2 Şubat 2012 Perşembe

ULU ARİF ÇELEBİ VE NUR İLE TEDAVİ EDEN DOKTOR

Latifeler madeni, zarafetler kaynağı Ahi Muhammed Divane (Tanrı rahmet etsin) Çelebi hazretlerinin Sivas’ta bulunan ve hakkında büyük bir inayet beslediği, samimi muhiplerindendi. (Sevgi besleyen dost).

Çelebi ne zaman Sivas’ı şereflendirse Ahi Muhammed Divane onun için güzel Sema toplantıları yapardı ve hadden aşırı hizmetlerde bulunurdu.

Üçüncü defa Sivas’ı şereflendirdiği vakit, Ahi idrarını tutamamak hastalığına müptela olmuştu.

Bir gece Çelebi Hazretlerine Sema vermişti.
Şehrin her cinsten ileri gelenleri hazırdılar.

Ahi evin ortasında oturmuş Çelebi’nin sema edişini seyrediyordu.
Çelebi birdenbire heyecanlanarak Ahi’yi yakalayıp Sema’ya soktu ve dönmeye başladı.

Ahi hastalığı dolayısıyla bir münasebetsizlik olur diye korktu.
Sema esnasında ona:

“ Bundan böyle keyfine bak, bu günden sonra artık bu hastalıktan zahmet çekmeyeceğin ümit olunur.” Dedi ve hakikaten o hastalıktan eser kalmadı ve o, daima şeyler arasında:
“ Benim şeyhim Celaleddin Emir Arif’tir.
Bütün dünyanın hekimlerinin iyi etmekten aciz kaldıkları bir illetin ilacını bulup beni kurtardı ve o babanın temiz ruhuna binlerce aferinler olsun ki ondan baş ve başbuğluk ülkelerinde böyle bir evlat dünyaya gelmiştir” dedi.

ŞİİR:
 Ben, senin gibi cevher meydana getiren nur deryasının dalgalarına kul olayım.”
(Mesnevi 1.Cilt 224/3985)

“ O, geri kalmışları menzile eriştirir ve insanoğullarının cevherlerini garazsız (Sebep gerekmeden, arada bir şey olmaksızın, ivazsız (Bedelsiz, karşılık beklemeksizin) temizler.”

                                        ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ Şark İslam Klasikleri 29
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Evliyalara, ermişlere, velilere ve bunlardan birine sevgi ile bağlanır da onun dostluğunu kazanırsak; bizi arzularımıza kavuşmamıza yardım ettiğini, içimizdeki cevheri ortaya çıkardığını, başka bir neden olmaksızın bizi temizlediğini ve bu yaptıklarından hiçbir bedel istemediğini öğrendik.
2.    Hastalıktan iyileştiremedikleri, çaresiz kaldıkları kişiyi, kendisindeki nur dalgalarıyla Tanrı erlerinin iyileştirdiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

İşlerinin iyi gitmesi, hastalığının iyileşmesi için Mevlana Hazretlerinin kendisine ve dostlarına sevgiyle bağlanmalısın.

Görev yapan doktorlar hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi ederler.
Tanrı eri daha hastalık kuvvet bulmadan Tanrı izni ile bu dert sıkıntı vermeden seni kurtarır.

Eğer sen bunu anlayacak güçte değilsen hastalık baş gösterdikten sonra yaparlar.

Sevinç içinde yaşamak, ebedi yaşamak istiyorsan bu büyüklerimize sevgiyle bağlan ve onların eteklerini tutmaya çalış.

Onlar gibi olmak hevesini muhafaza et ama onlar gibi davranmaya kalkma.
Çünkü onlar Tanrı vergisi ile hareket ederler.

Bize düşen görev uygun olmak için çalışıp çabalamaktır.
Yetki verilmeden kendi kendine bir şeyler yapıp kovulma sebebidir.

İnşallah böyle büyüklerimizin sevgisini kazanırız.
İnşallah uygun kişi oluruz.
Âmin.
                                            *
RAVLİ 

ULU ARİF ÇELEBİ VE OLGUNLUK YOLU

Hayran emirci Konya’ya geldiği akit, bizim Çelebimiz ona mübarek Türbe içinde bir sema verdi.

Onu kucakladı ve:
“ Ümit olunur ki gelecek ramazan bayramında tekrar sizin Sema’nızda oluruz” deyip beyaz külahını onun başına geçirdi.

