4 Temmuz 2012 Çarşamba

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE SOĞUK SÖZ YOLDAN ALIKOR

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

Mevlana Hazretlerinin Sirâceddin’e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki:

Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım,
Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım?

Ama bütün zaman gitmiş değildir.
Giden gitmiştir.
Bu saat hasret içinde geçmektedir.

Ancak burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez.
Bu iş hesabı değil, işsizlik hesabıdır.

Mademki bir iş baştan tutulmuştur, pişmanlık öylesine gerektir ki, sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin.
Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki, sonucu yeter derecede latif (Yumuşak, hoş, güzel, nazik) olsun.

Onların sözlerinden sana soğukluk gelir, o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı, buradan dışarı acele çıkar gidersin.

Başlangıçtaki gidişe göre, çileye (Zevk ve sefadan el çekmek) göre bu düşüncelerden kurtulursun.

Ama nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle soğudu, diye meraklanırsın.
Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın.

Evet, beş vakit namaz farzdır (Tanrı emridir), bunu aşikâr olarak kılarsın.
Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın.

Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını çeyizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin.
Bu helaldir.

Hazreti Muhammed’in (s.a) dini böyledir.
Ezan okunan yere de gider, halvette (Yalnız başına) de kalırsın.

Manevi dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Tanrı gölgesine sığınmak daha uygundur.

O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur, Hakk’ın sıfatlarıyla süslenmiş olursun.

Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevla’nın varlığını anlarsın.
Ölüm seni uzaktan görse ölür, çünkü ilahi bir hayat bulursun.
Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın.

Bu ilim medresede kazanılır mı?
Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez.

O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Tanrı huzurunda olması kadar değeri yoktur.

Tanrı kullarından bir kul, Eflatun’un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir.

Ancak bir gün onunla yavaş-yavaş konuşur anlaşırsa, “ Bu adam büyük filozoftur!” diyebilir.
Çünkü Eflatun hem filozof, hem de bilgindir.

Nihayet peygamberlerle tartışır.
Boş söz değildir bu.

Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır, isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar.
Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir.

“ Bizi o bilir” derler ve bir tekmede onun aklını alt üst eder, onu bomboş bir hale getirirler.
Bu imkânsız mıdır?
                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:
1.    Geçen zamanı gere getirmenin mümkün olmadığını, şimdiki zamanı gelecek için değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik.
2.    Güzel bir iş uğrunda çalışılıyorsa geçen zaman için pişman olunmaması gerektiğini öğrendik.
3.    Başkaları bu yoldan ne elde edeceksin ki, kazancını göster diyerek seni bu Tanrı yolundan döndürecek soğuk sözler söyleyerek kuruntulara sevk ettiklerini öğrendik.
4.    Bazılarının soğuk sözlerden etkilenip yolu terk ettiklerini öğrendik.
5.    Bazılarının da baştan karar aldığı bu yola soğuk sözlere aldırmadan devam ettiklerini öğrendik.
6.    Bu yolun başlangıcında soğuk sözler duymamak için, kuruntulara kapılmamak için en yakınlarından bile gizli ibadet ederek mesafe almamız gerektiğini öğrendik.
7.    Sessizlikte ve yalnızlıkta Tanrı’nın bizi gizlemesi ve koruması için Tanrı gölgesine girmemiz suretle Tanrı’nın varlığını anlayarak güvenli ve emin olarak Tanrı sıfatlarına bürünerek, ölümden korkmadan ilahi bir hayat bulacağımızı öğrendik.
8.    İlmi ledün bilgisini medreseden alamayacağımızı, yalnız ve sessiz bir ibadetle alabileceğimizi öğrendik.
9.    İlmi ledün bilgisin en akıllı ve bilginlerden daha üstün hale getireceğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Tanrı yolunda gitmeye karar verdiğin zaman, seni bu yoldan soğutmak isteyenler çok olur:

Bu yolda deli divane olursun vazgeç!
Millet mal mülk sahibi olurken kazancı gözükmeyen böyle bir işle boşu boşuna neye uğraşıyorsun ki!

Falancanın çocuğu meczup oldu, aklını yitirdi vazgeç!
Aklını fikrini niye bara kazanmaya harcamıyorsun ki! 

