30 Aralık 2011 Cuma

SULTAN VELED MAL VE PARA

                                             
Sultan Veled buyurdular ki:

Bir gün iki fakih (Din ve şeriat âlimi) babamı ziyarete gelmişler ve hediye olarak da bir parça mercimek getirmişlerdi.

Onlar bu hediyenin azlığından ötürü utanıyorlardı.
Babam bunun için şu hikâyeyi söyledi:

Bir gün Tanrı, Mustafa’ya (Selam onun üzerine olsun)
“ Eshab benim için mal ve para versinler” diye vahyetti.

Peygamber bunu Eshaba bildirdi.
Eshabın her biri kendi takat ve kudreti nispetinde mal getirdiler.

Bunlardan bazısı malının yarısını, bazısı üçte birini ve bizim Ebubekiri’miz de bütün malını getirdi.
Bu suretle sayısız mal toplandı.

Bunların bazısı deve, bazısı altın, bazısı da harp aletleri hediye etmişti.
Eshabdan biri fakir ve çoluk çocuk sahibi idi.

Bunun üç hurma ve bir arpa ekmeğinden başka bir şeyi yoktu.
Bu da ailesinin geçim vasıtası idi.

Ayağa kalkıp bu naçiz hediyesini utanarak Peygamberin yanına getirdi ve yerine oturdu.
Eshabı bir gülme tuttu, içten içe güldüler.

Peygamber onların buna güldüklerini anladı ve ashaba “ Size gayb âleminin sırlarından bir şey söyleyeyim mi?” diye sordu.

Bütün eshab dua ve senadan sonra “ Buyurun ey Tanrı’nın elçisi” dediler.
Peygamber buyurdu ki:

Tanrı gayb âleminin perdelerini gözümün önünden kaldırdı.
Ben orada kurulmuş bir terazinin bir gözüne sizin getirdiğiniz bütün malların ve öteki gözüne de bu fakirin üç hurması ile arpa ekmeğinin konulmuş olduğunu gördüm.

Bu hakir görünen şey onların hepsinden ağır geliyordu.
Bunun üzerine Eshabın hepsi baş koydular.

Bu sırdan ötürü Peygamberi alkışladılar ve bu sırrın sebebini sordular.
Peygamber:

“ Bu fakirin malının daha ziyade makbule geçmesinin sebebi şudur:
Çünkü o, bütün varını-yoğunu vermiştir.

Bundan başka bir şeyi yoktur.
Hâlbuki diğer Eshabın ise geride biraz malları kalmıştır” buyurdu.

Sözüne devam ederek:
“ Celil (Büyük, ulu) olan Tanrı’nın uğrunda verilen az şey onun yanında çok kabul olunur.

Mesela: Küçük bir taneyi yere gömüyor ve Tanrı’ya havale ediyorlar.
Tanrı o taneyi bir ağaç yapıyor, bu ağaç sayısız meyveler veriyor;

Çünkü onu Tanrı’ya terk ediyorlar.
Verilmesi lazım gelen şeyi bir fakire, bir tanrı kuluna vermek, onu Tanrı’ya vermek demektir.

“ Fakirin eline konulan bir sadaka ondan önce Tanrı’nın eline düşer.
Sadaka fakire ve miskinlere (Aciz, zavallı, beceriksiz, hareketsiz olan) verilir” buyurdu.

Bunun üzerine bütün fakir Muhacirler (Göç eden)ve ensar (Yardımcılar, koruyucular) sevindiler.

Bu hikâye üzerine bu iki fakih (Din ve şeriat bilgini) mürit oldular.

                                      ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Fakire az çok demeden fakire ve miskine yardım edilmesi gerektiğini öğrendik.
2.    Miktar değil de imkânların hepsinin kullanılması Tanrı katında beğenilen olduğunu öğrendik.
3.    İyilik yapmanın tohum gibi olduğunu, zaman içinde ağaç gibi çok ürün veren bir hale geldiğini öğrendik.
4.    Din adamlarına hediye verildiğini öğrendik.