Hayran’ın hayreti, bir iken bin oldu.
Çünkü Hayran’ın gözü o külaha düşmüştü ve onu almak istiyordu.

Hiç istemeden istediğine sahip oldu.
Gelecek sene de ayni günde Sultaniye’de bu adı geçenle sema etti.

Bu tuhaf bir tesadüf oldu.
Tanrı’ya ve Tanrının kelamına yemin ederim
“ Eğer biliyorsanız bu büyük bir yemindir”
(Vakıa suresi 76-78)

Eğer o ulu kişinin ufak kerametleri anlatılmaya kalkışılsa ciltlere sığmaz.

ŞİİR:
“ Benim her kılımın ucunda bir dil olsa,
Onun güzelliğinin şerhini,
Yine söze sığdıramam”
(Mesnevi 5 cilt 147/2315)

Onun söz ve yaşanmışlarından bu kadarına âşık talipler ve talibi âşıklar içindir.
Yazdık ki onlar Tanrı erlerinin sevgi yollarına girmekte kuvvet bulsun,
İtikâtları süslenip olgunlaşma olsun ve
Bu latifeleri yazan müellifi (Bu kitabı yazan) de kabul edilen dualarından unutmasınlar.

ŞİİR:
“ Eğer siz doğru ve güvenilir kişilersiniz ulularınızı hayırla anın.
Duada kendi dostlarınızı hatırlayınız."

“ Bilsin ki, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
Ve çalışması da ileride görülecektir.
Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.”
(Necm suresi 39-41)

                                        ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ Şark İslam Klasikleri 29
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Tanrı âşıklarının böyle ulu kişilerin yaşanmışlarını okumakla, yaşamları süsleyerek, inançları kuvvetleneceğini öğrendik.
2.    Âşıkların bu yaşanmışları okumakla, sevgi yoluna girip kuvvet bulacaklarını ve olgunlaşacaklarını öğrendik.
3.    Uluların bu güzel ve örnek yaşanmışlarını yazıp bize ulaştıranlara kabul edilen duadan etmemiz gerektiğini öğrendik.
4.    Güvenilir ve dost kişilerin ulularını hayırla andıklarını öğrendik.
5.    Tanrı erlerine dost olan kişinin, verdiği sözlerinin yerine gelmesi için Tanrı’nın yardım ettiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Neye çalışıyorsak, elde edeceğimiz o çalışmanın karşılığından başka bir şey değildir.

Ne ekersek onu biçeriz.
Ne dikersek onun meyvesini yeriz.

Kimi seversek onunla beraber oluruz.
Hangi yoldan gidiyorsak o yolun sonunda ne varsa ona ulaşırız.

Kendimizde uygunluk oluşturursak, olgunların bize sahip çıkacağını öğrendik.

Mum gibi etrafını aydınlatmak için eriyip yok olmuşların yaşanmışlarını okuyarak, sözlerini önemseyerek, içselleştirerek ve dualarımıza katarak bir olmanın, pir olmanın imkânlarından faydalanmalıyız. 

Kim kimin yanına gidiyorsa bir zaman sonra onun gibi olamasa bile, o topluluktan olacağını öğrendik.

Bu dünyadan ayrıldığımızda arkamızdan iyi sözler söylenmesi için uğraşımız varsa beklentimizin de iyi olacağını öğrendik, anladık.
                                            *
RAVLİ

1 Şubat 2012 Çarşamba

ŞEYTAN VE YAPTIKLARI

Allah insan ırkının ilki Hz. Âdem’i yaratınca meleklere, Âdem’e secde etmelerini emretti.
İblis (Şeytan) hariç hepsi secde ettiler.