Hiç kimse senin bu doğru yolda mesafe alıp doğruları kendilerine söylemeni istemezler.
Onlar kendi doğru sandıkları kazanç peşinde senden yararlanmak peşindedirler.

Bu yol kararını iyi düşünüp aldıktan sonra gizli ve sessiz uzun müddet ilerletmek gerekir.
Bu yolda doğru yolu gösteren kılavuzun olmalıdır.

Kendi bilgi ve düşüncene göre bu yoldan gidemezsin.
Bu yoldan gitmiş ve dönmüş yol göstericin muhakkak olmalıdır.

Yol gösterenin sağ bulabilirsen daha iyidir,
Eğer bulamazsak veya güvenin olmazsa biline büyüklerin kitaplarından yararlanarak ve o büyükle kalben bağ kurarak ve bağlanarak beraber yolculuk etmek iyidir.

Yaren,
Halk hemen olsun, benim olsun, yorulmadan olsun, çok olsun, devamlı olsun, hiç kaybolmasın beklentisi içindedir.

Bu yolun yolcusu bu düşünceden kendini kurtarmıştır.

Şems Hazretlerinin ve Mevlana Hazretlerinin bereketi bizi de bulur.
İnşallah bu yol nasip ve kolay olur.
Âmin.
                                            *
RAVLİ

3 Temmuz 2012 Salı

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE AKILLI VE UYANIK OLMANIN EN AŞAĞI DERECESİ ÖĞÜT ALMAKTIR

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

Aşkta, bir sır ve neşe var ki,  onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar.
Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar.

Tanrı buyuruyor ki:
Eğer halk benim böyle olduğumu bilselerdi, her taraftan bana yönelir, beni konuşur, beni dinler ve benden hoşlanırdı

Ben bu sözleri, cimrilik yönünden söylemiyorum.
Ancak seni mâzur göstermek, senin temizliğini anlatmak için söylüyorum.

Bu ana (Zamana) bir bahanedir.
O, onlardan değildi.
Şimdi pişman oldu, gidiyor.

Onlardan utandığı için tekrar geliyor.
Onun tarafı, sana her zaman, benim tarafımdan daha güçlü idi.

Bu ilimlerin en kolayı, pislikten temizlenme (İstinca) ilmidir.
Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordu.

Hele fıkıh metodu daha da zordur.
Kelam metodu ondan da çetindir.

Derler ki:
Felsefe ve ilahiyat bilgisi, eğer kılıç korkusu olmasa Peygamberlerle pençeleşmektir.
Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler.

Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki:
Eğer herkes bizim gibi olsaydı peygamberlere lüzum kalmazdı.
Bu da saçma bir sözdür.

Eflatun işitti ki, biri ilaç kullanmadan toprağı altın yapıyor, sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi olursun.

Bugün mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun, o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun?

Bu gün bütün hikmet ehli kişilerden, bütün filozoflardan daha filozof insanlar var.
Bu keramet sahibi de, onlardan daha filozoftur.

Çünkü bu topluluktakiler, o konuda boş sözler söylerler, onu inkâr ederler, onların bunu kavramasına imkân yoktur.

Mucizeler, kerametlerden daha güçlüdür.
Çünkü Peygamberler ne zaman isterse mucize gösterir.
Keramet sahipleri ise bunu yapamaz.

Herhangi bir kul, eğer bütün peygamberlerin:
Yarabbi!
Beni Muhammed ümmetinden kıl!” diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise, onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır.

Şu halde, siz mademki böyle bir kimsenin sohbetine eriştiniz, aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir pişmanlık getirmeyen;
“ Keşke şöyle yapaydık!” demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hâsıl olmasın?

Şu halde, sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz?
Bu sözler ki, onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir.

Bunlardan hiçbiri sizi etkilemezse, daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız?
(Sultan önce tahtına yerleşir, sonra süslenmeye bakar)
Hâlbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır.

Nasıl:
“ Ben güçsüzüm” diyebilirsin?
Evet, büyüklük odur ki, büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür.

Şimdi artık susunuz.
Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz.
Ben eğer sizin sandığınız gibiysem, bu, her büyüklükten daha iyidir.

Böyle değilsem hiç olmazsa akıllıyım.
Benim bu uyanık ve akıllı oluşum, ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir.

