allah’ın adını anarak ona yoldaş olalım” diyorsun.
Şimdi bu sırra niçin “Değerlidir” diyorsun?
Evet, buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur.
Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka.
Ben teklifsiz, pervasız (Çekinmesi, sakınmaması,
korkusu olmayan) bir adamım, ne Mevlana’nın ayrılığından bana bir zahmet, ne de
ona kavuşmaktan bir sevinç gelir.
Benim bir şeyden hoşlanmam da, incinmem de yaratılışımın
gereğidir.
Şimdi benimle yaşamak zordur.
Nasıl ki Musa Peygamberin o üçüncü dileği Tanrı’ya
karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden, aşk tutkunluğundan idi.
Yoksa Hızır’la buluşmak için değildi.
Musa’nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı?
O, öyle bir âşık idi ki, sekiz gün hiçbir şey yiyip
içmedi, bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı.
Hızır’a dedi ki:
“ Eğer yolculuğun ücretini istersen, alabilirsin”
“ Hayır” dedi Hızır.
“ İşte seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir.
Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir”
Musa Peygamber uyandı gördü ki:
ŞİİR:
Dilber gitmiş, mum sönmüş, saki (Sunucu)
uyuyakalmış.
Can ver ki onun vuslatı (Bir araya gelmek)
bir daha ele geçmez.
Sermest (Sarhoş) olanlara şeriat kadehiyle
bade (Şarap) verilmez.
Tecrit ehli (Dünyadan vazgeçmiş) erenlerin
birlikte içtikleri mecliste,
Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile
verilmez.
Baharda yârin yanağından uzak olunca,
Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var?
Bağdan yeşillik yerine nasıl diken
koparırsın?
Buluttan damla yerine nasıl taş yağar.
***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
***
Tanrısal öfke: Tanrı’nın kızdığı şeyi yapanlara duyulan öfkedir.
Böyle bir yanlışa düşenin Tanrı gazabı
gelmeden hemen tövbe etmesi gerekir.
Neler öğrendik:
1. Tanrı erleri bilgisini para karşılığı satmadıklarını,
sadaka almadıklarını, zekât kabul etmediklerini ancak hediye kabul ettiklerini
öğrendik.
2. Tanrı erleri dilenme ve dilencilik yapmadıklarını,
titizlikle bu manaya gelecek davranışlardan sakındıklarını öğrendik.
3. Tanrı erlerine verilen hediyeyi de sevginin ispatın
delili bağış olarak kabul ederler.
4. Tanrı erlerinin verilen hediyeyi Tanrı’nın lütfü
olarak kabul ettiklerini, veren kişiyi de teşekkür ettiklerini öğrendik.
5. İstenmeden, söylenmeden yapılan hizmetin kıymetli
olduğunu öğrendik.
6. Hizmet edenin sabırla davranması gerektiğini öğrendik.
7. Tabi olduğun kişinin kendisine boyun eğmemiz
gerektiğini, yaptıklarını o anlatmadıkça sormamamız gerektiğini ve merakımızı
sabırla kontrol altında tutmamız gerektiğini öğrendik.
8. Dileğine kavuşanın sabırla hizmet etmesinin
gerektiğini öğrendik.
9. Asil, soylu, cömertlikte bulunan, bağış yapanların
(Kerem) bu özelliklerini korumalarının zor olduğunu öğrendik.
10.
Tanrı rızası için
dileğin hararetlendiği, kuvvetle gelen çalışma isteğine Şeytanın karışarak
bozmak istediğini öğrendik.
11.
Dost, arkadaş
istemenin aslında Tanrı’nın dostluğunu istemek hararetinden, Tanrı’ya olan aşktan
olduğunu öğrendik.
İşte
böyle yaren,
Tanrı
bir kuluna yardım et diye gönlüne seslenir.
Sende
bu arzu hararetlenir ve yapmak için harekete geçeceğin an Şeytan gelir
-O
iş sana mı kaldı!
Vereceğini
sonra ver ne acele ediyorsun ki!
İleride sana lazım olur şimdi
ne veriyorsun ki!
Ve buna benzer gerekçelerle
senin bu iyi arzunun hararetinin geçmesini sağlar ve sonra bahanelerle,
vesveselerde vaz geçirir.
Onun için:
“ İyilik
hemen yapılmalı, kötülük sonraya bırakılmalı” öğüdünü hatırlamalıyız.
Yaren,
İyilik yaptıktan sonra dikkat
etmelisin.
Şeytan iyilik yaptığın kişiye
musallat olarak san bir kötülük yaptırmaya çalışır.
Sen iyilik yaptığından
kötülük görünce yaptığın iyilikten pişmanlık duyarsın ve bir daha iyilik
yapmayacağım diye karar alırsın, böylece Şeytan, Tanrı’nın
iyi insanlar defterinden seni çıkarttığı için sevinir.
İyilik yaptığın kimsenin seni
bilmemesi daha iyi olur.
Şeytanın huyunu ve bu
konudaki davranışını biliyorsan mücadele açıkça iyilik etmekten sakınmamalısın.
“ İyilik
yaparken sağ elinin sol elinden haberi olmasın” öğüdünün hakikatini
öğrenmiş ve anlamış olduk.
*
RAVLİ