Böylece ilk isyan, kibir (Büyüklenme),ayrılık ve düşmanlık başladı.
(Â’ raf, 7/11-22)

Artık insan nesline karşı olan bu tavrını, DÜŞMANLIK
(Fatır, 35/5)

SAPTIRMAK
(Kasas, 28/15)

VESVESE VERMEK
(Nas, 114/1-4)

ALDATMAK
(Lokman 31/33)

NANKÖRLÜK ETMEK
(İsra, 17/27)

İSYAN ETMEK
(Meryem, 19/44)

ŞÜPHEYE DÜŞÜRMEK
(Sebe, 34/20)

KÖTÜ İŞLERİ GÜZEL GÖSTERMEK
(Ankebut, 29/38)

İÇKİ, KUMAR VE FUHUŞ GİBİ EYLEMLERİ SEVDİRMEK
(Maide, 5/91-92)

Şeytanın gücü daha çok kendisine dost olanlarla Allah’a şirk koşanlara yetmektedir.
(Nalh, 16/100)

Kulluk vecibelerini yerine getirenlerle Allah’a sığınanlara zarar veremez.
(Nalh, 19/99)

Yarın kıyamet gününde gerçek ortaya çıktığında şeytan aczini ve iflasını itiraf ederek gerçekleri ortaya koyacak.
(İbrahim, 14/22)

Ancak bu gecikmiş bir itiraf olduğundan kimseye faydası olmayacak.

(Doç.Dr. Fikret Karaman çalışması. D.İ.B. Dini Kavramlar. Sözlüğü)

                                            ***

Neler öğrendik:
1.    Halkın beğenmesine, ilim sahibi olmana, itibarlı makamda olmana, din adamı olmana güvenip de başkası hakkında zan ile bir şey söylemenin yanlış olduğunu öğrendik.
2.    Ağzımızdan çıkan sözün bir şekilde o kişiye bildirildiğini ve fena söz söylemememiz gerektiğini öğrendik.
3.    Terbiyesizlikte bulunursak, küstahlık edersek bir şekilde okla vurulacağımızı öğrendik.
4.    Peygamberimizin kalbinin uyanık olduğunu ve etkin işler yaptığını öğrendik.
5.     Allah ve peygamber adını benliklerini kuvvetlendirmek için kullananların ibret olsun diye rezil hale getirildiğini öğrendik.
6.    Şeytanın huyu ile davranmanın veya şeytanın maskarası olmanın insanı kötü duruma düşürdüğünü öğrendik.
7.    Temyiz kabiliyetimizi artırmamız gerektiğini öğrendik.
8.    Kişinin derinliğine olmasa da, iyi ile kötüyü, faydalı ile Zaralıyı ayırt ve idrak edebilmesinin temyiz olduğunu öğrendik.

İşte böyle yaren,
Çalışırsın, çabalarsın, ibadet edersin, çok şeyi bilir ve öğrenirsin.
Birçok da kendinde farklı bir şeyler olduğunu ve yaptığını da görür güvenini artırırsın.

Mevlana hazretleri bana doğruyu yüzüme söyleyecek dosttan mahrum etme diye dua ettiğini biliyoruz.

İnsana doğruları, hatalarını, yanlışlarını, kusurlarını yüzüne söyleyecek ille de dost gerekir.

Çok güzel iyi işler yaparız ama Allah sonumuzu iyi etsin.
Öyle bir hata yaparız ki yaptıklarımız hiç olur gider.

Allah korkusunu kalbimizden bir an bile olsun çıkarmamalıyız.
 Allah sonumuzu hayırlı eder inşallah.
                        *
RAVLİ

ULU ARİF ÇELEBİ VE DOST YARDIM EDER

Bu menkıbeleri derleyen haki kul Ahmed (Tanrı onun akıbetini iyi etsin) riayet etmiştir ki:

Ulu arkadaşlarla, insanların sultanının (Yani Arif Çelebi’nin) refakatinde Arif Çelebini derin padişahı Olcaytu Han’a nasihat ermesi ve onu Şiilerin ve Rafızîlerin mezhebinden menetmesi için Sultaniye^ye (İran Azerbaycan’ının da) gitmek nasip oldu.

Bir gün, ulu türbe’nin pirlerine ve bundan daha önce de Sultan Veled Hazretlerine (Tanrı onun aziz olan sırrını kutlasın) şöyle bir haber ermişlerdi:

“ Şiiler Sultan Herbende’yi öyle kandırdılar ki Rafızî oldu, ulu sahabeye  Küfrediyor.
Hatta (Medine’ye) de bir cemaat göndermiş.
Bu cemaatin maksadı fırsat bulunca bir delik açıp mezardan Sıddık-ı Ekber’in (Ebubekir) temiz cesedini en büyük dostunun (Muhammed’in) yanından çıkarıp peygamberi (Tanrı’nın selat ve selamı üzerine oldun) yalnız bırakmaktır.