Hekim (Doktor) karşısına gelen bir hasta:
“ Ey hekim!
Bendeki istiska (Siroz) hastalığına bir ilaç ver” dese gerektir ki, başka bir istekte bulunmasın.
Ancak ilaç istemeye baksın.

Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek yahut şekerli helvalar getirseler, o da yese;
O adam susuzluk davasında yalancıdır.

Nasıl ki, açlıktan bahsedeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler, o da bunu içse;
O da açlık davasında yalancıdır.
                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:
1.    Aşkın gizemli yönü ve verdiği neşe ve haz’ı isteyip arayanların şehvetli insanlar olduğunu öğrendik.
2.    Bazı âşıkların işinin sevmek olduğunu, diğer etkileri aramadıklarını, önemsemediklerini öğrendik.
3.    Tanrı’nın insanlara bir sevgili gibi aşkla yaklaşımda olduğunu çok insanların bilmediğini öğrendik.
4.    En kolay yapılabilecek ilim ve çalışmanın pislikten kurtulma bilgisine ulaşmak ve uygulamak olduğunu öğrendik.
5.    Pislikten kurtulamıyorsak, bu bilgileri yaşamımıza uygulayamıyorsak diğer ilimleri anlamak ve uygulamaktan çok uzakta olduğumuzu öğrendik.
6.    Kendimizden üstün olana uymamız gerektiğini öğrendik.
7.    Meşhur olmayan, doğru fikir sahibi, yetenekli çok kişilerin olduğunu, ancak ağzı çok laf yapanların boş sözlerinin ortalıkta çokça gezdiğini öğrendik.
8.    Muhammet ümmeti olanın uyanık ve akıllı olduğunu, birçok soruya kesin cevaplar vermeye çalışan filozoflardan üstün olduklarını öğrendik.
9.     En kıymetli bilginin hata yaptırmayan, keşke demek mecburiyetinde bırakmayan, yanlış yapmaktan alıkoyan bilgi olduğunu öğrendik.
10.                      Faydalanmanın en alt seviyesinin olan öğütlerden ders ve ışık almak olduğunu, bunu yapamayanların diğer yüksek işler yapamayacağını öğrendik.
11.                      Kişi güçlendikçe başkalarına da güç kazandırdığını öğrendik.
12.                      Büyüklüğün gerçek kuvvetini bilenlerin kendini güçsüz görmek olduğunu öğrendik.
13.                      İsteğimizde doğru ve samimi olmamız gerektiğini, ne istediğimizi bilmemiz gerektiğini öğrendik.
14.                      Yalancı duruma düşenlerin hiçbir şeyden yeterli yararlanamadıklarını öğrendik.
15.                      Bu konularda çalışanların büyüklük elde edemeseler bile akıllılık ettiğini, uyanık davrandığını öğrendik.

İşte böyle yaren,

Sorun çıkmadan, yanlış yapıp keşke demeden, kendimizi kuvvetli ve hazır hale getirmemiz gerekiyor.

Bugün öğretilen davranış bilimi yanlışlardan hareket ederek doğruyu bulmaya, yanlışın yıkımını ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Size sunular bu bilgiler, uyarılar, öğütler yanlışa düşmeden doğruyu görerek zararsız bir ilerleyişi sağlamaktır.

Tanrı bizi seviyor.
Merhametle ve şevkatle davranıyor.
Kendi gücünden güç veriyor.

O halde niye bize bu kadar yakın olan Tanrı’mızdan uzak yaşamak için çabalayalım ki!
Bize gerekli her bilgiyi bir şekilde ulaştırmış durumda.

Tanrı bilgisini yok sayıp kendi kafana göre, toplama bilgilerle ne elde edebileceksin ki!
Ancak deneme yanılmalarla ve sonunda keşke dediğin yalan yanlış bir ömür sürmek sence doğru bir davranış mı?

Önce doğruyu bulmalıyız, doğruyu yaşamımıza katmalıyız, sonra da getirisinin sevincini doyasıya her iki cihanda yaşamalıyız.
                                           *
RAVLİ

2 Temmuz 2012 Pazartesi

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE ALLAH’IN HAKKI ÜÇTÜR

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

Hazreti Peygamber buyurmuştur:
Siz gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırınızda tutun.
O, gam, vaktinde bana sevinç verecektir

Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır.
O evde, sende hoş ve yüksek bir hal vardı, yüzün kızarmıştı, sarhoşluk ediyordun.

