18 Kasım 2012 Pazar

MEVLANA VE TANRI’YA SIĞINMA (MAHUT NAMAZI)

Ariflerin sultanı Çelebi Arif (Tanrı onun sırrını kutsasın) şöyle anlatmıştır ki:

Bir gün babam sultan Veled hikâye etti ki:

Şeyhim Mevlana Şemseddin-i Tebrizi (Tanrı onun zikrini yükseltsin) yüce ruh gibi olan latif sureti kör halkın gözünden kaybolduğu zaman, gönülleri bir olan müritler arasında büyük bir heyecan baş gösterdi.

Mevlana bu korkunç fitnenin ateşini bastırmak için müritlerini ve yakınlarını alarak Şam’a gitmeye hazırlandı.

Şam hududuna geldiğimiz zaman birdenbire üç yüze yakın eşkıyadan oluşan baştan aşağı silahlı ve yağmaya hazır bir ordunun kervanımıza doğru gelmekte olduğu görüldü.

Bütün kervan yolcuları ne yapacaklarını şaşırdılar.
Babam hemen mahut namazına başladı.

Ben yanına gittim, vaziyetin önemini kendisine yana yakıla anlattım.
Babam “ Bahaddin sakın gam yeme, zira kumandan (Tanrı) bizimle beraberdir” dedi.

Kervanın etrafına Hut peygamberin o müthiş kasırganın ümmetini berhava (havaya gitmemesi için) etmemesi için çevirdiği daire gibi bir daire çevirdi.

Bu eşkıya ordusu bizim kervanımıza karşı geldiği vakit, ne kadar çalıştılarsa da atları bir adım ileri atamadı.  

Eşkıya bu hal karşısında şaşa kaldı.
Onlardan biri atından inerek bize doğru geldi.

Yüksek sesle selam verdikten sonra “ Siz nasıl bir kavimsiniz, nereden geliyorsunuz.

Bu ne haldir ki, bizim Arap atlarımız sizin etrafınıza doğru yürümüyor ve bir adım ilerlemiyor,

Mısır kılıçlarımız kınlarından çıkmıyor.
Yoksa sizin aranızda cadılar mı var?” diye sordu.

Kervan halkı “Hâşâ, bizim aramıza cadılar giremez;

Fakat şunu biliniz ve haberdar olunuz ki, Mevlana Belh’li Bahaeddin’in oğlu evlat ve ahfadı ile bizim aramızda bulunuyor.

Sizi bağlayan onun velayetinin heybetidir” dedi.

Şiir:
“ Necip (soyu, sopu temiz) ve asil bir keklikte bir doğan heybeti vardır.
Eşek arısının bu heybetten nasibi yoktur.”

Bunun üzerine bunların hepsi hazan yaprakları gibi atlarından indiler, yerlere döküldüler,

Sürüne-sürüne yanımıza gelerek başlarını açıp tam bir samimiyetle mürit oldular ve bu günahlarından ötürü tövbe ettiler.

Müritlere birçok görülmemiş hediyeler verdiler.
Bizimle beraber Halep şehrine kadar gelerek kılavuzluk ettiler.

Sonra izin alarak kendi yerlerine göçüp gittiler.

İşte Tanrının yardım ettiği ve desteklediği bir kimse sonuna kadar dünyanın belalarından ve afetlerinden emin olur.

Şiir:
“ Tanrı bir kimsenin koruyucusu olursa, kuşlar ve balıklar da onun koruyucusu olur”
                                     ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489

                                     ***
Not: Mahut namazını anlatan bir kaynak bulamadım.

Neler öğrendik:

1.   Tartışma, münakaşa sürekli olmaya başlayınca sakinleşmek için seyahatin iyi geleceğini öğrendik.

2.   Tehlike ve tehdit zamanı namaz kılarak Tanrı’dan yardım istememiz gerektiğini öğrendik.

3.   Kalbimize ilham edileni yaparak Allah’a sığınmamız gerektiğini öğrendik.

4.   Hud peygamberin Tek Allah’a inananları, öğüt dinleyenleri bir araya toplayarak bir daire çizdiğini ve azap yüklü kara bulutun hortumdan zarar görmediklerini öğrendik.

5.   Mevlana hazretlerinin de aynı şekilde çizgi çekerek koruma dairesi oluşturduğunu öğrendik.

6.   Velayetin (Veli, evliya, mümin) heybetinin; Allah’ın dostu ve yardım ettiği kimseler olduğunu öğrendik.

7.   Velilerin ailesi ile Allah’ı seven Allah tarafından sevilen ve korunanlar olduğunu öğrendik.

8.   Mümin olarak Allah’ın yardım ettiği ve desteklediği bir kimse olmalıyız ki, sonuna kadar dünyanın belalarından ve afetlerinden emin olarak yaşamalıyız.

İşte böyle yaren,

Bize ne yapmamız gerektiğini yaşanmış bir hikâyeyi örnek olarak anlamalıyız.

Mevlana Hazretlerini övmek ve ona hayran olarak övgüler düzmek doğrudur, hatta azdır.

Ancak onun sırlarına talip olarak öğrenmemiz ve bu sırra göre ve örneğe göre davranmalıyız.

Selamlar.

                                        *

RAVLİ