Nihayet “ Eğer seninle gömülü iki arkadaşın olmasaydı seni ziyaret ederdik” diyen bir taife onunla müşerref olacaklar ve ayrıca bunların Rum ülkelerinin hatiplerini minberlerinde bu sahabenin (Ebubekir, Ömer, Osman) adını anmaktan men ettiklerini söylediler.

Sultan Veled Hazretleri, bunu duyunca gayrete geldi ve buna çok sıkıldı, heyecanlar gösterdi, nihayet bütün dostlar ağladılar ve şehir halkından feryatlar yükseldi.

Sultan Veled:
“ Bizim Arif’i çağırı “ diye emretti.
Çelebi Hazretleri ileri gelip baş koyduktan sonra Sultan Veled ona:

“ Acz içinde bulunan bir dosta yardım, yine arkadaşlarından gelir" şiirini okudu ve:

Haydi, birkaç arkadaş al, çabucak hanın karargâhına git ve o zavallı (Miskin) Kharbende’yi bul onu, hakikati gören kulun parlayan nurunun kulu yap da onu cehennem ateşinden kurtar, acele etmen lazımdır” dedi.

ŞİİR:
"İktidarın oldukça kudretini göster,
Sen bunu kuvvetsiz de yapabilen kimsesin”

Çelebi Hazretleri bu vazifeyi üzerine alıp sefer hazırlığında bulunmak istedi.
Takdirleri manileri tedbiri değiştirdi.

Veled Hazretleri birdenbire ebediyete âlemine göçtü ve Tanrı’nın civarına ulaştı.
Fakat göçeceği anda:
“ Arif, Herbende Han’ı ihmal etme” diye nasihat etti

Böylece Arif Çelebi 715 Hicri tarihinde ikbal sahibi dostlarla hanın yanına gitmek üzere hareket etti.

Bayburt şehrine ulaşınca birkaç gün halifelerin örneği Bayburt’lu Ahi Ahmed Bayburdi (Tanrı rahmet etsin) makamında konakladı.
Ramazanda orada idiler.

Birdenbire Bayburt, Erzurum vilayeti ve mülhakatının hâkimi olan, Hoca Yakut kapıdan içeri girdi Çelebi Hazretlerinin elini öptükten sonra onu kendi köyüne davet etti.

Çelebi bu davete icabet etti.
Bütün arkadaşlarla birlikte hareket ettik ve çok yüksek bir saraya indik.
O günü büyük bir toplantı ve sema oldu.

Ertesi gün yani 716 yılı Ramazan bayramının arifesinde semanın en hareketli anında Hoca Yakut’u bir kenara çekerek:

“ Gafil olma, sizin padişahınız Olcaytu Han ölmüştür.
Fakat bizim padişahımız hayy (Diri) ve kayyumdur (Ebedi ve ezelidir).

Onun saltanatına zeval yoktur.
Şimdi senin için yapılacak şey, Tanrı’nın derğahının etrafında dolaşmak yaratığın hizmetlerinden yaratanın hizmetine geçmek beka mülkünü ve baki olan padişahı istemektir” dedi ve şu rubaiyi okudu:

“ Dünyada, padişahların emirlerin hepsinin Tanrı’nın takdir ipleriyle ellerini ayaklarını bağlıdır.

Sen âşık ol, ölümden kurtul.
İnsanlar ölürler, fakat âşıklar nasıl ölür “

Bunun üzerine Hoca Yakut, bu haberin dehşetinden sersemlemişti.
Baş koyup bu hali sordu.

Çelebi:
“ Ben bilmiyorum.
Gayb âleminden bize böyle gösterdiler” dedi.

Hoca Yakut, baş koyup o kadar hizmetlerde bulundular ki anlatılamaz.
Hemen bu vaktin tarihini yazdı.

Zilhicce’nin başında Ahlât şehrine geldiği vakit, aynı gecede Sultan Herbende’nin ölüm haberi geldi
Herkes taziyetle meşgul oldu.

Tanrı’nın fazl ve inayetiyle Sultaniyye’ye geldiğimizi şeyh Burak’ın halifelerinden ve Sinop şehrinin kadısının oğlu olan ilahi dost Hayran Emirci, o ülkenin bütün vezirlerine büyüklerine, bilginlerine ve şeyhlerine haber verdi.