“Az veren candan çok veren maldan”
“Çam sakızı çoban armağanıdır.
  Atasözünü hatırlayalım.
                              *
RAVLİ

PARA ALTIN GÜMÜŞ SEVGİSİ

Hakikatten haberi olmayan birisinin bir küp dolusu altını vardı.
Ölünce o altın dökülüp kaldı tabii.

Bir yıl sonra oğlu, rüyada babasını gördü.
Yüzü fareye dönmüştü.
Gözleri yaşlıydı.

İçine altın doldurduğu küpü koyduğu yere varmış, orasının etrafında fare gibi hızlı dönüp duruyordu.

Oğlu dedi ki:
“ Baba, buraya niçin geldin?” anlatsana dedim.
Bana:
“ Şuraya para koymuştum….
Bilmem kimse buldu mu?” diye cevap verdi.

Dedim ki:
“ Peki, neden yüzün fareye dönmüş, neden böyle çarpılmışsın?”

Dedi ki:
“ Altın sevgisini taşıyan gönül sahipleri, hep böyle farelere döner.
Bana bak da ibret al, öğüt tut, para sevgisinden vazgeç oğlum”
                                                     *
*Defineye, altına âşık olmak, kâfirliktir.
Altını tapılacak hale getirmektir.

Altına, paraya tapmak (Sevgi ile bağlanmak) küfürdür….
Sen nihayet o soydan gelmiyorsun.

Hangi gönül, altın aşkıyla bulanır, bozulursa o adamın suratı, kıyamette değiştirilir.
                                                        *
MANTIK AL- TAYR 1 Feridüddin-i ATTAR İslam klasikleri. M.E.B. 2172 Çeviren Abdulbaki GÖLPINARLI ( Bu kitabı temin edip evinde bulundurmanı önemle öneririm)
                                                          *
Yaren,

Satın alma gücünü ulaşmak istemek aslında hükmetmek isteğinden gelir.
Hükmetmek isteği Tanrı rolü oynamak isteğinden gelir.

Para ve altın yaşamı kolaylaştırmak, engelleri aşmak için kullanabileceğin ARAÇTIR.
Sen bunu AMAÇ yaparsan yanlışlık başlar.

Varlığın olduğu zaman çevrende oluşan ve sana övgüler yağdıranlar dürüst adamlar sanma; onlar fırsat kollamaktalar ve senin zayıf tarafını bulup seni soymak içindir.

Sahte dostlardan arınmak istiyorsan doymazlık hastalığına yönlendiren paraya çok önem verme.
Yani PARA SENİ KONTROL ETMESİN, SEN PARAYI KONTROL ET.

Para için her şeyi yapmış olanları asla örnek alma.
Değerli olan senin İYİ HUYUNDUR.

İyi huyluyu herkes beğenir.
                                                            *
Özel,
“Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” ne demektir?

Gelin, kocasını etkisi altında tutmak için kendine ait bir alan yaratmak gereğini duyar.
En büyük rakibi kocasının annesini olarak görür ve mesafe koymak için sertleşir.
Kocasına etki edenlerin her sözünü, tavrını o alana giriyor diye ret etmeye başlar.
Geline masumene yanlışlıklar ve yetersizlikler aktarılamaz duruma gelinir ki laf, uyarılar ikinci birisi üzerinden söylenir.
                                                                       *
Ağaca yaslanma kurur,
Duvara yaslanma yıkılır,
İnsana yaslanma ölür ne demektir?

Kim bana ne yapar düşüncesinde yaşam kurmaya çalışırsan ümit ettiğinden çok azına kavuşursun ki yanlış gidişte olan bir seçimdir.
Ben ne yapabilirim düşüncesinde yaşam kurmaya çalışırsan yeteneklerini deneyerek ve geliştirerek istediğin amaca ulaşırsın.
Yaslanarak yaşan kurmak, yani yaşamının kaynağını bir yere veya bir kişiye dayandırırsan yaratılan her şeyin sonu olduğu için yaşam desteğin ortadan kalkar.
                                                                           *
“Deveye boynun eğri demişler” 
“Nerem doğru ki “demiş.