Ben de sana:
Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?” diyordum.
O sırada oraya, beni ziyaret için başka bir cemaat geldi.

Ben önlerine çıktım, gelmesinler diye oyaladım.
İmad (Dil bilgini, sözlük âlimi) da onlarla beraberdi.

Sultan o kişidir ki, sultan olduğunu bilir.
“ H”, nefsine düşkün bir sofudur.

İsterse gelir, istemezse gelmez.
Geciken vaatler unutulur derler,

Aşıkın hali böyle değildir.
İşe önceden başlamak gerektir.

Bu günün işi, yarına bırakılmamalıdır.
İşe başlarken de Tanrı’dan yardım dilenmelidir.

Artık bundan daha açık söz, bundan daha beyaz yoğurt olmaz.

Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir:
Diken asla yenilmez, kendin de yiyemezsin

Şeyh İbrahim’e dedim ki:
“ Bu tatsızlık hep senden mi?”
Onu kendime muhatap (Kendisine söz söylenen) ettim.

Ahvalin (Durumun) ne olduğunu zaten biliyordum.
O kimdir ki, onun gönlüne perdeler çekilsin.
Onda bizim âlemimizden bir hayal, o hayalden başka bir hayal doğsun.

Ben bu manaları öylesine söylüyorum.
Hazreti Peygamber aleyhisselam bile bu kadar açık söylemez.

Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil, belki onun bu sözü fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakit olmadığındandır.

Çünkü o çok meşguldü.
Ama benim için o manayı olduğu gibi, açıkça söylemekte hiçbir engel yoktur.

Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da, o mana bana şu beyitten geliyor.
Beyit:

İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem,
Her günahın ardından karşıma gufran (Tövbe, af, merhamet) gelir.

Nasıl ki Kuran’da:
Rabbiniz size güzel bir şehir verdi.
O çok bağışlayıcı Tanrı’dır”
(Sebe suresi15) ve

Ya Muhammed!
Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık, bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını bağışlamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yönetti” mealindeki ayetler bu gufrana (Tövbe, af, merhamet) işarettir.

Peygamber aleyhisselam, içki içmezdi, onun günahı ancak şu sözdeydi.
O buyurdu ki:
“ Gufran (Tövbe, af, merhamet) senden daha eksik ve güdük değildir.
Sen ne zaman dilersen, bu günahı işle ve söyle”

Bu, Peygamber için görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır, diyebilirsin.
Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar.

Hazreti Peygamber, bu nükteyi (Herkesin anlayamayacağı ince mana) daha tatlı söyleyebilirdi.

Ancak daha fazla açıklayamazdı.
Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz, belki yalnız anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu.
Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi.

Ama onun dostları, bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de, tatlı sözlerinde de, yüz bin lezzet bulur, son derece hoşlanırdı.

Ebubekir mest  (Sarhoş) olur, Ömer’e bambaşka bir hal gelir, Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi.

Onun o tatsız (Korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi.

Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar.
Bazılarına da, ölüm sırasında yüz gösterir.

Bazıları da, onu arama yolunda can verir giderler.
Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle ölmek de büyük bir iştir.

Önce senin bir işin yoktu.
Ayağına el uzattın.
Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun, kârın bu oldu.

Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü.
Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu.

Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi, asla o evden dışarı çıkmazdı.
Semadan beş yüz vahiy gelse bile!

Bütün Peygamberin ve velilerin özledikleri bir sevgili, kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu.
Bu öyle yüce bir Tanrı Peygamberi, öyle ulu bir zat olduğu halde, böyle zatları niçin özlüyordu?
Ah!
Kardeşlerime bir kavuşabilseydim!” diye hep onları sayıklardı.

Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli peygamberlerin haberleri oldu.
Bir gün, onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu.

Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberi olmadı, bir kısmı da onları görüp, görüşmek mutluluğuna erişemediler.

Mevlana’ya dedim ki:
Bu konuyu destekleyici birkaç söz söyle, meclistekilerden biri gitti ama yeni gelen bir şeyler dinlemek ister.