Bunların hepsi Çelebi’yi karşılamaya çıktılar, büyük izaz ve ikramla kendi makamlarına götürdüler.

Arif Çelebi hemen Sema’ya başladı.
Nekkareler çaldılar ve bizim guyendeler güzel sesleriyle herkesi sihirlediler.

Sultaniye’nin ileri gelenleri daha matem elbiselerinde idiler.
Hiç Sema etmemiş ve nakkare çalmamıştılar.

Hoca Reşiddedin, Hoca Ali şah gibi vezirler, nakkare ve sema edenlerin seslerini işitince durumu tahkik etmesi için padişahın camadarı Hoca Sa’di’i gönderdiler ve:

“ Vakitsiz ve büyüklerin icazeti olmaksızın bu cüreti nasıl ve niçin gösterdiler.
Ebu Sa’id gelmeden ve Çoban hazır olmadan bu matem ortasında sevinmek kimseye yakışmaz” dediler.

Hoca Sa’id zaviyenin kapısından içeri girince Çelebi Hazretlerini büyük bir heyecan içinde gördü.
Gözleri yaşlarla doldu, başını onun ayaklarına koyup kendinden geçti.

Böylece Çelebi Hazretleri onu kucakladı ve:
“ Aziz büyüklerine de ki: Sizin padişahlarınız öldüyse, bizimki bakidir.

Siz bunun için matemde iseniz, itaatli kullarda sevinç içindedir” dedi ve şu beyti buyurdu:

“ Berrak sudan daha temiz bir aşkım var.
Bu aşk oyunu bana helaldir.

Başkalarının aşkı değişir, benim aşkıma ve benim maşukuma zeval (Sevdiğim ayrılıp gitmez) yoktur”

Hoca Said’in akıbeti mesut oldu.,Sarhoş gibi dışarı çıktı.
O kadar hizmetlerde bulundu ki tarif olunamaz.

Bütün büyükler pek çok hizmetlerde bulundular.
Bu hadise Zilhiccenin sekizinci günü oldu.

Sultanın ölümünden kır sekiz gün geçmişti.

                                      ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ Şark İslam Klasikleri 29
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***

Neler öğrendik:
1.    Yahudi Abdullah İbn-i Seba’nın yükselen İslam’ı ve birlik ruhunu, nurunu kırmak için Ehli beyte sevgiyi kullanan bir fırka kurduğunu öğrendik
2.    Abdullah İbn-i Seba Müslümanlığı kabul edip tekrar Yahudiliğe döndüğünü öğrendik.
3.    Dışı ehli beyt-e muhabbet, iç yüzü ise Mecusilik ve Yahudilik olan Rafızîlik kuruldu ve birçok kollara ayrıldığını öğrendik.
4.    Türkler arasında Bektaşi veya Kızılbaş olarak bilindiğini öğrendik.
5.     Bu fırkadan en meşhur olan Hasan Sabah’tır.
6.    Bu fırkanın sözlerini felsefe ve tasavvufla süsleyerek herkesin mizacına göre söz söyleyenler olduğunu öğrendik.

İşte böyle yaren,

Sende ve ailende nur varsa bunu etkisiz, değersiz, işe yaramaz hale getirmek isteyen kıskançlar dost gibi görünerek yaklaşırlar.

Aynı ben de senin gibi inanıyorum, senin gibi düşünüyorum diyerek söz ve davranışlarını gözetlerler ve çelişkileri abartarak ayrılıklar oluşturmaya çalışırlar.

Bu hareket tarzı iblisin hareket tarzıdır.

Tanrı emirlerine ve Peygamberimizin sevgisine başka anlamlar yükleyerek ve saptırarak farklı bir inanca sahip olmanı sağlamaya çalışırlar.

Eğer bir dostun bu tuzağa çekildiyse ve çekilmeye çalışıldığını görürsen derhal onu yeniden kazanmak için çalışmalısın, uğraşmalısın, savaş vermelisin.

Sakın ha!
Dostunu bu bozguncuların elinde bırakma.
Mesut bir yaşantıdan onu mahrum etmeğe izin verme.

Tanrı aşkına sahipsen ihtiyacın olan her şeyin bu aşk içinde sana sunulduğunu görürsün.
Aşk dışında bu işi halledeyim dersen belki halledersin.
                                             *
RAVLİ

Popüler Yayınlar