Bir insan yanlışları kendi yaptığı için kendini herkesten daha iyi bilir.
Başkasının gördüğü ve dile getirdiği yanlışlık pek azdır.
                                                                             *
Eser oluşturmak için ne yapmalısın?

Yeteneğine göre iş yaparak, derinlemesine incelemeler içinde olarak, yaptığın işi görünür hale getirmektir.
                                                                                *
Hangi evlat sevilir?

Sana getiren evlat ve önden giden evlat.
                                                                                  *
Hangi evlat sevilmez?

Senden götüren evlat ve sırtından bir türlü inmeyen evlat sevilmez.
                                                                                 *
ÖNEMLİ diye niye deriz?

Hayatının tümünü etkileyecek bu konuda dikkatli ol diye yolun başında denir.
                                                                                  *
DEĞERLİ ne demektir?

Varlığı devam ettikçe yarar sağlayan, konumunda bulunmasında yararlanacakların çok olması demektir.
                                                                                   *
Haksızlığa uğratarak elde eden aslında istediğini elde etmiş midir?

Görünürde evet.
Fakat diğer temiz kazanımlarını kirletmiş olur.
Haksız kazanç, kazananın iyiliğine dönüşmeyeceği için uzun vadede değerli olanından kaybeder.
Yani görüneni kazanır, ama bedel olarak ahlakını kaybeder.
                                                                      *
Sarımsak gelin ne demektir?

Oyuncu geline denir.
Oynadığı oyunun kokusu sonra çıkan geline derler.
                           *
RAVLİ              

29 Aralık 2011 Perşembe

SULTAN VELED VE HÜSAMEDDİN ÇELEBİ

Bir gün Mevlana’nın haremi (Eşi) Kira Hatun’u (Tanrı ondan razı olsun) Hüsameddin Çelebi evine davet etmişti.
Birdenbire Sultan Veled’de Çelebi’yi ziyarete geldi.

Tesadüf eseri olarak Tanrı’nın güzel adlarının sırlarının nuru olan o güzel topluluğun sohbetinin güzelliği müyesser (Kolayca) oldu.

Birçok sırlar ve bilgiler saçtıktan sonra Kira Hatun:
“ Bu gece rüyamda Mevlana’yı gördüm.

Bir Ankay-ı Muğrip (Zümrüdüanka kuşunun bir adı) gibi doğu ve batıdan doğarak kanatlarını Bahaeddin’in üzerine açtı ve onu kurtarıcı kanatlarının altına aldı.

Bahaeddin nereye gittiyse, Mevlana da onunla beraber gidiyordu.” Buyurdu.

Çelebi Hüsameddin’in içinden de hemen:
“ Kira Hatun, beni niçin rüyada görmedi? “ diye geçti ve mübarek yüzünde bir imrenme eseri peyda oldu.

Nitekim kıskanç erlerin kıskançlığı meşhurdur.
ŞİİR:

“ Kıskançlık duyarsan onun izini yüzünde belli et,
Çünkü bu kıskançlık Peygamberlerde de vardı “

Müminin ferasetinden çekininiz, çünkü o,yüce Tanrı’nın nuru ile bakar.
(Hadisi şerif)

(Feraset: Görüş ve anlayışta dikkatle bakıp doğruyu bulmadır.
Seziş kabiliyetini ifade eder.
Allah bu seziş hissini velilerin kalbine sokarak onunla bazı insanların hallerini kendine gösterir.)