Mevlana’da konuşmak arzusu yoktu, sözünü bitirmişti.
Ancak emrimi yerine getirmek için şu birkaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı:

İblis, sizinle çok savaşlar yapar.
Bundan sonra öyle görünüyor ki, size vesvese (Kuruntu) vermekte zorluk çekecektir.
Onu görmekten, sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki, size bir ziyan vermesin.

Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor:
“ Ulu Tanrı’ya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır, lisanından dökülür”
Bu kırk sabah, müminin gönlünün anahtarıdır.
Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz.   

Şeytan Yahya’ya, İsa’ya gizlice secde etti.
Bu nedir?

Korkudan, umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir, derler.
O halde Tanrı’ya gerçek iman hangisidir?

Gerçek iman, bu cihanın renklerine boyanmadan, o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilahi âlemin seslerini işitenlerin imanıdır.

O halde Firavun için neden böyle olmadı?
Onun imanının da kabul olması gerekirdi.

Mademki son nefesinde, tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür.
Firavun da öyle olmalıydı.
Kuran’da bu konuda üç kereden başka müsamaha (Görmemezliğe gelme, göz yumma, hoş görme, aldırış etmeme) yoktur.

Nasıl ki şöyle buyrulmuştur:
O kimseler ki, önce iman ederler, sonra kâfir (Dinsiz, imansız) olurlar, (1)
Sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr (Reddetme, tanımama, saklama, gizleme)
Olurlar, (2)
Sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler, küfürlerini (Dinsiz, imansız)  artırırlar. (3)
Allah onları bağışlamaz, doğru yola da yöneltmez.”
(Nisa suresi 135)

Allah, kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez.
Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur.
Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış, yani küfrü imandan üstün gelmiştir.

Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur.
Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam, ortada hiçbir şey yokmuş gibi olur.

“Kuran’daki bu müjdelerden, korkutmalardan, ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap;
Hangi gidişte ve yolda yürümek istersen yürü;
Nihayet ömür bakımından, şeriat yönünden iman sözü dile gelince, mümin olarak gidersin” demek, halka cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir.
Kuran’a aykırı konuşmaktır.


Bu yolda konuşmalar, şu cihetten doğru değildir ki, neticesi halkı uyutmak, onları gaflete sürüklemek, işinden gücünden alıkoymak olur.
Zaten halk, tarife sığmayacak kadar tembeldir.

Halk, bu” Her ne istersen yap!” sözünü işitince “ Son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun, mümin olarak gidersin” sözüne güvenir.

Evet, filan zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir.
Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir.
Ama hakikat yönünden o, gerçek mümin olabilir.

Çünkü hakikatte, ayette bildirilen” Küfürlerini artırır” yolundaki açık ifadenin dışındadır.
Ama “ Bu ne biçim şeriattır ki, halkın mahvolmasına sebep oluyor?” denirse, biz de deriz ki:
Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak, yüz bin kere daha korkunçtur.
Bu onları kuyuya düşürmektir.

Eğer bu yolda yürür, bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan, gittiğin yol doğrudur, gerçektir.

Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun, onu tavşan uykusuna yatırıyorsun?
Yoksa bu işte taklitçi misin?
Yoksa doğru yol bu değil midir?
Gel söyle bu nasıl olur!
Onunla konuşmanın ne yeri var?

Yetmiş yıllık bir Mecusi’ye bu yol üzerinde, o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse;
Ona, hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse, o Mecusi’de Mecusilikten eser kalmaz.
Her işi Müslümanlık olur.
                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:
1.    Peygamberimizin kendi yaşamından sonra gelecek zamanda gelecek olan Tanrı velilerini müjdelediğini ve bunları görmek için özlediğini öğrendik.
2.    Tanrı sözlerinin verdiği zevkten sarhoşluk bazen de divanelik tesiri olduğunu ve bunun önlenemez olduğunu öğrendik.
3.    İşimizi Tanrı yardımı isteyerek hemen yapmamız gerektiğini, sonra yaparım diye geciktirirsek unutacağımızı öğrendik.
4.    Kendimizin korkutulmak, tiksindirmek zarara uğramak, sıkıntıya uğramak istemediğinden başkasına da böyle tatsızlık yapmamamız gerektiğini öğrendik.
5.    Günah işlenildiği zaman Tanrı’dan uzaklaşıldığının farkına varan pişman olursa tövbe eder ve Tanrı’dan af ve suçunun bağışlanma geldiğini öğrendik.
6.    Af ve bağışlanmanın sayısı ve sınırı olduğunu, suç işleyip af dilerim nasıl olsa Tanrı beni affeder diye Tanrı kararını kendimiz kullanmaya kalkarsak iman sınırından dışarı çıkarılacağımızı bilmemiz gerektiğini öğrendik.
7.    Peygamberimize günah işlemesi Tanrı tarafından serbest edilmiştir ama onun sözünden başka günahının olmadığını öğrendik.
8.    Amacı uğrunda ölmenin büyük bir iş olduğunu öğrendik.
9.    Rüya ile bildirilenleri önemsememiz gerektiğini öğrendik.
10.                      Gerçek imanın bu dünyanın güzelliklerine kapılmadan, ilahi âlemin güzelliklerini gören ve ilahi âlemin seslerini dinleyen, doğru kabul edip uygulayan olduğunu öğrendik.
11.                      İmanın küfürden üstün gelmesi gerektiğini öğrendik.


İşte böyle yaren,
Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, sonunda yakalanırsın çekirge (üçüncüsünde avucuma düşersin çekirge) unutmamalıyız.

 Birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz.

Arzularımıza kavuşmak için çalışır çabalarız.
Kimi zaman kâfir kimi zaman imanlı oluruz.

Yanlışı doğru diyerek yaparız.
Günahı iyilik diye yaparız.

Burada dikkat etmemiz gereken kendi ölçülerimizle yaptığımızı onaylamak değil, yaptığımızın Tanrı ölçülerine uygun olup olmadığına dikkat etmektir.

Kişinin ne yaptığının, ölçülere, sınırlara uyup uymadığının farkında olması gerekir.
Öz eleştiri başlangıçta çok zor olmasına rağmen yapılmalıdır ve çok faydalıdır.

Kendi yanlışlarımızı bize söyleyecek doğru sözlü yaşlı birinin olması bulunmaz bir nimettir.

Kimse beni eleştiremez, ben bilirim, benim yaptığım doğrudur diyorsan benlik davası gütmektesin ki bizden çok uzaklaşmışsındır demektir.

Söylenenler canını sıksa da, hoşuna gitmese de nefsine doğruyu kabul etmeyi öğretmelisin, zorlamalısın, mecbur bırakmalısın.

Bu yol göstermelik tören veya çok taraftar bulmak yolu değildir.
İstediğine dünyada ulaşabilmek için savaşmalısın uğraşmalısın.

Arzuna kavuşur musun?

Belki bu dünya kavuşursun.
Belki ölüm anında kavuşursun
Belki mana âleminde kavuşursun.

Ama çalışmanın bu uğurda savaşmanın karşılığını iyilik olarak muhakkak alırsın.
                               *
RAVLİ

1 Temmuz 2012 Pazar

ŞEMS-İ TEBRİZİ VE KENDİ SÖZÜNÜ SÖYLEMEK

Şems Hazretlerinin bir sohbette söyledikleri:

Bir gün, Eba Yezid, minber üzerinde şu sözleri söylüyordu:
“ Ben, içinde söz konuşulan (Tartışılan) bir meclis istiyorum.
Yoksa bu tahta minberden ne çıkar?”

O sırada bir kadın ayağa kalktı, yüzünü ona çevirdi.
Vaiz hemen:
Otur ey avrat!” dedi.

Kadın atıldı:
Ey Şeyh!
Kuru davacı!
Biliyorsun ki, şu senin halin ilk defa değil!
Her ne kadar sözün doğrudur ama sen kimsin?
Bu sözler mademki senin sözlerin değil, bu iş senin işin değil;
Kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın.
Her ikisi birbirine karışmış olsun” dedi.

Eba Yezid sustu.

Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim.
Her harfsiz, işaretsiz sözü, her sessiz kelamı dinliyor, bu taraftan da sözler işitiyordum.

Diyordum ki:
Ey harfsiz söz!
Sen söz isen söyle, bunlar nedir?”

Bana kalırsa bir oyuncaktır” dedi.

O halde, beni oyuncak için mi gönderdin” dedim.

“ Hayır, sen istiyorsun ki, her şey kendi arzuna göre olsun.
Suda, toprakta bir yerin olsun da, ben bilmeyeyim ve görmeyeyim” dedi.