“ Tanrı’nın nuruyla bakan kimse bu derinin içine girebilir.”
(Mesnevi 6.cilt 339/1142)

“ Tanrı’nın nuruyla bakan Şeyh başından ve sonundan haberdardır”
(Mesnevi 2.cilt 332/1567)

Derhal bu mana Veled hazretlerine ferasetle malum olup buyurdu ki:
Bu mübarek rüyanın tabiri şöyledir:

Bir kuş, yumurtadan çıkan zayıf civcivi yetiştirmek istediği vakit, daima onu kendi kanatları altında sıcak tutar, tam bir ihtimamla ona bakar ve daima onun etrafında dolaşır, yerden tane toplamasını ona gösterir.

Nihayet tüylenip kanatlandıktan sonra onu yuvasından çıkarıp havaya uçurur.
Fakat piliçlerini kemale erdirip uçurunca, etrafında daha az dolaşır ve nihayet hiç onunla meşgul olmaz.

Şimdi bizim Çelebi Hazretlerimizin de o doğan kuşunun yetişmiş bir yavrusudur ve daima kanatları açık olarak uçmaktadır.

Biz ise, bu ten yumurtası içinde kalmış zayıf yavrularız.

Tabii, Hüdavendigar’ımız, bizim ruhumuzu terbiye etmekle meşguldür.

Bizi olgunluğa ve menzile eriştirmek için etrafımızda dolaşıyor.

Bunun üzerine Çelebi Hazretleri bu manaların nurunun feyiz ve bereketiyle açılıp neşelendi.

Kalkıp Veled Hazretlerini kucakladı alnından ve yanaklarından öptü, aferinler de bulundu.

Derler ki, Çelebi o gün ona, Mısır ve Şaş ipeğinden üç kat mükemmel elbise verdi ve birçok hizmetlerde bulundu.

                                        ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ Şark İslam Klasikleri 29
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Tanrı erlerinin makam ve mevki peşinde olmadıklarını öğrendik.
2.    Birbirlerini yücelttiklerini öğrendik.
3.    Kıskançlığı imrenmeye çevirerek faydaya çevirdiklerini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Hizmet içerikli saygıya dayanan, gönlün derinliklerinin güzelliklerini ortaya çıkan efendiliğin sayısız örneklerinden birini öğrendik, öğrenirken yaşadık, yaşarken de nasiplendik.

Şükürler olsun.
Allah daha da böyle güzel ilişkileri öğrenip örnek almak ve kolayca içimize sindirmek nasip eylesin.
Âmin.
                                     *
RAVLİ

SULTAN VELED VE ŞEYHLİGİ HİZMET YERİ OLARAK GÖRMESİ

Mevlana Hazretleri (Tanrı onun zikrini yüceltsin ve şükrüyle bizi rızıklandırsın) bu dünyadan ahrete göçtüğü vakit, Çelebi Hüsameddin Hazretleri yedi gün sonra bütün müritlerle kalkıp Sultan Veled’e geldi, hayli sevgi gösterdi ve baş koyup:

“ Bundan sonra babanın yerine senin oturmanı müritlere doğru yolu göstermeni, hakiki şeyhimiz olmanı ve sırların feyizlerini insanlara taşırmanı ve benim de senin üzengin yanında gaşiyeni (Eğer altına konan sırmalı örtü) taşıyarak sana kulluk ve lalalık etmeni istiyorum.” Dedi ve şu beyiti okudu:

“ Ey can!
Gönül evinde oturan kimdir?
Padişahın tahtında şah ve şehzadeden başka kim oturur. “

Sultan Veled Hazretleri baş koydu, çok ağladı ve son derecede memnun olarak:
“ Sofi hırkaya, yetim de sanata layıktır.
Sen babamın zamanında, halifemiz ve arkadaşların ulusu olduğun gibi bu asırda da halifemiz ve büyüğümüzsün ve öyle bir Hüdavendiğarın yadigârısın.

Bizim padişahın vasiyeti veçhile taht ve halifelik senindir.” Buyurdu.

Onlar ne zaman birbiri ile buluşsalardı, Sultan Veled, Hüsameddin Çelebi’ye olan itikat ve birliğinden daima onun, önünde baş koyar ve elini öperdi.

Sultan Veled’in, babasının halifelerine gösterdiği tevazu (Alçak gönüllülük) ve kulluk (Sevgiyle bağlanarak hizmet etmek) hiçbir şeyh oğlunda görülmemiştir.

Nitekim Sultan Veled, Şam’dan Konya’ya kadar Şems-i Tebrizi‘nin üzengisi yanında yaya olarak yürüdü ve:
“ Padişah at üstünde, kul at üstünde!
Bu nasıl olur? Dedi.

Ve o üstat binici sultan, kayın babası Şeyh Selahaddin’e karşı o kadar tevazu gösterir ve kendini o kadar küçültürdü ki tarif olunamaz. 

Seyyid Burhaneddin-i Muhakkik’i can ve kalbinin kıblesi yapmış, ona çok hizmetlerde bulunmuş ve hadden aşırı gönlünü almıştır.

Sultan Veled tam on bir yıl Çelebi Hüsameddin Hazretlerini (Tanrı onların ruhlarını kutlasın) babasının kayim-makam (Hizmet makamı) olarak tanıdı ve Şevkatli bir baba, irşat edici bir halife olarak bildi.

Tam bir samimiyet ve doğrulukla ona kulluk ve müritlik etti.

Tam yetmiş yıl, aralıksız, fasih bir dil ve güzel bir ifade ile babasının sözlerini açıkladı.

Sırları açıklamada ve hadisleri tefsir etmede olağanüstü bir başarı gösterdi.
Bütün Rum ülkelerini, değerli halifeleriyle doldurdu ve gerçekten Sıddık hazretlerinin (Ebu Bekir) hanedanının sırlarını yaydı.

Sevgili oğlu, abdal ve evtadın sultanı gözle görmüş gibi iyi ve sağlam bilgi sahiplerinin gözlerinin sevinci,

İrfan denizinin incisi velilerin halefi Çelebi Celaleddin Emir Arif’i,

Çelebinin (Hüsameddin’in) has müridi yaptı ve aralarına inat ve kıskançlık yüzünden cüret gösteren ve döneklik edenler nihayet Tanrı’nın işkencesine uğradı, kovuldu ve ruhları yüzüstü bırakılmış oldu.

Bunlar hakkında:
“ Körlüğü hidayete tercih ettiler “ sözü söylendi.
Bundan Tanrı’ya sığınırız.
                                         *
Bir gün Mevlana, kalın bir kalemle mübarek medresenin duvarına:
“ Bahaeddin’imiz, iyi talihlidir.
Hoş yaşadı ve hoş ölecektir “ diye yazmıştı.

                                        ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ Şark İslam Klasikleri 29
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Hüsameddin Çelebi Hazretleri’nin kendisine verilen şeyhlik görevini Sultan Veled hazretlerine takdim ettiğini, onun rızasını ve gönlünü aldığını öğrendik.
2.     Görünen yerde değil de gönülde taht kurmanın önemli ve değerli olduğunu öğrendik.
3.    Şeyhlik makamını hizmet makamı değil de saltanat makamı sananların körlüğe yol aldığını öğrendik.
4.    Hak yoluna, doğru yola gitmek için hizmet etmek gerektiğini, hizmet odaklı düşünmek gerektiğini öğrendik.

İşte böyle yaren,

Neyin önemli olduğunu, daimi ve kalıcı olduğunu, ebedi olduğunu bilir, seçer ve o yolda hizmet odaklı yaşarsak, karışıklardan kıskançlıklardan uzak ve hoş yaşayabileceğimizi, kendi talihimizi iyi talihe ve hoş yaşayışla ödüllendirebileceğimizi Sultan Veled Hazretlerin davranışlarından öğrendik, anladık.
                                             *
RAVLİ

Popüler Yayınlar