Şimdi her sözü işitiyor, ibretle her tarafa bakıyor, her sözün derecesini anlıyorum.

Hazreti Peygamber aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Her din bilgini bir gün bir sokaktan geçse, o sokaktan kırk gün şeytan geçemez
Burada, Peygamberimiz sadece bilgin demiyor, din bilgini diyor.

İsa’ya:
Tanrı’nın oğludur” diyenler, onun birleşme yolu ile Tanrı’dan kopmuş olduğunu söylemezler.
Belki o, çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir.

Diyelim ki, bu söz filandan çıkmıştır.
Bu, bilinen manada doğmuş demek değildir.

Sultanı görmekle benim için bir zarar yoktur.
Ama onun için bu Şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır.

Onlar eğer Allah’ın has kulu iseler, bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum, denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz (Sıkıntı görmezler).

Ama bunlar onlardan değildir.
Bunların etekleri ıslanmak değil, belki baştan ayağa suya batar, boğulur giderler.

İşte bu sebeple, sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir.
Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak arzusu, o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır.

Mademki bizde de bir eğilim var, bu doğuştaki beraberliktendir.
Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir perisi veya şeytanı vardır, derler.

İnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır, bir şeyler koparır.
Bir kimse vardır ki, bizden uzak kaçar ama başka biri de bizimle sohbete, dostluğa layıktır.

Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında, ferman senindir der.
Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir.

Her ne kadar, ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır; bu yüzden duraklamalar görülür onda.

Başka bir yorum:
Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır.
Aşk, denildiği gibi, ezelden beri vardır.

Ama ruh hakkında fikir ayrılığı baş göstermiştir.
Bazı filozoflar, ruh ezeldendir, kadimdir, diyorlar.

Bazıları da sonradan yaratılmıştır görünüşünü ileri sürüyorlar.
Yani önceden yoktu sonradan var oldu.

Hele ruhlar topluluğu daha sonradır.
Hadiste:
Ruhlar toplanmış ordulardır” buyrulmuştur.

Ama bu topluluk da çeşitlidir.
Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır, bozguncularında.

Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz.
Tanrı bilgisi her şeyi kaplamıştır” dediğimiz zaman, bu toplulukta Tanrı vardır.

Nasıl ki ayette:
Allah takva (Kötülük yapmaktan sakınanlar) ehli kişilerle beraberdir 
(Nahl suresi 128) ve ayrıca aynı ayette:
Allah güzel düşünen ve işler yapanlarla beraberdir” buyrulmuştur.

Şu hale göre Tatarlar, ilk yaradılışta bizimle birlikte (Aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün bu saatte de bizimle birlik olur, barışık yaşarlardı.

Böylece İmad ile o H’ye Tanrı,
Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir halife yaratacağım, sizi de o toprak ve su âleminin halifesi zatın soyundan üreteceğim “diye hitap etti.

Onlar:
“ Yarabbi!
Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz.
Korkarız ki sonra dağılalım, bu mutluluktan uzak kalalım!” dediler.

Tanrı buyurdu:
Ben biliyorum, siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz.
Ancak bana sığındığınız için, topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz.

Hâlbuki benim gücüm her şeye yeter, benim kudretimde eksik bir taraf yoktur.
Ben sizi yine toplarım, hep birbirinizle, hep bir arada, aynı kılıkta yeniden yaratırım!”

Hiç şüphe yok ki, şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır.
Bir mutlu kimse vardır ki, bu sarayın içi dışı, onun için döşenmiştir.

Geri kalan ne varsa onun uyruğu, onun kölesidir.
Her şey onun içindir.

Bu kâinat binası onun için yaratılmış, o bu kâinatın için yaratılmamıştır.
Nasıl ki, bir zenginin aziz bir konuğu vardır, onun şerefine güzel bir konak yaptırmış, döşemiştir.
Sonra da başka bir yere göçmüştür.

Bu konak boş kalır mı hiç?
Aradığımız Tanrı yolunun yolcuları vardır.
Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar, bulmak isteyenler asla yol bulamazlar.

Meğerki aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin.
Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin, her yana ve her yöne başvursun,

Bilgiyi kendine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün, daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın.

O aradığı sevgili kendini göstermezse, şüphe yok ki hiçbir şey elde edemez.

Tanrı yolunun bilgisi mücahede ( Uğraşmak, savaşmak, nefsi yenmeye çalışmak, din düşmanlarıyla savaşmak) ile çalışmakla da elde edilemez.

Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde, gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır.
Karanlığa gömülür.

Meğerki Tanrı bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın.
Zaten o Tanrı velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir?

Bu gün size, aradığınız o Tanrı adamı benim desem, Mevlana uzakta mı kalır?
Onun için ne mutluluktur ki, aradığını bulmuş, ona erişmiştir.
Yoksa aksilik, aksilik üstüne olurdu.

Bu gün size vereceğim öğüt şudur:
Önümüzde bir gün var ki, o güne “ Teğabün” yani kıyamet günü derler.
O gün:
Ah, biz ne yaptık!” demenin hiçbir faydası olmaz.
Ama kıyamet bu saatte faydalıdır.

                  ***
MAKÂLÂT. Şems-i Tebrizi.
Çeviren Mehmed Nuri Gençosman.
ATAÇ yayınları Tasavvuf 6
                    ***
Neler öğrendik:
1.    Başkasının sözünü söyleyen kişinin kendini ululamasının doğru olmadığını öğrendik.
2.    Her insanın kendi arzusuna göre olmasını istediğini öğrendik.
3.    Tanrı’nın her şeyi kendi arzusuna göre düzenlediğini, gördüğünü, duyduğunu kalben inananın kişinin her sözü işitebileceğini, her olaydan ders alabileceğini, her şeyin kıymetinin derecesini anlayacağımızı öğrendik.
4.    Din bilginini olduğu yere şeytan’ın gelemediğini öğrendik.
5.    Doğuş ve çıkış sözü birbiri yerine kaydığı, kullanıldığı zaman yanlış anlamalara neden olunduğunu öğrendik.
6.    Bizden razı olanın dostumuzdur, bizim kararımızı kabul edenlerin de bağlı olanlar olduğunu öğrendik.
7.    Herkesin yoldaşı ile beraber yaratılmış olduğunu öğrendik.
8.    Toplulukların ayrı-ayrı yaratıldığını öğrendik.
9.    Tanrı’nın istediği topluluğu dağıttığını, yeniden topluluk yarattığını öğrendik.
10.                      Tanrı’yı akıl aracılığı yoluyla yol bulunamayacağını öğrendik.
11.                      Tanrı kendini göstermek istemezse, hiç kimsenin Tanrı’yı göremeyeceğini öğrendik.
12.                      Tanrı yolunu, Tanrı bilgisine ermiş erenlerden birinin yardımıyla bulunacağını öğrendik.
13.                      Kendi çalışmalarımızla bilinmeyen yönlere, karanlıkların içine gideceğimizi öğrendik.
14.                      Şems ve Mevlana Hazretlerinin Tanrı bilgisine ermiş yol gösterenler olduğunu, onları kendimize kılavuz etmemiz, yardım ve destek almamız gerektiğini öğrendik.


İşte böyle yaren,

Tanrı kendisini tanıtmak isterse yaklaşman için Tanrı erlerini sana tanıtır, sevdirir ve gönül bağı kurman için imkân sağlar.

Kendi başına ve akıl yoluyla Tanrı’yı bulamazsın değil tanrı’yı bulmak o yolu bulamazsın.

Tanrı erine hizmet ederek, sevgi ve saygı göstererek, her dediğini doğru kabul ederek onun götürdüğü yere korkmadan, tereddüt etmeden gitmelisin.

Hayatta olan Tanrı erine ulaşamamışsan veya anlayamamışsan Şems Hazretlerinin bu okuduğun kitabı okuyarak, Mevlana Hazretlerinin ve dostlarının kitaplarını okuyarak yol ve yön bulmalısın.

Bu satırlarla o büyüklerimizin sözleri sana nasıl yakınsa bilmelisin ki uykuda bile senin yetişmen için sana öğretmek, yardım etmek için daha yakınlardır.

Elbette ki Tanrı izni olmadan hiçbir şey istekten daha ileri gidemeyeceğin için aşağıdaki
RAVLİ TARİKATÜ’L­-ARİFİN RİSALESİ’NİN TENKİTLİ METNİ” Google’den okumalısın ve tatbik etmelisin.
                         *
RAVLİ

Popüler Yayınlar